Prof. Dr. Seyithan Deliduman Yazdı: Kendi Kendine Kapak Olan Toplum

Prof. Dr. Seyithan Deliduman Yazdı: Kendi Kendine Kapak Olan Toplum

Bir insan çalışarak yükselmeye başladığında, onu desteklemek yerine eksiklerini arayanlar çoğalır.

Prof. Dr. Seyithan Deliduman

Bir toplumu aşağıda tutmak için her zaman dışarıdan bir baskıya, engellemeye ya da yasağa ihtiyaç yoktur. Bazen toplum, kendi yükselişinin önündeki en büyük engeli kendisi hâline gelir.

İşte “yengeç sepeti” benzetmesi tam da bunu anlatır.

Rivayet olunur ki, bir sepete konulan yengeçlerden biri yukarı çıkmaya çalıştığında diğerleri onu bacaklarından tutup aşağı çeker. Sonunda hiçbir yengeç dışarı çıkamaz. İşte bu yüzden sepetin kapağına da ihtiyaç kalmaz.

Asıl düşündürücü olan ise bunun yalnızca bir benzetme olmamasıdır. Ne acıdır ki bu tablo, zaman zaman toplumların da gerçeğine dönüşebilmektedir.

Bir insan çalışarak yükselmeye başladığında, onu desteklemek yerine eksiklerini arayanlar çoğalır. Başarı takdir edilmez; küçümsenir. Üretmek ilham vermez; rahatsızlık uyandırır. Birinin ilerlemesi, başkalarının umutlarını büyütmek yerine egolarını yaralar.

Böyle bir ortamda asıl sorun, aşağı çekilen kişinin başarısızlığı değildir. Asıl sorun, aşağı çekenlerin bunu yanlış olarak bile görmemeye başlamasıdır. Kötülük sıradanlaşmış, kıskançlık ise neredeyse doğal bir refleks hâline gelmiştir. Oysa normalleşen kötülük, en tehlikeli kötülüktür.

İşte gerçek tehlike de burada başlar.

Çünkü bir toplumu yıkan şey yalnızca ekonomik krizler, savaşlar veya dış baskılar değildir. Daha yıkıcı olan, insanların birbirinin yükselmesini tehdit olarak görmeye başlamasıdır. Bu, sessizce ilerleyen fakat toplumun bütün enerjisini tüketen görünmez bir çürümedir.

Bir bilim insanının başarısını küçümseyen, genç girişimcisini desteklemek yerine başarısız olmasını bekleyen, sanatçısını değersizleştiren toplumlar yalnızca bireylerini değil, geleceğe dair rekabet güçlerini de kaybeder. Çünkü yetenek, değer gördüğü yerde kök salar; sürekli yıpratıldığı yerde ise ya sessizleşir ya da değer göreceği başka toplumlara yönelir. Bir toplumun kaybettiği yetenek, çoğu zaman başka bir toplumun kazancına dönüşür. Tarih bunun sayısız örneğiyle doludur.

Peki biz, başarıyı alkışlayanlardan mıyız; yoksa yükseleni ayağından çekenlerden mi?

Oysa başkasının başarısı, bizim başarısızlığımızın kanıtı değildir. Aksine, o başarı; aynı toplumun, aynı imkânların ve aynı şartların içinden yeni başarıların da çıkabileceğini gösteren bir umuttur.

Medeniyetler, birbirini aşağı çekerek değil; birbirini yukarı taşıyarak kurulmuştur. Bilim, sanat, hukuk, ekonomi ve kültür, rekabet kadar dayanışmanın da ürünüdür. Hiçbir büyük toplum, kendi yetiştirdiği insanları itibarsızlaştırarak büyüyememiştir.

Bugün belki de en büyük ihtiyacımız, başarıyı alkışlamayı yeniden öğrenmektir. Çünkü alkışlayamayan toplumlar, zamanla alkışlanacak insan da yetiştiremez.

Bir mum, başka bir mumu yaktığında ışığından hiçbir şey kaybetmez. Bilgi paylaşıldıkça eksilmez; başarı çoğaldıkça değersizleşmez. Tam tersine, ortak başarı toplumun ufkunu genişletir.

Kendine güvenen insan, başkasının yükselmesinden korkmaz. Kendine güvenen toplum ise başarılı insanlarını harcamaz; onları çoğaltır. Çünkü bilir ki bir kişinin yükselmesi, diğerlerinin alçalması anlamına gelmez. Gerçek yükseliş, insanların birbirine basarak değil, birbirine omuz vererek gerçekleşir.

Bir toplumun gerçek zenginliği, sahip olduğu doğal kaynaklarla ya da ekonomik göstergelerle değil; birbirinin başarısından samimiyetle sevinç duyabilen insanların sayısıyla ölçülür. Güvenin olmadığı yerde yatırım zayıflar, dayanışmanın olmadığı yerde üretim azalır, takdirin olmadığı yerde ise yetenekler sessizce kaybolur.

Sonunda geriye herkesin birbirini aşağı çektiği, fakat hiç kimsenin yükselemediği bir düzen kalır.

İşte o noktada artık kapağa ihtiyaç yoktur. Çünkü toplumu aşağıda tutan kapak, dışarıdan konulmuş değildir.

Bir toplumun en ağır esareti, başkalarının kurduğu düzen değil; kendi elleriyle kurduğu düzendir. İşte o zaman kapağa da ihtiyaç kalmaz.

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
3 Yorum
Önceki ve Sonraki Haberler