Prof. Dr. Seyithan Deliduman'ın Yeni Yazısı: Hürmüz’de Kırılgan Dengeler: Açıldı, Kapandı… Stratejik Oyun mu, Çaresizlik mi?!
15 Nisan tarihli “Masaya Dönüş mü, Stratejik Oyun mu?!” başlıklı değerlendirmemizde, uluslararası siyasette müzakere çağrılarının sıklıkla samimi bir barış arayışından ziyade taktiksel hamleler olduğunu vurgulamıştık.
15 Nisan tarihli “Masaya Dönüş mü, Stratejik Oyun mu?!” başlıklı değerlendirmemizde, uluslararası siyasette müzakere çağrılarının sıklıkla samimi bir barış arayışından ziyade taktiksel hamleler olduğunu vurgulamıştık.
Aradan geçen birkaç günde yaşanan hızlı ve çelişkili gelişmeler, bu tespitin ne denli isabetli olduğunu bir kez daha teyit etti.
Nitekim İran’ın Hürmüz Boğazı’nı ticari gemilere yeniden açtığını duyurması (17 Nisan), ardından Devrim Muhafızları’nın ABD’nin devam eden deniz ablukası gerekçesiyle boğazın “eski haline döndüğünü”, sıkı kontrol ve sıkıyönetim altına alındığını açıklaması (18 Nisan), sahadaki gerilimin inişli çıkışlı ve son derece kırılgan seyrini gözler önüne serdi.
Bazı ticari gemilere ateş açıldığına dair raporlar, tabloyu daha da kaygı verici kılıyor.
Bu dalgalanma, diplomatik iyimserlik ile fiili durum arasındaki derin çelişkiyi bir kez daha belirginleştirdi.
ABD Başkanı Donald Trump’ın “savaş bitmeye çok yakın”, “müzakere masası yeniden kuruluyor” ve boğazın açılışını “dünya için parlak bir gün” olarak nitelendiren açıklamaları, bu yeni tablo karşısında yeniden değerlendirilmelidir.
Bir yanda kısa süreli açılış ve Lübnan ateşkesi gibi adımlar, diğer yanda ABD’nin İran limanlarını abluka altında tutmaya devam etmesi ve Trump’ın “anlaşma yüzde 100 tamamlanana kadar abluka sürecek” ile “İran bizi şantajla korkutamaz” vurgusu, klasik bir stratejik ikiliği yansıtıyor.
Hürmüz Boğazı, küresel enerji arzının can damarıdır.
Dünyanın petrol ve LNG ticaretinin yaklaşık yüzde 20’si bu hattan geçer.
Kısa süreli kapanmalar bile petrol fiyatlarını yukarı iter, küresel ticaret rotalarını etkiler ve ekonomik dalgalanmalara yol açar.
İran’ın bu kartı açıp kapatma oyunu, yalnızca askeri-siyasi değil, aynı zamanda güçlü bir ekonomik baskı aracıdır.
Böyle adımlar, genellikle masa başında daha iyi pozisyon almak için devreye sokulur.
Bu noktada temel soru hâlâ geçerliliğini koruyor:
Eğer gerçekten kalıcı bir barış iradesi varsa, neden sahadaki tansiyonu kalıcı olarak düşürecek adımlar yerine, küresel sistemi sarsma potansiyeli taşıyan hamleler tercih ediliyor?!
Cevap, uluslararası ilişkilerin acımasız gerçekliğinde yatıyor.
Müzakere, çoğu zaman barışın kendisi değil, mücadelenin başka araçlarla devamıdır.
Taraflar sahada elde edemedikleri avantajı masa başında kazanmaya çalışır.
Bu yüzden sert saha hamleleri ile diplomatik söylem sıklıkla paralel ilerler.
Bugün gelinen nokta, İran’ın Hürmüz kartını açıp kapatma oyununu sürdürmesiyle, müzakere sürecinin ne kadar kırılgan ve güvensiz bir zeminde olduğunu bir kez daha gösteriyor.
ABD’nin ablukayı kaldırmaması, İran’ın ise boğazı “İran onayı” ve ablukanın sona ermesi şartına bağlaması, taraflar arasındaki derin güven bunalımını teyit ediyor.
Trump’ın “İran şantaj yapamaz” uyarısı da bu gerilimi artırıyor.
Öte yandan gelişmeler, küresel ekonomi için ciddi riskler barındırıyor.
Enerji arzındaki belirsizlik, zaten kırılgan olan piyasaları daha da zorlayabilir.
Petrol fiyatlarındaki dalgalanmalar enflasyon baskısını yeniden alevlendirebilir; tedarik zincirleri sekteye uğrayabilir.
Bu, yalnızca bölgesel bir kriz olmaktan çıkıp küresel ölçekte istikrarsızlık potansiyeli taşıyor.
Sonuç olarak, 15 Nisan değerlendirmemizde belirttiğimiz gibi asıl mesele “masaya dönmek” değil; o masaya hangi stratejiyle, hangi niyetle ve hangi güvencelerle oturulduğudur.
Hürmüz Boğazı’ndaki son aç-kapa döngüsü, müzakere söyleminin büyük ölçüde zaman kazanma ve pozisyon güçlendirme aracı olarak kullanıldığını ortaya koyuyor.
Hürmüz’deki sert hamlelerin gölgesinde kurulan masaların kalıcı barış üretmesi zor görünüyor.
Çünkü barış, yalnızca sözlerle değil; sahadaki tutarlı davranışlarla ve karşılıklı güven adımlarıyla inşa edilir.
Artık mesele, sadece masaya oturmak değil; o masanın gerçekten bir çözüm üretip üretemeyeceğidir.
Aksi takdirde her “açılış-kapanış” döngüsü, bir sonraki krizin sadece ara durağı olacaktır.
Ve belki de artık şu soruyu daha yüksek sesle sormanın zamanı gelmiştir:
Bugün mesele, deveye hendek atlatmak değil; Hürmüz Boğazı’nı kalıcı olarak açabilecek, abluka ve kontrol oyunlarını sona erdirebilecek gerçek bir irade ortaya koyabilmektir.
Prof. Dr. Seyithan Deliduman
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.