Prof. Dr. Seyithan Deliduman Yazdı: Koşu Bandında İnsanlık  Ömrümüz Uzuyor, Hayatımız Kısalıyor mu?

Prof. Dr. Seyithan Deliduman Yazdı: Koşu Bandında İnsanlık Ömrümüz Uzuyor, Hayatımız Kısalıyor mu?

İlk dönemlerini düşündüğümüzde, bu bant daha yavaştı. İnsan yürüyebiliyor, etrafına bakıyor, gökyüzünü seyrediyor, mevsimleri fark ediyor, yanında yürüyen insanla konuşabiliyordu.

Prof. Dr. Seyithan Deliduman

İnsanlığın hikâyesini bir koşu bandına benzetiyorum.

Giderek hızlanan bir koşu bandı…

İlk dönemlerini düşündüğümüzde, bu bant daha yavaştı. İnsan yürüyebiliyor, etrafına bakıyor, gökyüzünü seyrediyor, mevsimleri fark ediyor, yanında yürüyen insanla konuşabiliyordu.

Ömrü belki daha kısaydı.

Ama yaşadığı zamanın daha çok farkındaydı.

Sonra bant hızlandı.

İnsan da hızlandı.

Bir süre sonra yürümek yetmedi; koşmak gerekti. Derken insan, bandın hızını kendisinin belirlemediğini fark etti. Bant hızlandıkça ona ayak uydurmak zorunda kaldı.

Fakat tuhaf olan şu:

Dünya hızlandı ama insanın zamanı çoğalmadı.

Tam tersine, zamanımız daha fazla parçalandı.

Bir mesajı cevaplamadan yenisi geliyor. Bir işi bitirmeden diğeri başlıyor. Bir hedefe ulaşmadan yenisi önümüze konuyor.

Ve insan, bir süre sonra neden koştuğunu düşünmeyi bırakıyor.

Artık önemli olan nereye gittiği değil, geri kalıp kalmadığı oluyor.

Bir de yük taşıyoruz

Koşu bandında sorun yalnızca hız değildir.

Bir de taşıdığımız yük vardır:

Daha fazla iş.

Daha fazla sorumluluk.

Daha fazla başarı.

Daha fazla tüketim.

Daha fazla beklenti…

Her yeni yük, zaten hızlanmış olan bandın üzerindeki bize ekleniyor.

Yavaş bir tempoda taşıyabileceğiniz yük, hızlandığınızda sizi dengenizden edebilir.

Bazen sorun güçlü olmamak değildir.

Gücümüzün sınırını bilmeden yük almaya devam etmektir.

Belki olgunluk, her şeyi taşıyabilmek değil; neyi taşımamamız gerektiğini anlayabilmektir.

Ruhumuz geride mi kalıyor?

Eski bir hikâye, modern insanın durumunu çarpıcı biçimde anlatır.

Bir grup yerli, yanlarındaki gezginle birlikte at sırtında hızla yol alır. Bir süre sonra aniden durur ve bir ağacın altında beklemeye başlarlar.

Gezgin şaşırır:

“Niçin durduk?”

Yaşlı rehber cevap verir:

“Çok hızlı gittik. Ruhlarımız geride kaldı. Onları bekliyoruz.”

Hikâyenin tarihsel doğruluğundan bağımsız olarak taşıdığı düşünce önemlidir.

Belki de bugün yaşadığımız temel sorunlardan biri budur:

Bedenimiz çağın hızında ilerlerken, ruhumuz aynı hızda ilerleyemiyor.

Bedenimiz ekrandan ekrana, toplantıdan toplantıya, şehirden şehre koşuyor. Zihnimiz aynı anda onlarca uyarana cevap vermeye çalışıyor.

Fakat insanın anlam arayışı, sevme ve sevilme ihtiyacı, yalnızlık duygusu ve temel hayat soruları aynı hızda değişmiyor.

Teknoloji dış dünyamızı olağanüstü bir hızla dönüştürdü. Ama insanın en eski soruları hâlâ bizimle:

Ben kimim?

Niçin yaşıyorum?

Nereye gidiyorum?

Bütün bu koşturmanın anlamı ne?

Hızlandıkça hayatı kaçırıyoruz. Koşu bandı hızlandıkça bakışımız daralıyor; geleceğe yetişmeye çalışırken bugünü kaçırıyoruz.

Çok fazla şeye erişimimiz artıyor. Fakat bulunduğumuz ana erişimimiz azalıyor.

Ömrümüz uzuyor, hayatımız?

İnsan ömrünü uzattı.

Yetmiş yıl…

Seksen yıl…

Doksan yıl…

Bilim ve tıbbın gelişmesiyle insanlık, geçmiş kuşakların hayal bile edemeyeceği kadar uzun yaşama imkânına kavuştu.

Fakat uzun yaşamak ile uzun bir hayat yaşamak aynı şey değil.

Bir insan seksen yıl yaşayabilir ve bu yılların önemli bir bölümünü yalnızca yetişmeye çalışarak geçirebilir.

Başka biri daha kısa yaşayabilir ama yaşadığı her anın farkında olabilir.

Belki bu nedenle insan hayatını yalnızca yıllarla ölçmek yetmez.

İnsanın gerçekten yaşadığı zaman, saatin gösterdiği zaman değil; fark ettiği zamandır.

Bantı durduramayız, ama durabiliriz

Hayatın hızını her zaman değiştiremeyiz.

Bantın hızını biz belirlemiyor olabiliriz.

Fakat taşıdığımız yükü seçebiliriz.

Her fırsatı değerlendirmek, her sorumluluğu üstlenmek, her hedefin peşinden koşmak zorunda değiliz.

Her “daha fazla”nın bizim için gerekli olduğunu düşünmek zorunda da değiliz.

Belki özgürlüğün bir biçimi de budur:

Hayatın bütün hızını kontrol edemesek bile, o hızın içinde ne taşıyacağımıza karar verebilmek.

Ve zaman zaman durup ruhumuzun bize yetişmesini beklemek…

Çünkü sonunda bant duracak

Koşu bandının en acımasız gerçeği şudur:

Üzerinde ne kadar başarılı olursanız olun, sonsuza kadar koşamazsınız.

Bir gün bant hepimiz için duracak.

O gün geldiğinde geriye belki de yalnızca bir soru kalacak:

Koşarken hayatı görebildik mi?

İnsanlık belki daha uzun yaşamayı başardı.

Şimdi asıl mesele, uzayan ömrün içini doldurabilmek.

Çünkü gerçek ömür, doğum tarihi ile ölüm tarihi arasındaki yıllardan ibaret değildir.

Gerçek ömür, farkında olarak yaşadığımız anlardır.

Mesele hiç durmamak değil; bant durmadan önce hayatı görebilmektir.

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
2 Yorum
Önceki ve Sonraki Haberler