Cüneyt Şaşmaz

Cüneyt Şaşmaz

Ey Türk, Uyan, İşte O Yıldız; Gazi Mustafa Kemal Atatürk!

Selanik’in dar, taşlı sokaklarında, 1881 baharında bir yıldız doğdu.
Mavi gözlerinde henüz çocuksu bir masumiyet, yüreğinde ise özgürlüğün ilk kıvılcımları yanıyordu.
Adı Mustafa’ydı; ama o, annesinin duaları, babasının mirası ve tarihin kendisiyle yoğrulmuş bir ruhtu.
İmparatorluk küllerinin arasında inlerken, o küllerden doğan bir anka gibi kanat çırptı.
Düşünün:
Trablusgarp’ın kavurucu kumlarında İtalyanlara karşı dimdik durdu.
Sonra Çanakkale…
Gelibolu’nun kanlı tepelerinde, cephane tükenmiş, askerler geri çekilirken, tarihin akışını değiştiren o meşhur emir yükseldi boğazlardan:
“Ben size taarruzu değil, ölmeyi emrediyorum!”
O an, düşman gemileri boğazı geçemedi.
Çünkü karşılarında sadece bir komutan yoktu; çelikten bir irade, milletin geleceğine zincir vuran bir duvar vardı.
Anafartalar’da zafer, Conkbayırı’nda destan yazıldı.
O, yalnızca savaşmadı; bir ulusun kaderini yeniden yazdı.
Ve sonra…
19 Mayıs 1919. Bandırma Vapuru’nun güvertesinden Samsun’a adım attığında, sırtında bir milletin tüm yükü vardı.
Amasya’da umudu tamim etti, Erzurum’da yürekleri birleştirdi, Sivas’ta milletin sesini gürleştirdi.
“Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir!” dediğinde, yüzyıllık saltanatın temelleri sarsıldı.
Sakarya’da direndi, Dumlupınar’da zafer kazandı.
İzmir’e girdiğinde denize dökülen sadece işgalci ordular değildi; asırlık zincirler, esaretin utancı, geri kalmışlığın karanlığı da kırılıp döküldü.
O, bir cumhuriyet kurdu.
Laik, aydınlık, eşitlik ve bilimin üzerine yükselen bir cumhuriyet.
Kadınlara seçme-seçilme hakkı verdiğinde Fransa ve İsviçre hâlâ düşünüyordu.
Harfleri değiştirdi, okuryazarlık ateşini yaktı.
Köylüyü efendi ilan etti, fabrikalar kurdu, gençliğe “Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!” diye haykırdı.
Dünyada benzeri görülmemiş bir liderdi Atatürk.
Çünkü o:
Mevcut düzeni ıslah etmedi; kökünden yıktı ve yerine çağdaş, laik bir cumhuriyet dikti.
Müslüman çoğunluklu bir ülkede laikliği demir bir iradeyle hayata geçirdi.
Savaş meydanındaki askeri dehayı, barışta devlet kuruculuğuna dönüştürdü; zaferden sonra diktatör olmadı, gücü millete emanet etti.
Anti-emperyalist bir başkomutan olarak Lozan’da eşit masaya oturdu, kapitülasyonları tarihe gömdü.
Kral, halife olmadı; unvanlarını sınırladı, alçakgönüllülüğün zirvesine çıktı.
“Yurtta sulh, cihanda sulh” diyerek savaş kazanmış bir lider olarak barışı seçti.
Ve en çarpıcı yanı…
O sadece bir lider değildi.
Bir geometri kitabı yazacak kadar âlim,
“Çalıkuşu”nu cephede başucundan ayırmayacak kadar duygulu,
Eğri duran bir eşyayı düzeltmeden rahat edemeyecek kadar titiz,
Kurbanlık hayvanlara bakamayıp kesilmelerini engelleyecek kadar merhametli,
Kuru fasulye-pilavı lise yıllarından beri en sevdiği yemek bilen kadar sade,
Binlerce kitaplık kütüphanesiyle, az uykuyla, kahve fincanlarıyla yaşayan bir entelektüeldi.
Dans eder, zeybek oynar, Rumeli türkülerine hasret kalırdı.
Doğayı sever, Atatürk Orman Çiftliği’nde bizzat toprağa dokunurdu.
Ölümünde bile ölmedi.
Anıtkabir’de yatıyor, ama ruhu her Türk’ün kalbinde, her damla asil kanda, her özgür nefeste yaşıyor.
Ey Türk!
O sana kurban olsun Paşam…
Sen de O’na layık ol!
Gazi Mustafa Kemal Atatürk…
Bir şiir, bir fırtına, bir ebedi meşale.
Ve biz…
O meşalenin ışığında yürüyen şanslı çocuklar.
Yaşa, büyüt, yükselt ve koru!
Çünkü O, biziz.
Biz, O’yuz.

Cüneyt Şaşmaz

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.