Kilim Altındaki Siyaset: Öcalan'dan Bahçeli'ye Hediye ve 'Normalleşme' Oyunları?!
Değerli Okurlarım, Sorun’a "üst akıl" perspektifinden bakarak, bu ilişkiyi tarihsel, jeopolitik ve siyasi bağlamda yorumlayayım.
Haber şu:
Yorum şu:
Değerli Okurlarım,
Sorun’a "üst akıl" perspektifinden bakarak, bu ilişkiyi tarihsel, jeopolitik ve siyasi bağlamda yorumlayayım.
Öncelikle...
Paylaştığım X postu ve görüntü, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin, PKK'nın kurucusu Abdullah Öcalan tarafından özel olarak dokutturulan bir kilimi hediye olarak kabul etmesiyle ilgili.
Bu, Türk siyasetinde beklenmedik bir dönüm noktası gibi görünüyor, ama altında daha derin dinamikler yatıyor.
Adım adım açıklayayım…
Mustafa Kemal Atatürk, bir konuşmasında şöyle diyordu:
"Türk milleti zekidir, çalışkandır.
Çünkü Türk milleti milli birlik ve beraberlik içerisinde güçlükleri yenmesini bilmiştir.
Ve çünkü Türk milleti vatanının her karış toprağını, kanıyla sulamaktan çekinmemiştir."
(Nutuk ve çeşitli konuşmalarından derlenen, milli birlik vurgusuyla az alıntılanan bir ifade)
Bugün, o kanla sulanmış vatan toprağının üzerinde, siyasetin en beklenmedik ittifakları ve sembolik jestleri sahneleniyor.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin, DEM Parti heyeti aracılığıyla Abdullah Öcalan'ın Şanlıurfa'da özel olarak dokuttuğu bir kilimi hediye olarak kabul etmesi, Türk siyasetinin "normalleşme" sürecini yeni bir absürtlük seviyesine taşıdı.
Bu olay, sadece bir hediye töreni değil; yılların kutuplaşmasını, milliyetçi tabanın hassasiyetlerini ve gizli pazarlıkları sorgulatan bir metafor haline geldi.
Hal böyleyken...
Peki, bu "ilişki"yi üst akıl nasıl yorumluyor?!
Ve milletimizin zekası, bu tür sembolik oyunları ne kadar daha sineye çekecek?!
Nitekim...
Geçtiğimiz günlerde, 12 Aralık 2025'te DEM Parti heyeti tarafından MHP Genel Merkezi'nde gerçekleştirilen ziyarette, Abdullah Öcalan'ın talimatıyla Şanlıurfa'da dokunan bir kilim, Bahçeli'ye hediye edildi.
Nüans?!
Bahçeli, bu armağanı memnuniyetle kabul ettiğini açıklayarak, Öcalan'a teşekkürlerini iletti ve kilime "27 Şubat 2025 Barış ve Demokrasi Kilimi" adını verdi.
Hasılı:
Olay, MHP'ye yakın medya organları tarafından duyuruldu ve sosyal medyada hızla yayıldı; kimi şaşkınlık, kimi öfke yaratarak.
Fotoğraflarda görülen sahne, Bahçeli'nin yanında DEM Parti temsilcileriyle birlikte kilimi tutarkenki anı yansıtıyor.
Demem o ki:
Bu, yıllardır PKK terör örgütüyle mücadele eden bir partinin liderinin, örgütün kurucusu Öcalan'dan gelen bir hediyeyi kabul etmesi açısından tarihi bir kırılma noktası.
Demem o deme değil şu deme:
Ancak bu jest, sadece bir kültürel sembol mü, yoksa daha derin siyasi pazarlıkların öncüsü mü?!
Bu olayı bir üst akıl perspektifinden yorumladığımızda, karşımıza çıkan tablo şu:
Türk siyaseti, "çözüm süreci"nin yeni bir versiyonuyla karşı karşıya.
Demem şu ki:
2013-2015 arası benzer girişimler, kanlı bir şekilde sonlanmıştı; şimdi ise Öcalan'ın İmralı'dan yaptığı çağrılar, DEM Parti'nin Meclis ziyaretleri ve Bahçeli'nin olumlu tutumu, bir "barış" narratifini inşa ediyor.
Ancak bu, milliyetçi tabanda derin yaralar açıyor.
Zira Öcalan, binlerce şehit veren bir mücadelenin sembolü.
Hülasa:
Üst akıl burada, şu dinamikleri görüyor:
- Manipülasyon ve Algı Yönetimi:
Hediye gibi sembolik jestler, halkın öfkesini yumuşatmak için kullanılıyor.
Kilim, "barış"ı temsil ediyor gibi gösterilse de, asıl amaç muhtemelen Kürt oylarını konsolide etmek, erken seçim senaryolarını güçlendirmek ve/veya bölgesel dengeleri (Suriye, Irak) etkilemek.
Sosyal medyada dolaşan şaşkınlık tepkileri (misal, gazeteci Erdem Atay'ın "İnanamıyorum" paylaşımı), bu olayın halk nezdinde yarattığı şoku kanıtlıyor.
- Kutuplaşmanın Yeni Hali:
MHP'nin tabanı, yıllardır "vatan haini" diye yaftaladığı kesimlerle el sıkışırken, muhalefet (İYİ Parti, CHP) bu çelişkiyi fırsata çevirmeye çalışıyor.
Ancak ironik şekilde, bazı montajlı fotoğraflarda Meral Akşener'in yüzü eklenerek olay abartılıyor.
Bu da dezenformasyonu artırıyor ve gerçek tartışmayı sulandırıyor.
- Güç Dengeleri:
Erdoğan-Bahçeli ittifakı, 2023 seçimlerinden beri güçleniyor; bu hediye, AKP'nin "açılım" politikalarına MHP'nin yeşil ışık yaktığını gösteriyor.
Öte yandan, DEM Parti'nin rolü, Öcalan'ı "barış elçisi"ne dönüştürme çabası gibi duruyor.
Netice:
Halkın kafası karışıyor, öfke yön değiştiriyor ve "herkes aynı" algısı yayılıyor.
Bu süreç, Atatürk'ün vurguladığı milli birliği tehdit ediyor.
Zira vatan toprağı, sembolik kilimlerle değil, gerçek adalet ve birlikle korunur.
- 27 Şubat 2025'in Önemi:
Bu tarih, Öcalan'ın İmralı'dan yaptığı bir çağrıyla PKK'ya "silah bırakma ve örgütü lağvetme" talimatı verdiği gün.
Öcalan, bu çağrıda Kürt sorununun bin yıllık tarihini anlatarak, Türk-Kürt ilişkisini "simbiyotik" (karşılıklı bağımlı) olarak tanımladı, PKK'nın 1993'te feshedilmesi gerektiğini savundu ve Bahçeli'nin el uzatmasını "tarihi" bulduğunu belirtti.
Bu, 2013-2015 Çözüm Süreci'nin bir devamı gibi, ama bu kez MHP'nin aktif rolüyle.
İlişkinin yorumu; düşmanlıktan diyaloğa dönüşüm.
Demem o ki:
Tarihsel olarak, MHP (Türk milliyetçiliği temelli) ve Öcalan/PKK (Kürt ayrılıkçılığı kökenli) arasında derin bir husumet var:
PKK'nın 1984'ten beri süren silahlı mücadelesi, binlerce can kaybı, MHP'nin sert anti-terör tutumu.
Demem şu ki:
Bahçeli'nin eskiden Öcalan'ı "terörist elebaşı" diye anarken şimdi "kurucu önderlik" demesi, bu ilişkiyi radikal bir şekilde dönüştürüyor.
Bu, pragmatik bir ittifak mı, yoksa samimi bir barış adımı mı?!
Bence ikisinin karışımı:
1. Jeopolitik Nedenler:
Suriye'deki gelişmeler ana tetikleyici.
Türkiye, YPG/SDG'yi (PKK'nın uzantısı olarak gördüğü) ABD-İsrail destekli bir tehdit olarak algılıyor.
Öcalan, İmralı görüşmesinde SDG'nin Suriye'den "sökülüp atılması" gerektiğini söyledi; bu, Bahçeli'nin de vurguladığı bir nokta.
Bölgesel istikrar için, iç Kürt meselesini çözmek (misal Ahmet Türk'ün görevine iadesi gibi adımlarla) Türkiye'nin elini güçlendirir.
Bu ilişki, İran-Rusya-Suriye eksenindeki dengeleri Türkiye lehine çevirme hamlesi olabilir.
Öcalan'ın "Türkiye Cumhuriyeti'ni aradığım devlet" demesi, bu stratejik uyumu gösteriyor
2. Siyasi ve İç Dinamikler:
Cumhur İttifakı (AKP-MHP) için bu, erken seçim spekülasyonlarını bastırma ve istikrarı pekiştirme aracı.
Bahçeli, DEM Parti ile tokalaşmasını "Türkiye adına bir adım" diye savunuyor.
Öte yandan, muhalefet (CHP gibi) bunu "ihanet" olarak görüyor.
Ekşi Sözlük gibi platformlarda şok ve öfke ifadeleri hakim, bazıları "devletin MHP eliyle Kürt devleti kuracağı" teorilerini hatırlatıyor.
Ancak Kürt tarafında olumlu: Rudaw gibi kaynaklar, bunu "barış süreci" olarak alkışlıyor.
3. Riskler ve Eleştiriler:
Bu ilişki, milliyetçi tabanda kırılma yaratabilir; "inanamama" tepkileri yaygın.
Eğer PKK gerçekten silahsızlanmazsa, süreç fiyaskoyla biter (2015 gibi).
Ayrıca, Öcalan'ın federal özerklik yerine "demokratik toplum" modelini önermesi, gerçek bir uzlaşı mı yoksa taktik mi?!
Bence, bu ilişki kısa vadede barış getirir ama uzun vadede Türk devletinin bütünlüğünü test eder.
Hülasa:
Bu "ilişki" düşmanlıktan zorunlu ortaklığa evrilen bir pragmatizm örneği.
Türkiye'nin "ateş çemberi"nde (Suriye, ekonomi, terör) hayatta kalma stratejisi, ama samimiyeti zaman gösterecek.
Eğer Öcalan'ın çağrısı uygulanır ve SDG zayıflatılırsa, tarihi bir kazanım olur; yoksa, sadece bir "kilim" olarak kalır.
Netice:
Türk milleti, zekası ve tarihi hafızasıyla bu tür oyunları aşmasını bilmiştir.
Ancak siyasetçiler, şehit ailelerinin acısını, terör mağdurlarının yaralarını göz ardı ederek "normalleşme" adı altında tehlikeli sularda yüzebilir.
Bu kilim, belki de bir barış sembolü değil; altında yatan siyasi hesapların örtüsü.
Ezcümle:
Bu süreç, Atatürk'ün vurguladığı milli birliği tehdit ediyor.
Zira vatan toprağı, sembolik kilimlerle değil, gerçek adalet ve birlikle korunur.
Gazeteci olarak soruyorum:
Bu ilişki, vatanın bütünlüğünü güçlendirir mi, yoksa yeni kırılmalara mı yol açar?!
Okurlarımız karar versin.
Cüneyt Şaşmaz
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.