Öcalan'ın Yeni Mesajının Şifreleri Neler? İmralı'nın Yeni Yol Haritası
Abdullah Öcalan'ın Ankara Yılmaz Güney Sahnesi'nde okunan yeni mesajı, Türkiye siyasi tarihi için "isyan ve çatışma" parantezinin fikren ve fiilen kapatıldığının en üst düzey ilanı niteliğinde.
Abdullah Öcalan'ın 27 Şubat mesajı, terör örgütü PKK'nın sadece silahı bırakmasını değil, zihnen de şiddetten arındığını ve "Cumhuriyetle barıştığını" ilan etti. Mesajdaki en kritik vurgu; devletin bütünlüğü içinde, din, dil ve milliyet empoze etmeyen "Özgür Yurttaşlık" ve "Anayasal Vatandaşlık" oldu. Peki bunlar ne anlama geliyor? İşte Öcalan'ın yeni mesajının şifreleri...
Abdullah Öcalan'ın Ankara Yılmaz Güney Sahnesi'nde okunan yeni mesajı, Türkiye siyasi tarihi için "isyan ve çatışma" parantezinin fikren ve fiilen kapatıldığının en üst düzey ilanı niteliğinde.
Abdullah Öcalan'ın Pervin Buldan tarafından okunan mesajı, sadece bir silahsızlanma çağrısı değil; "Demokratik Entegrasyon" olarak adlandırılan yeni bir toplumsal sözleşme teklifi sunuyor.
İKİNCİ 27 ŞUBAT MESAJININ ŞİFRELERİ VE "YENİ PARADİGMA"
1. "Negatif" Dönem Bitti: İsyanın Sonu
Öcalan, geçmişi bir "isyan" ve "yıkım" süreci olarak görüyor ve bu sayfanın kapandığını şu cümleyle ilan ediyor:
"Negatif isyan dönemini temelde tek taraflı bir irade ve pratikle aşmayı başardık."
Anlamı: Silahlı çatışma dönemi (negatif aşama), örgütün kendi iradesiyle bitirilmiştir. Artık "isyan" eden bir yapı değil, "inşa" eden bir irade vardır.
"Negatif isyan dönemini temelde tek taraflı bir irade ve pratikle aşmayı başardık."
Anlamı: Silahlı çatışma dönemi (negatif aşama), örgütün kendi iradesiyle bitirilmiştir. Artık "isyan" eden bir yapı değil, "inşa" eden bir irade vardır.
2. "Cumhuriyetle Zihnen Barışma"
Örgütün feshini sadece teknik bir olay değil, ideolojik bir devrim olarak tanımlıyor:
"Örgütün fesih ve silahlı mücadele stratejisine son verme kararları... aynı zamanda cumhuriyetle zihnen barışmanın da ilanıydı."
Öcalan, "Biz artık Türkiye Cumhuriyeti'ne karşı bir yapı değiliz, zihnimizdeki kavga bitti" diyor.
3. "Demokratik Entegrasyon" (Bölünme Değil, Eklemleme)
En çok merak edilen "Kürtlerin konumu ne olacak?" sorusuna, ayrılıkçılığı reddeden şu cümleyle yanıt veriyor:
"Demokratik entegrasyon en az Cumhuriyetin başlangıcı kadar önemlidir... Ayrıştırmacı ya da tersinden asimilasyonist yöntemlerin alternatifidir."
Anlamı: Ne ayrı bir devlet (ayrıştırma), ne de Kürt kimliğinin yok sayılması (asimilasyon). Çözüm; Kürtlerin kendi kimlikleriyle Cumhuriyet'e demokratik bir şekilde dahil olmasıdır (entegrasyon).
4. "Özgür Yurttaşlık" ve "Vatandaşlık" Tanımı
Etnik temelli vatandaşlık yerine devletle kurulan hukuki bağı ön plana çıkarıyor:
"Vatandaşlık ilişkisi, millete aidiyet üzerinden değil devletle bağ esas alınarak kurulmalıdır. Din ve dil empoze edilemediği gibi milliyet de edilmemelidir."
Anlamı: Kimseye "Sen şu millettensin" dayatması yapılmasın. Vatandaşlık; bireyin özgürce inandığı ve konuştuğu, devletle sadece anayasal bağ kurduğu bir ilişki olsun.
5. "Pozitif İnşa" Dönemi
Silahlar sustuktan sonra ne yapılacağını şu sözlerle tarif ediyor:
"Şimdi negatif aşamadan pozitif inşa aşamasına geçmeliyiz... Pozitif inşada amaç herhangi bir kurumu ve yapıyı ele geçirmek değil, toplumdaki her bireyin toplumsal inşada rol alabilmesidir."
Anlamı: Kavga bitti (negatif bitti), şimdi oturup yeni bir hukuk, yeni bir toplum kuracağız (pozitif inşa). Bu bir "ele geçirme" kavgası değil, "birlikte yapma" sürecidir.
6. Ortak Kader Vurgusu
Türkiye'nin iç içe geçmiş yapısını şu vurucu cümleyle özetliyor:
"Kürtsüz Türk, Türksüz Kürt olmaz. Bu ilişki diyalektiğinin tarihsel bir özgünlüğü vardır."
Anlamı: Bu iki halk birbirine muhtaçtır; biri olmadan diğeri varlığını sürdüremez.
Öcalan'ın cümlelerindeki ana fikir şu:
"Silah bitti, isyan bitti, örgüt bitti. Şimdi Cumhuriyet'in çatısı altında, etnik dayatmalardan uzak, hukuki güvencesi olan 'özgür bir yurttaşlık' kurarak beraber yaşayalım."
İşte 27 Şubat 2025'in birinci yıl dönümünde Abdullah Öcalan'ın mesajının tam metni:
"Negatif aşamadan pozitif inşa aşamasına geçmeliyiz." 27 Şubat 2025 çağrımız, demokratik siyasetin hayata geçtiği yerde silahın anlamsızlaşacağının beyanı ve tercihin açıkça siyasetten yana yapıldığının ilanıdır, bir ilke bütünlüğüdür. Negatif isyan dönemini temelde tek taraflı bir irade ve pratikle aşmayı başardık. Geride bıraktığımız süreç, şiddet ve ayrışma siyasetinden demokratik siyaset ve entegrasyona geçişi sağlayacak müzakere yeteneğini ve gücümüzü kanıtlamıştır. Çağrılarımız, konferans ve kongreler bu amaca yönelikti. Örgütün fesih ve silahlı mücadele stratejisine son verme kararları, sadece resmen ve fiilen değil zihnen de şiddetten arınmayı ve siyaset tercihini ortaya koymuştur. Bu aynı zamanda cumhuriyetle zihnen barışmanın da ilanıydı. "Geçtiğimiz bir yıl içinde Sayın Erdoğan'ın iradesi, Sayın Bahçeli'nin çağrısı, Sayın Özel'in katkısı ve sürece olumlu katkı yapan diğer tüm siyasi, sosyal, sivil birey ve kurumların çabalarını kıymetli buluyorum. Ve özellikle Sırrı Süreyya arkadaşımızı bir kez daha büyük bir saygıyla ve özlemle anıyorum. "Kürtsüz Türk, Türksüz Kürt olmaz. Bu ilişki diyalektiğinin tarihsel bir özgünlüğü vardır. Cumhuriyetin kuruluş sürecindeki temel metinler, Türk ve Kürt birliğini ifade ediyordu. 27 Şubat çağrımız bu birlik ruhunun canlandırılma girişimi ve Demokratik Cumhuriyet talebidir. Kandan ve çatışmadan beslenme mekaniğini kırmayı amaçladık. Sorunun tarihselliğini, ciddiyetini ve üretebileceği riskleri görmek yerine kısa vadeli dar siyasi çıkarlara göre hareket etmek hepimizi zayıflatır. İnkârı ve isyanı sürekli kılmaya çalışmak, en büyük kural dışılığı kural kılmaya çalışmaktır. Son iki yüzyılda tersine çevrilmek istenen kardeşliğin önündeki engelleri kaldırıyor, kardeşlik hukukunun gereğini yapıyoruz. Nasıl bir araya gelinir ve nasıl bir arada yaşanılır tartışmak istiyoruz. "Şimdi negatif aşamadan pozitif inşa aşamasına geçmeliyiz. Yeni bir siyaset dönemine, stratejisine kapı açılıyor. Şiddete dayalı siyaset dönemini kapatıp, demokratik toplum ve hukuk temelli bir süreci açmayı hedefliyor ve her kesimi bu yönde imkan yaratmaya ve sorumluluk almaya davet ediyoruz. "Demokratik toplum, demokratik uzlaşı ve entegrasyon, pozitif dönemin zihniyet dünyasının yapı taşlarıdır. Pozitif aşama zor ve şiddete dayalı mücadele yöntemlerini dıştalar. Pozitif inşada amaç herhangi bir kurumu ve yapıyı ele geçirmek değil, toplumdaki her bireyin toplumsal inşada rol alabilecek sorumluluğa ulaşabilmesidir. Amaç, inşayı toplumla birlikte ve toplum içinde yapmaktır. Ezilen kesimler, etnik gruplar, dinsel ve kültürel gruplar kesintisiz ve örgütlü bir demokratik mücadeleyle kendi yaratımlarına sahip çıkabilirler. Bu süreçte devletin demokratik dönüşüme duyarlı olması önemlidir. "Demokratik entegrasyon en az Cumhuriyetin başlangıcı kadar önemlidir. Onun kadar anlamlı, gelecek ve güç itibarıyla varlık ve zenginlik ihtiva eden bir çağrıdır. Temelinde demokratik toplum modeli vardır. Ayrıştırıcı ya da tersinden asimilasyonist yöntemlerin alternatifidir. Demokratik entegrasyona geçiş, barış yasalarını gerekli kılar. Demokratik toplum çözümü ise siyasal, sosyal, ekonomik, kültürel boyutlarda bir mimarinin, bir hukukun tesisini öngörür. "Günümüzde yaşanan birçok sorunun ve krizin sebebi demokratik bir hukukun yokluğudur. Demokratik siyaset çerçeveli bir hukuk çözümünü esas alıyoruz. Demokratik topluma alan tanıyacak, demokrasiye alan tanıyacak ve bunun güçlü hukuksal güvencelerini oluşturacak bir yaklaşıma ihtiyacımız var. "Vatandaşlık ilişkisi, millete aidiyet üzerinden değil devletle bağ esas alınarak kurulmalıdır. Dininde, milliyetinde, düşüncesinde özgür olmayı temel alan bir özgür yurttaşlığı esas alıyoruz. Din ve dil empoze edilemediği gibi milliyet de edilmemelidir. Demokratik sınırlarda ve devletin bütünlüğünü esas alan bir anayasal vatandaşlık ilişkisi dinsel, ideolojik, kimliksel ve milliyet varlığını özgürce ifade etme ve örgütlenme hakkını kapsar. "Günümüzde hiçbir düşünce sistemi demokrasiyi esas almadan ayakta kalamaz. İniş-çıkışlar, gerilim ve krizler geçicidir, demokrasi er ya da geç kalıcı olacak olandır. Çağrımız sadece Türkiye'de değil Ortadoğu'da bir arada yaşama sorununa ve ürettiği kriz haline çözüm bulma amacını taşıyor. Bütün gadre uğramışların var olma ve kendilerini özgürce ifade edebilme haklarını savunuyoruz. "Kadınlar, hiçbir toplumun ve devletin dikkate almadan kendini sürdüremeyeceği toplumsal güçlerin başında gelir. Günümüzde aile içi şiddet, kadın cinayetleri, ataerkil baskı, hepsi kadının köleleştirilmesiyle başlayan tarihsel saldırının güncel izdüşümüdür. Bu nedenle kadınlar demokratik entegrasyonun en özgürlükçü parçası ve itici gücüdür. "Dönemin dili buyurgan ve otoriter bir dil olamaz. Karşısındakine kendini doğru ifade etme, doğru dinleme ve ona da kendi doğrularını ifade etme olanağını vermeyi esas almalıyız. "Tüm bu hususların gerçekleşmesi, karşılıklı saygıya dayalı gelişmiş bir ortak aklı gerektirmektedir. Selam ve Saygılarımla,"
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.