Prof. Dr. Mustafa Tözün Yazdı: Gezi Notları-I: Kırşehir, Ahi Evran ve Neşet Ertaş
Görevlerimiz gereği izin kullanma hakkımızın sınırlı olması, çok soğuk kış aylarında ve çok sıcak yaz aylarında bilinen turistik yerlerde tatil yapma tercihi, ülkemiz olan Türkiye’yi dahi yeterince tanımamıza engel oluyor.
Sayın okurlarım, Eylül ayı sonu ve Ekim ayı 2026’da gezi programlarım nedeniyle yazılarıma ara verdim. Gezerek ve görerek görgümü, bilgimi ve deneyimimi arttırarak aranızda olmak güzel. Elbette bazı konular hakkında yerinde görerek fikir sahibi olmak kitaplardan ve internetten öğrenmekten başka oluyor. Görevlerimiz gereği izin kullanma hakkımızın sınırlı olması, çok soğuk kış aylarında ve çok sıcak yaz aylarında bilinen turistik yerlerde tatil yapma tercihi, ülkemiz olan Türkiye’yi dahi yeterince tanımamıza engel oluyor. Kaldı ki yurtdışı deneyimini arttıralım. Maddi imkanların da yeterli olması gezebilmek için başka bir faktör. Neyse, yine de gezmeyi sevenler ve bilerek gezenlerimiz de var. Bu konuda kendi ihmalimi ve üşengeçliğimi de hesaba katıyorum. Bu Kasım ayında yazılarım, gezip gördüklerim üzerine olacak. Nereden başlamalı? Belki de anlatacaklarımı atlamamak için Eylül ve Ekim ayındaki güzergahımı takip etmem en uygunu olacak.
İzmir’den ayrıldığımda Güneydoğu ve Doğu Anadolu’ya doğru yolculuğumuz başlamış olmuştu. Gezecek görecek çok yer olacak, her yere otomobil kullanarak gidecektik.
26 Eylül, Ankara’dan yola çıktığımızda saat 5:00. Yolumuz uzun. İlk durak, Kırşehir’deyiz. Saat 07:30.
Kırşehir ve Ahi Evran: Ahiliğin Başkentinde Bir Yolculuk
Orta Anadolu’nun kadim topraklarındayız. Kırşehir; tarih, felsefe ve kültürün harmanlandığı bir şehir. Sadece coğrafi bir durak değil; medeniyetimizin kök taşlarından biri. Özellikle esnafın, ticaretin ve toplumsal ahlakın temelini oluşturan Ahi Evran-ı Veli’nin izleri, şehrin ruhunu hâlâ beslemeye devam ediyor.
Kırşehir, Kızılırmak havzasında yer alan, Hititlerden Friglere, Selçuklulardan Osmanlı’ya kadar pek çok medeniyete ev sahipliği yapmış bir köprü. Özellikle Anadolu Selçuklu Devleti döneminde ilmin, sanatın ve ticaretin merkezi haline gelmiş. Şehrin sokaklarında dolaşırken karşımıza çıkan Selçuklu eserleri, bu dönemin ihtişamını günümüze fısıldıyor.
Ahi Evran-ı Veli 13. yüzyılda Horasan’dan Anadolu’ya gelen bir İslam alimi ve bir deri işleme zanaatkarıdır (debağ). Ahi Evran, sadece ekonomik bir model değil, aynı zamanda ahlaki bir yaşam biçimi olan Ahilik Teşkilatı’nı Kırşehir’de kurmuştur.
Ahiliğin Özü: "Eline, beline, diline sahip ol; işine, aşına, eşine sahip ol." düsturuyla özetlenen bu sistem; ticarette dürüstlüğü, yardımlaşmayı, mesleki eğitimi, haksız kazanca karşı durmayı ve vatan sevgisini esas alır.
Ahi Evran Külliyesi ve Camisi: Şehrin merkezinde yer alan külliye, Ahi Evran’ın türbesini, camisini ve Ahilik Müzesi'ni barındırır. Sabah erken saat olmasına karşılık şehirde gezdiğimiz yer elbette Ahi Evran Külliyesi oldu.
Bir bilgi olarak Şedd Çıkarma Törenlerinden söz etmeliyiz. Ahilikte kalfalıktan ustalığa geçişte yapılan kuşak bağlama (şedd) törenleri, meslek ahlakının en somut göstergesidir. Kırşehir, her yıl eylül ayında düzenlenen Ulusal Ahilik Kutlamaları ile bu geleneği yaşatmaya devam eder.
(Ahi Evran Külliyesi ve Camisi)
Kırşehir’de Mutlaka Görülmesi Gereken Yerler:
Cacabey Medresesi: 1272 yılında astronomi bilimi eğitimi için inşa edilmiş dünyadaki ilk gözlemevlerinden biridir. Gökyüzü kubbe formundaki mimarisi ve mavi çinileriyle büyüleyicidir. Selçukluların bilime verdiği değerin en somut kanıtıdır.
Lale Park ve Kentpark: Şehrin merkezinde soluklanmak, yeşillikler arasında yürüyüş yapmak ve yerel halkla sohbet etmek için harika duraklardır.
Aşık Paşa Türbesi: 1333 yılında yapılan, Türk dili ve tasavvufunun önde gelen isimlerinden Aşık Paşa adına inşa edilmiş bu anıt mezar, hem mimari yapısıyla (klasik Selçuklu tarzından farklı çizgileriyle) hem de konumuyla dikkat çeker.
Kırşehir Müzesi: Bölgede yapılan kazılarda elde edilen arkeolojik buluntuların ve etnografik eserlerin (özellikle Ahilik dönemine ait el sanatları ve günlük yaşam objelerinin) sergilendiği zengin bir müzedir.
Termal Kaynaklar (Karahaya ve Termal Oteller): Kırşehir aynı zamanda önemli bir termal turizm merkezidir. Şehir merkezine yakın kaplıcalar, yol yorgunluğunu atmak için birebirdir.
**
Biz, Ahi Evran Camisi’ni gezip yolumuza devam etmek zorundaydık, yolumuz uzun, Kırşehir ilk duraktı. Yemek yemedik. Kırşehir lezzetlerinden olan Çoğulhan Çorbası / Toyga Çorbası, Kırşehir Köftesi (Etli Ekmek benzeri veya özel yoğurma köfteler), Madımak Yemeği (Bozkırın doğal bitkilerinden yapılan geleneksel bir lezzet) ve Pekmezli Ürünler ve Ceviz (Kırşehir cevizi ve üzüm bağlarından elde edilen pekmezler oldukça meşhurdur). Bunlar tatmadığımız lezzetlerden oldu. Aklımızda Akıllı pekmez kaldı ve yazının son bölümünde söz edeceğiz ondan.
Bozkırın Ezgisi, UNESCO’nun Tescilli Sesi: Kırşehir ve Müzik Yolculuğu
Kırşehir sadece Ahiliğin başkenti değil; aynı zamanda tınısı bozkırın rüzgarına karışan, insanı derinden sarsan bir müzik ekolünün kalbidir. Şehir, UNESCO tarafından "Yaratıcı Şehirler Ağı"na Müzik alanında dahil edilerek bu eşsiz kültürel mirasını tüm dünyaya tescillemiştir.
Abdal Geleneği ve Bozkırın Ustaları:
Kırşehir’in müzik dokusu, kökleri yüzyıllar öncesine dayanan Abdal-Türkmen müzik geleneğine dayanır. Bu gelenek; düğünlerde, acılarda, sevinçlerde bağlamayı sadece bir enstrüman değil, insanın iç sesini dışa vuran bir dert ortağı olarak gören ustalarla yaşatılmıştır. En önemli üstadlar olarak söz edeceklerimiz:
Muharrem Ertaş: Geleneksel bozlak unvanının en büyük taşıyıcılarından, "Bozkırın sesi"dir.
Çekiç Ali ve Hacı Taşan: Yörenin türkülerini, ezgilerini ve tavrını bugüne taşıyan diğer efsanevi isimlerdir.
"Bozkırın Tezenesi" Neşet Ertaş:
Kırşehir denince akla gelen ilk ve en büyük isim şüphesiz Neşet Ertaş’tır. Çiçekdağı’nın Kırtıllar köyünde doğan ve babası Muharrem Ertaş’tan aldığı feyzi evrensel boyutlara taşıyan sanatçı, halk müziğinin doruk noktasıdır. Türkülerinde hep "Garip" mahlasını kullanan, samimiyetiyle halkın gönlünde taht kuran Ertaş, devlet sanatçılığı teklifini "Ben halkın sanatçısı olarak kalırsam mutlu olurum" diyerek reddetmiş, asil duruşuyla da efsaneleşmiştir. İzmir’deki kabir taşındaki "İncitme canı, her can bir kalp, Hakk’a bağlı" yazısı onun felsefesini özetler.
UNESCO Müzik Şehri Kırşehir:
2019 yılında UNESCO Yaratıcı Şehirler Ağı'na müzik alanında giren Türkiye’nin ilk ve tek şehri Kırşehir’dir. Bu unvan şehire girdiğinizde hemen hissedilir. Sokaklarda yürürken parklarda, kültür merkezlerinde ya da esnaf dükkanlarının arkasından gelen hafif bir bağlama sesine rastlamak mümkündür.
Neşet Ertaş Gönül Sultanları Kültür Evi: Şehir merkezinde mutlaka uğramanız gereken durakların başında gelir. Burada ustaların hayatına tanıklık edebilir, dünyada örnekleri arasında bir ilk olan Neşet Ertaş'ın heykelini görebilirsiniz.
(Müzik şehri Kırşehir ve Neşet Ertaş)
**
Kırşehir’de yöreye has bir sözü öğrendik: Pekmez Akıllı.
Kırşehir kültüründe ve halk arasında “Pekmez Akıllı” tabiri, doğrudan tek bir kişiye değil, genel olarak Kırşehirli vatandaşlara atfedilen, onların pratik zekâsını, kendine has kıvrak düşünce yapısını ve olaylara yaklaşımındaki mizahi yönü simgeleyen yerel bir deyim/lakaptır.
Halk arasında bu deyimin doğuşuyla ilgili, Kırşehirlilerin zekâsını ve ticari pratikliğini anlatan iki rivayet bulunur:
- Ankara Pazarı ve Ticaret:
Rivayete göre Kırşehirli bir pekmez üreticisi tüccar, mallarını satmak için Ankara pazarına gider ve ürünlerini kısa sürede tüketir. Ardından kazandığı parayla pazarı gezmeye başlar ve başka bir satıcıdan gidip yine pekmez satın alır. Durumu görenler şaşkınlıkla neden kendi memleketinin ürünü olan pekmezi onca şey varken tekrar aldığını sorduklarında şu cevabı verir:
“Pazarda pekmezden daha değerli bir şey bulamadım.”
Çevredekiler başlangıçta bu duruma bıyık altından gülüp mantıksız bulsa da birkaç gün sonra Kırşehirli tüccar aldığı o pekmezleri fiyatı yükseldiğinde kâr koyarak başka bir yerde satar. Başta tuhaf ya da saflık gibi görünen ama aslında ileriyi gören bu pratik ticari zekâ, zamanla halk arasında Kırşehirliler için kullanılan “Pekmez Akıllı” deyiminin doğmasına yol açar.
2. Asker Ocağı ve Akrep Savunması Hikâyesi:
Bir başka halk hikâyesinde ise geçmişte askeri bir birlikle arazide kamp kurmak zorunda kalan Kırşehirli bir askerin yaratıcılığı anlatılır. Çadırların etrafında akreplerin çoğalması üzerine komutanına bir fikir verir: Çadırlar bitişik kurulacak ve etrafına çekilen çembere pekmez dökülecektir. Sabah olduğunda pekmezin kokusuna gelip yapışan yüzlerce akrep etkisiz hale gelmiştir. Askerin bu yaratıcı ve pratik çözümü karşısında şaşıran komutanı, "Aferin, nereden aldın bu pekmez aklını?" diyerek takdir eder. Bu olay da dilden dile dolaşarak deyimin yerleşmesinde rol oynar.
(Pekmez akıllı, Akıllı pekmez)
Yukarıdaki fotoğrafımız bağlama şeklinde bir şişeye koyulan “Akıllı Pekmez” için bir reklam oldu ama sorun olmaz diye düşünüyorum. Bu da şehir inanının ticari bir zekasıdır bizce.
Yola devam ettik. Aynı gün son durak Siverek’ti. Gelecek yazıda gezi notlarına devam edeceğiz.
(Akıllı pekmez)
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.