Yıldıray ONUKAR
Kim Kimi Seviyor (mu)?
Yaşça büyük dostlar, akrabalar var. Periyodik olarak arar hatırlarını sorarım.
Yaşça küçük dostlar, akrabalar var. Periyodik olarak arar hatırımı sorarlar.
(Gerçi ben büyük küçük ayırmam, yaş ile bilgeliğin aynı şey olmadığını, yada saygı ve sevgiyi paylaşmak için kriter koymamak gerektiğini uzun zaman önce içselleştirdim. Aferim kendime:) )
Daha büyük zenginlik var mı? Sevdiğin değer verdiğin kişiler ile iletişim kurmak, acı tatlı ne varsa içtenlik ile paylaşmak.
Akrabalar var, büyük-küçük...
- Aloooo, enişte. İyi bayramlar.
- Vay, yeǧenim napıyon?
- İyiyim enişte, sizden ne haber?
- Biz de iyiyiz de bak ne diyecem.
- De hele.
- Teyzengil geçen diyordu, bunlar hiç aramıyor sormuyor diye.
Yahu bir kere de darlamayın, güzel güzel konuşsak.
İçimden söyleniyorum "Teyzeyi de, seni de... Arayanı da...."
...
Dünyanın en muhteşem ve işlevsiz iletişim yöntemine hoş geldiniz.
Ne diyor, ne demek istiyor. Sorunun yanıtını bulursak ödül var mı?
Birkaç örnek.
- Anne, abim seni yakında aradı mı?
Ne demek istiyor.
A- Bak ben buradayım, o yok. Seni en çok ben gözetiyorum.
B- Abimi özledim, hiç aramıyor.
Kadıncağız uyanık, başlıyor kıvırmaya ama İçten içe bir kırgınlık.
Çok mu zor " bana ne soruyorsun , aç telefonu sor hatırını" demek.
Arkadaşın biri arıyor,
- kimse aramıyor sormuyor, bu ne biçim arkadaşlık.
- haklısında inan bende çok yoğunum.....
Bir sızlanma, feveran gidiyor. En son sen kimi samimi olarak merak ettiğin için aradın birader. Kendin için değil, onu merak ettiğin için.
Dünyanın merkezinde biz varız. Diğerleri sadece MANİPÜLE edilmek için varlar. Ne kadar da samimi!
...
Kozmopolit bir dünyada, sosyal medya bombardımanı, işyerinde performans baskısı, trafik, geçim derdi. İnsanların kendine kalan 3-5 dakikada huzurlu ilişkilere ihtiyacı var. Gerçi çoğumuz bu ihtiyacın dahi farkında olamayacak kadar dünyanın (bizimle ilgisiz) sorunlarına angajeyiz. Uyuşturucu ile yakalanan ünlü bile her nasılsa bizim sorunumuz oluyor.
İşte tam bu noktada filmlerdeki klasik herkesin gülüp eğlendiği aile buluşması teması geliyor gözümün önüne. Sırrı ne acaba (gene merak! Allah'tan kedi değilim) ?
Bir arkadaşı arıyorsunuz, aklınızda bir soru. Yanıtı var aslında cep telefonu arama motorunda, 15 saniyede önünüzde. Soru bahane, maksat hatır sormak. Bahane olmasa kimse kimsenin aklına gelmiyor. Ah şimdi fırsat geldi.
Arar aramaz karşıdan bir isyan dalgası.
- Niye hiç aramıyorsun, ben ne sorunlar yaşıyorum biliyor musun, işin düşmese aramazsın (niyet okuma, önyargı)..
- Ama, ama diyorsun, arkadaş gazı almış gidiyor...
Aradığına bin pişman kapatıyorsun telefonu, aklında söyleyemediklerin: Benim seni takip etmek gibi bir görevim mi var. Yada sen benim bir sorunum olup olmadığını merak ettin mi?
...
Bu davranış kalıbını nereden ve nasıl öğrendiğimiz belli de, sen de bir zahmet düşün; böyle bir davranış sonrası seni kim niye arasın. Ararsa zorunluluktan arar, içinden gelerek değil, görev icabı.
Galiba yukarıdaki sorumun yanıtını buldum. Birbirimizi zorlamayalım. Tad kaçıran olmayalım. Empati yapalım. Tekrar araşmak için birbirimizle ciddi konular da olsa gülüp geçerek, kasvet yaratmadan yürütelim sohbeti. Ha bir de dürüst olalım, sonucu acı da olsa. Deneyelim.
- Alo, arkadaşım(/amca/kardeşim vs). Seni çok seviyorum. Baştan anlaşalım, vıdı vıdı yapmayacaksan konuşalım, yoksa kapatalım.
Zor dimi? Vazgeçtim, klasiğe devam: aç telefonu, kafa salla, sineye çek söyleneni, kapa telefonu. Değmez kavga etmeye.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.