Cüneyt Şaşmaz

Cüneyt Şaşmaz

Kurtuluş Tek Şahıstan Değil, Milletten Gelir

Bugün aslında dün'dü.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk, 1920’li yılların başlarında Milli Mücadele’nin en zorlu günlerinde, tek bir liderin omuzlarına yüklenen umutların tehlikesini net biçimde ortaya koymuştu.
Nitekim...
1923 civarında çeşitli konuşmalarında vurguladığı şu söz, bugün hâlâ yeterince hatırlanmayan, derin ve sarsıcı bir uyarıdır:
“Bir millet, bir memleket için kurtuluş, esenlik ve muvaffakiyet istiyorsak bunu yalnız bir şahıstan hiçbir vakit istememeliyiz.
Umumi kurtuluşu, gene umumi gayret temin eder ve bir millet, bir toplum yalnız bir ferdin gayretiyle bir adım bile atamaz.”
Demem o ki:
Bu söz, yalnızca bir hatırlatma değil; Türkiye’nin bugün içinde bulunduğu sarmaldan çıkışın anahtarını da gösterir.
Memleketin meseleleri, çalıları dolaşarak, eveleyip geveleyerek çözülemeyecek kadar acil bir eylem dinamiği, prensiplerin savunulduğu sağlam bir fikri omurga ve sarsıntısız bir irade gerektiriyor.
Demem şu ki:
Kalibresi ve fikriyatı yetersiz isimlere vakit ayırmak, milletin zamanını israf etmekten öte, artık ihanet sınırına yaklaşan bir tutum haline gelmiştir.
Ülkenin, bu zatları “eğitmeye” ayıracak lüksü yoktur.
Türkiye’nin temel sorunları - adalete duyulan güvenin ağır biçimde zedelenmesi, seçilmiş iradenin tasfiye edildiği algısı, hukukun herkese eşit uygulanmaması, toplumsal kutuplaşma, ekonomik kırılganlık ve dış bağımlılık - birbirine kenetlenmiş durumdadır.
Bunlar tek bir düzenleme, tek bir “barış paketi” ya da kapalı kapı mutabakatıyla hallolmaz.
Hasılı:
Gerçek barış ve huzur; adalet, hukuk, güven ve geniş toplumsal mutabakat üzerine kurulur.
Öncelikle...
Yapılması gerekenler bellidir:
Hukukun üstünlüğünü ve yargı bağımsızlığını fiilen tesis etmek.
Anayasa ve mahkeme kararlarının eksiksiz uygulanması, siyasi rakiplere yönelik operasyonların “henüz yargılama bitmeden suçlu muamelesi” algısından arındırılması şarttır.
Hülasa:
Demokrasi herkes içindir ya da değildir.
Hukuk herkes içindir ya da değildir.
Bir kesime hukuk vaat edip diğerini hukuksuzluğa mahkûm etmek, huzur getirmez; sadece derinleştirir.
Demem o deme değil şu deme:
TBMM’de tartışılacak her yasa, özellikle anayasal etkileri olanlar, toplumun bütün kesimlerinin kaygıları giderilene kadar açık ve şeffaf müzakereye tabi tutulmalıdır.
Nüans?!
Millet, sonucu kendisine açıklanan bir sürecin seyircisi değildir; bu ülkenin sahibidir.
Seçilmiş iradeyi ve ifade özgürlüğünü güvence altına almak.
Demem şu ki:
Görev yaptıkları şehirlerden yüzlerce kilometre uzağa, ağır tecrit koşullarına gönderilen belediye başkanları örneğinde olduğu gibi uygulamalar, “zulüm” algısını besliyor.
Bu algı temizlenmeden demokratikleşme söylemi inandırıcı olmaz.
Netice:
Düşüncesini açıklayan hiç kimsenin korkmadığı bir ülke yaratmak, en acil güvenlik önlemidir.
Tüm meseleleri - Kürt meselesi dâhil - “seçim hesabı”ndan ve kısa vadeli iktidar aritmetiğinden kurtarmak.
Yıllarca cezaevinde tutulan isimleri siyasi pazarlık malzemesi haline getirmek, sürecin samimiyetini sorgulatır.
Çözüm, milletin önünde kurulmuş büyük toplumsal mutabakatla ve TBMM çatısı altında, açık biçimde yapılmalıdır.
Şehitlerimizin aziz hatıralarına haksızlık edildiği duygusuyla vicdanlarımızın sızlamasına izin vermemek, hepimizin ortak sorumluluğudur.
Ekonomik ve stratejik bağımsızlık hamlesini hızlandırmak.
Dış finansman bağımlılığını azaltmak, üretim ve enerji güvenliğini güçlendirmek, kritik teknolojilerde lisans bağımlılığını kırmak, savunma sanayiini montajdan özgün teknolojiye taşımak zorunludur.
Liderlik ise popülizm, kısa vadeli ittifaklar veya vitrin siyaseti değil; prensiplerin savunulduğu, sarsıntısız bir duruş gerektirir.
Tek bir “mesih lider” arayışı yerine, liyakat, ahlak, vizyon ve cesaret üçgeninde duran kadroların sistematik olarak yükseltilmesi esastır.
Mevcut siyasi yelpazede bu kriterleri tartışmasız karşılayan bir isim henüz net biçimde öne çıkmış değildir.
Dün bugün'ün gölgesinde.
Türkiye’nin ihtiyacı, tek bir ismin kurtarıcı ilan edilmesi değil; yukarıdaki prensipleri savunan toplumsal iradenin ortaya çıkmasıdır.
Atatürk’ün uyarıdığı gibi, umumi kurtuluşu gene umumi gayret temin eder.
Kurumları güçlendiren, hukuku herkese eşit uygulayan, seçilmiş iradeyi koruyan, ekonomik bağımsızlık peşinde koşan bir milli irade belirdiğinde; o iradeyi temsil edecek liderlik de doğal olarak filizlenir.
Aksi takdirde, kalibresi yetersiz isimler arasında savrulmaya devam ederiz.
Ezcümle:
Türkiye’nin hiçbir meselesi çözümsüz değildir.
Ama çözüm, “millet seyirci kalsın, biz hallettik” yaklaşımıyla değil; milletin sahibi olduğu, açık, prensipli ve sarsılmaz bir süreçle gelir.
Zaman daralıyor.
Cüneyt Şaşmaz

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.