Prof. Dr. Seyithan Deliduman'ın Yeni Yazısı: Kafesteki Maymunlar: Fon Vurgununun Toplumsal Bedeli
Üstelik mesele bugün yalnızca bir hikâyeden ibaret değildir.
Bir köye gelen yabancı, ormandaki maymunları tanesi yüz liradan satın alacağını söyler.
Köylüler ormana koşup maymun yakalamaya başlar. Maymunlar azaldıkça fiyat yükselir: Önce iki yüz, sonra üç yüz, ardından beş yüz lira…
Bir süre sonra yabancı, şehre gitmesi gerektiğini, döndüğünde her maymunu bin liradan satın alacağını söyleyerek yardımcısını köyde bırakır.
Yardımcı, kafeslerdeki maymunları köylülere yedi yüz liradan satmayı teklif eder:
“Patron döndüğünde bunları bin liradan ona satar, maymun başına üç yüz lira kazanırsınız.”
Köylüler evlerini, hayvanlarını ve birikimlerini satarak maymunları satın alır. Ancak ne yabancı geri döner ne de yardımcısı bir daha görünür.
Köylülerin elinde değersiz maymunlar, omuzlarında ise ağır borçlar kalır.
Bu hikâye yalnızca bir köyün saflığını anlatmaz. Borsada, kripto varlıklarda, saadet zincirlerinde ve bazı fon yapılanmalarında kurulabilen vurgun düzeninin yalın bir özetidir.
Üstelik mesele bugün yalnızca bir hikâyeden ibaret değildir.
Sermaye Piyasası Kurulu, 18 Eylül 2026 tarihli açıklamasında, bazı fonlarda ekonomik gerçeklikle açıklanamayan fiyat hareketleri ile sistemik risk oluşturabilecek ilişkili taraf işlemlerinin gözlemlendiğini bildirdi. Bu risklere karşı yatırımcıyı korumayı, şeffaflığı artırmayı ve manipülasyon imkânını sınırlandırmayı amaçlayan düzenlemeler yapıldığı belirtildi.
Elbette idari tedbirler ve devam eden incelemeler, herhangi bir kişi veya kurumun suçluluğu anlamına gelmez. Ancak resmî açıklamalara yansıyan bu tespitler, yapay değer üretme ve güveni kazanca dönüştürme tehlikesinin günümüz sermaye piyasaları bakımından ne kadar güncel olduğunu göstermektedir.
Bu tür yapılarda önce gerçek veya görünüşte gerçek bir değer oluşturulur. Ardından bu değerin sürekli yükseleceği düşüncesi yayılır. İlk girenlere kazanç sağlanarak güven artırılır; kazananların hikâyeleri anlatılır ve yeni yatırımcılar sisteme çekilir.
Sonra fiyatlar yükselir, beklentiler büyür ve aklın yerini kazanç ihtirası almaya başlar.
Fon vurgunlarında yatırımcıya yalnızca bir yatırım aracı satılmaz. Ona yüksek getiri ümidi, ayrıcalıklı bilgiye erişme duygusu ve fırsatı kaçırma korkusu birlikte pazarlanır. Fonun portföyündeki varlıkların gerçek değeri, likiditesi, risk düzeyi ve kimler arasında alınıp satıldığı ise geri planda kalır.
Oysa her yükseliş değer artışı değildir.
Bazen fiyat, gerçek ekonomik değerden değil, aynı çevre içinde gerçekleştirilen işlemlerden beslenir. Varlıklar bir hesaptan diğerine aktarılır, işlem hacmi görüntüsü oluşturulur ve fonun değeri kâğıt üzerinde yükseltilir. Fiyat arttıkça yeni yatırımcı gelir; yeni para geldikçe düzen bir süre daha ayakta kalır.
Kafesteki maymunlar değişmemiştir. Değişen yalnızca üzerlerinde yazan rakamdır.
Düzen çöktüğünde yatırımcı, hesabında değerli görünen fakat satmaya kalktığında alıcısı bulunmayan varlıklarla baş başa kalır. Kâğıt üzerindeki kazanç, nakde çevrilmek istendiği anda yok olur.
Zarar görenler ise çoğu zaman sistemin mimarları değil; evini, aracını, emeklilik birikimini veya çocuğunun geleceği için ayırdığı parayı daha iyi bir getiri ümidiyle fona yatıran küçük tasarruf sahipleridir.
Ancak bu tür vurgunların en büyük zararı, bugün kaybedilen paralarla sınırlı değildir. Asıl ve kalıcı zarar, geleceğe dönük olarak sermaye piyasalarına ve ülke ekonomisine verilir. Bir kez güveni sarsılan tasarruf sahibi yeniden yatırım yapmaktan çekinir; parasını üretime ve sermaye piyasalarına yöneltmek yerine yastık altında tutmayı, dövize veya altına çevirmeyi tercih eder.
Böylece birkaç kişinin haksız kazancı, şirketlerin finansmana erişimini zorlaştırır, sermaye piyasalarının derinleşmesini engeller ve ülkenin ekonomik gelişme imkânlarını daraltır. Fon vurgununda çalınan yalnızca yatırımcının bugünkü birikimi değil, ekonominin gelecekte kullanacağı sermayedir.
Güven kaybı zamanla ekonomik alanın dışına da taşar. Aldatılan insan yalnızca yatırım araçlarına ve finans kuruluşlarına değil; çevresindeki insanlara, kurumlara, hatta hayatın kendisine karşı kuşku duymaya başlar. İyi niyetin saflık, güvenmenin ise zayıflık olduğu düşüncesi yaygınlaşır.
Daha vahimi, kişinin uğradığı mağduriyet, başkalarını mağdur etmesini kolaylaştıran haksız fakat etkili bir psikolojik eşik oluşturabilir. İnsan, “Bana yapıldıysa ben de yapabilirim.” düşüncesiyle kendisine yöneltilen haksızlığı bir başkasına yöneltmeye başlayabilir.
Askerde kepi çalınan askerin, zararını gidermek için başka bir askerin kepini çalması ve bu davranışın zincirleme biçimde sürmesi gibi…
Böylece ilk haksızlık, ilk mağdurla sınırlı kalmaz. Her mağdurun yeni bir mağdur üretmesiyle toplumun içine yayılır. Uğranılan kötülük, başkasına kötülük yapmanın gerekçesine dönüştükçe toplum ahlakı da katlanarak aşınır. Sonunda dürüstlük istisna, aldatma ise hayatın olağan bir kuralı gibi görülmeye başlanır.
Bu nedenle fon vurgunları yalnızca yatırımcının parasını değil; sermaye piyasasına duyulan güveni, ülkenin ekonomik geleceğini, insanlar arasındaki ilişkileri ve nihayet toplumun ahlaki dokusunu da tahrip eder. Kaybedilen para zamanla yeniden kazanılabilir; fakat insanın hayata ve başka insanlara duyduğu güveni yeniden kurmak çok daha zordur.
Burada önemli bir ayrım yapılmalıdır: Her fon yüksek riskli, her yüksek getiri şüpheli ve her zarar bir vurgunun sonucu değildir. Yatırımın doğasında kazanç kadar kayıp ihtimali de vardır. Ancak piyasa riski ile kurulmuş bir düzen içinde yatırımcının yanıltılması aynı şey değildir.
Birinde ekonomik şartlardan doğan zarar, diğerinde ise bilginin, fiyatın ve güvenin bilinçli biçimde kötüye kullanılması vardır.
Hukuk düzeni de bu tür fiilleri değerlendirirken yalnızca doğrudan mağdurların uğradığı maddi zararla yetinmemelidir. Uygulanacak müeyyidenin belirlenmesinde; sermaye piyasasına duyulan güvenin sarsılması, tasarrufların üretimden uzaklaşması, insanlar arasındaki güven bağlarının zedelenmesi ve haksızlığın toplum içinde zincirleme biçimde yayılması da göz önünde bulundurulmalıdır. Cezaların alt ve üst sınırlar arasında belirlenmesine ve kanuni artırım ve indirim nedenlerine ilişkin hükümler, somut olayın ağırlığının yaptırıma yansıtılmasına elverişli bir hukuki çerçeve sunmaktadır.
Çünkü zarar, mağdurların hesaplarında görünen rakamlardan ibaret değildir. Ekonomiye, toplumsal düzene ve ortak ahlak anlayışına yönelen daha geniş bir tahribat söz konusudur. Müeyyide; kanunun çizdiği sınırlar içinde, ölçülülük ve kişiselleştirme ilkelerine uygun, fakat fiilin toplumsal etkisini de karşılayacak derecede caydırıcı olmalıdır. Aksi hâlde bireysel zararlar kısmen giderilse bile toplumda açılan güven yarası karşılıksız kalır.
Bununla birlikte hukuk, yalnızca vurgun gerçekleştikten sonra devreye giren bir cezalandırma aracı olarak görülmemelidir. Asıl başarı, zararın doğmasını önlemektir.
Bu nedenle denetim, belgelerin şeklen incelenmesinden ibaret kalmamalıdır. Fonların hangi varlıklara yatırım yaptığı, bu varlıkların kimlerden alındığı, hangi yöntemle değerlendiği, işlemlerin ilişkili kişiler arasında gerçekleşip gerçekleşmediği ve açıklanan getirilerin gerçek ekonomik faaliyetlere dayanıp dayanmadığı etkin biçimde araştırılmalıdır.
Özellikle piyasa şartlarından sürekli ve belirgin biçimde ayrışan getiriler, yalnızca bir başarı hikâyesi olarak görülmemelidir. Olağan dışı her kazanç, övgüden önce dikkatli bir incelemeyi gerektirir.
Çünkü denetimin görevi, yabancı ile yardımcısı köyü terk ettikten sonra kafesteki maymunları saymak değildir. Asıl görev, köylüler evlerini ve hayvanlarını satmadan önce kurulan düzeni fark etmektir.
Yatırımcı da anlamadığı bir ürüne yatırım yapmamalı ve yüksek getiriyi riskten bağımsız düşünmemelidir. “Herkes kazanıyor”, “bu fırsat bir daha gelmez” ve “zarar etmeniz mümkün değil” gibi sözler, yatırımın güvencesi değil, çoğu zaman tehlikenin habercisidir.
Fon vurgunlarının önlenmesi için şeffaflık, etkin ve bağımsız portföy saklama, gerçekçi değerleme ve zamanında denetim birlikte işletilmelidir. Haksız kazançların süratle izlenmesi, hukuki şartları oluştuğunda gerekli mal varlığı tedbirlerinin uygulanması ve küçük yatırımcının tasfiye sürecinde korunması da adaletin vazgeçilmez gereğidir.
Aksi hâlde sistem aynı hikâyeyi farklı isimlerle yeniden anlatır.
Maymunların yerini bir gün hisse senetleri, başka bir gün kripto varlıklar, bir başka gün yatırım fonları alır. İsimler ve vaatler değişir; fakat düzen değişmez.
Unutulmamalıdır ki bir finansal sistemin gücü yalnızca kazandırdığı parayla değil, kendisine emanet edilen güveni ne ölçüde koruduğuyla belirlenir. Güvenin denetimsiz bırakıldığı yerde yatırım büyümez; yalnızca kafesler ve içlerindeki maymunların fiyatı büyür.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.