Prof. Dr. Seyithan Deliduman Yazdı: Bir Ülke Nasıl Sessizce Küçülür?

Prof. Dr. Seyithan Deliduman Yazdı: Bir Ülke Nasıl Sessizce Küçülür?

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Türkiye’nin nüfus yapısına ilişkin “Türkiye bir kâbusa doğru gidiyor” sözleri bu nedenle yalnızca siyasi bir açıklama olarak görülmemeli.

Prof. Dr. Seyithan Deliduman

Bir ülke bir gecede küçülmez.

Önce doğumlar azalır.
Sonra genç nüfusun ağırlığı düşer.
Zamanla çalışma çağındaki nüfus bundan etkilenir.

Tehlike ise çoğu zaman en son fark edilir.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Türkiye’nin nüfus yapısına ilişkin “Türkiye bir kâbusa doğru gidiyor” sözleri bu nedenle yalnızca siyasi bir açıklama olarak görülmemeli. Nüfusun azalmasının oluşturduğu tehdide dikkat çeken bu değerlendirme, üzerinde ciddi biçimde düşünülmesi gereken önemli bir uyarıdır.

Çünkü savaşların ağır demografik sonuçları olabilir. Ancak savaş, belirli bir zaman diliminde yoğunlaşan bir yıkımdır. Demografik gerileme ise sessiz ilerler, kuşaklar boyunca sürer ve etkileri giderek büyüyebilir.

Savaşta insanlar ölür.

Demografik gerilemede ise geleceğin insanları doğmaz.

Bugün doğmayan bir çocuk yalnızca bugünün nüfusundan eksilen bir kişi değildir. Yirmi yıl sonra çalışacak, üretecek, vergi verecek ve belki de yeni bir neslin anne veya babası olacak bir insan eksilmiş olur.

İşte asıl tehlike budur.

Türkiye’nin toplam nüfusunun büyüklüğü tek başına gelecekteki demografik tabloyu göstermemektedir. Nüfusun geleceğini anlamak için doğumlara ve yaş yapısına da bakmak gerekir. Nitekim Türkiye’de doğurganlık hızındaki belirgin düşüş, bu konuda ciddi biçimde düşünmemiz gerektiğini gösteriyor.

Fakat burada asıl soruyu doğru sormamız gerekiyor:

İnsanlar neden daha az çocuk sahibi oluyor?

Çünkü demografik kriz doğumhanede başlamıyor.

Daha önce başlıyor.

Genç insan eğitimini tamamlıyor. İş arıyor. İş buluyor ama yeterli ve düzenli bir gelire ulaşmakta zorlanabiliyor. Geliri olsa bile konut ve yaşam maliyetleri nedeniyle aile kurmayı erteleyebiliyor. Evlilik ertelenince çocuk da erteleniyor. İlk çocuk gecikince ikinci çocuk için ayrılabilecek zaman daralıyor.

Böylece bir karar, başka bir kararı; başka bir karar da daha büyük bir demografik sonucu doğuruyor.

Elbette doğurganlıktaki düşüşün tek nedeni ekonomik koşullar değildir. Kentleşmeden yaşam tarzındaki değişimlere, eğitim ve çalışma hayatından bireysel tercihlere kadar pek çok unsur bu tabloyu birlikte şekillendirmektedir. Ancak ekonomik belirsizlik, konut maliyetleri ve geleceğe ilişkin kaygıların da bu süreçte önemli bir rol oynadığı göz ardı edilmemelidir.

Dolayısıyla mesele yalnızca:

“İnsanlar neden daha az çocuk sahibi oluyor?”

değildir.

Asıl soru şudur:

“Gençler neden evlenmeyi ve çocuk sahibi olmayı erteliyor?”

Bir genç kendisine soruyor:

Evlenecek miyim?

Nerede yaşayacağım?

Evimi nasıl geçindireceğim?

Çocuğumun bakımını nasıl sağlayacağım?

Yarınlara güvenle bakabilecek miyim?

Bu soruların cevabı geleceğe ilişkin güven vermiyorsa, insanlara yalnızca “daha çok çocuk sahibi olun” demek yeterli olmayacaktır.

Bu nedenle Türkiye’nin ihtiyacı yalnızca bir doğum politikası değil, aile ve gelecek politikasıdır.

Devlet gençlere yalnızca:

“Daha çok çocuk yapın.”

dememeli.

Şunu da söyleyebilmelidir:

“Aile kurduğunuzda yanınızdayım.”

Konut politikası aile politikasının bir parçası olmalı. Çocuk bakımının bütün yükü ailenin, özellikle de annenin omuzlarına bırakılmamalı. Nitelikli ve erişilebilir kreşler yaygınlaştırılmalı. Çocuk sahibi olmak, kadının çalışma hayatından kopması anlamına gelmemeli. Kadınların annelik ile çalışma hayatı arasında zorunlu bir seçim yapmak zorunda kalmayacağı çalışma modelleri geliştirilmelidir. İkinci ve üçüncü çocuk sahibi olmak isteyen aileler uzun vadeli bir ekonomik güvence hissedebilmelidir.

Eğitim sistemini de bu tartışmanın dışında bırakmamak gerekir. Türkiye’de 12 yıllık zorunlu eğitim süresinin gençlerin meslek edinme ve ekonomik bağımsızlığa ulaşma yaşları üzerindeki etkisi elbette tartışılmalıdır. Bu sürenin, tek başına belirleyici olmasa da, gençlerin hayata ve çalışma hayatına geçişini geciktiren etkenlerden biri olduğu düşünülebilir. Ancak 12 yıllık zorunlu eğitimin değiştirilmesi, demografik sorunu tek başına çözmez. Çünkü gençlerin evlilik ve çocuk sahibi olma kararlarını eğitim süresinin yanında gelir düzeyi, konut maliyetleri, iş güvencesi, çocuk bakımının yükü ve geleceğe ilişkin güven gibi pek çok faktör belirlemektedir.

Dolayısıyla mesele, yalnızca eğitim süresini değiştirmek değil; gençlerin eğitimden mesleğe, meslekten ekonomik bağımsızlığa ve oradan aile kurmaya geçişini kolaylaştırmaktır.

Bir başka mesele de Anadolu’dur.

Türkiye’nin demografik geleceği yalnızca kaç milyon insanımız olacağıyla değil, bu insanların nerede yaşayacağıyla da ilgilidir.

Gençlerin Anadolu’dan büyük şehirlere göç ettiği, bazı ilçelerin ve köylerin yaşlandığı bir ülkede yalnızca nüfus değil, ekonomik ve sosyal denge de değişir. İnsanların doğduğu yerde kalabilmesi, çalışabilmesi ve aile kurabilmesi için Anadolu’nun üretim, istihdam, eğitim, sağlık ve sosyal hayat bakımından yeniden cazip hâle getirilmesi gerekir.

Çünkü gençler bir yerden gittikçe yalnızca nüfus azalmaz; üretim zayıflar, sosyal hayat daralır ve o bölgenin geleceğe ilişkin umudu da azalır.

Bütün bunlar bize şunu gösteriyor:

Demografi bir Aile Bakanlığı meselesi değildir.

Eğitim politikasıdır.

Ekonomi politikasıdır.

Konut politikasıdır.

Çalışma hayatıdır.

Sosyal güvenliktir.

Bölgesel kalkınmadır.

Ve nihayet bir gelecek politikasıdır.

Türkiye’nin ihtiyacı, dönemsel kampanyalar değil; siyasi iktidarlar değişse bile sürdürülebilecek uzun vadeli bir ulusal demografi stratejisidir.

Bu stratejinin temelinde ise tek bir anlayış bulunmalıdır:

Çocuğa değil, aileye yatırım.

İnsanlara çocuk sahibi olmalarını söylemek kolaydır.

Asıl mesele, çocuk sahibi olmayı mümkün, güvenli ve sürdürülebilir hâle getirmektir.

Bir ülkenin nüfusu yalnızca doğumhanelerde büyümez.

İnsanların geleceğe duyduğu güven büyüdükçe nüfus da büyür.

Bugün doğmayan çocuk, yarının eksilen insanıdır.

Bugün ertelenen evlilik, yarının ertelenen ailesidir.

Bu nedenle nüfus meselesini yarına bırakamayız.

Çünkü demografik kriz sessiz gelir.

Fakat sonuçları gürültülü olur.

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Önceki ve Sonraki Haberler