Prof. Dr. Seyithan Deliduman
Emek Zayi Olmaz; Altın Çamura Düşmekle Değeri Sakıt Olmaz
Toplumların yükselişi de çöküşü de büyük ölçüde emeğe bakışlarıyla ilgilidir. Emeğin kıymet gördüğü, liyakatin esas alındığı ve gayretin karşılık bulduğu toplumlar gelişir; emeğin değersizleştirildiği, görünüşün özün önüne geçtiği toplumlar ise zamanla kendi potansiyellerini tüketir.
Bu nedenle asırların süzgecinden geçerek günümüze ulaşan şu söz, yalnızca ahlaki bir öğüt değil, aynı zamanda insanlık tecrübesinin damıtılmış bir sonucudur:
“Emek zayi olmaz; altın çamura düşmekle sakıt olmaz.”
Bir şeyin değeri bulunduğu yerden değil, mahiyetinden kaynaklanır. Altın, çamurun içinde de altındır; sarayın hazinesinde de. Onun kıymeti, üzerine bulaşan kirle azalmaz. İnsan emeği de böyledir. Bilgiyle beslenen çalışma, dürüstçe ortaya konulan gayret ve samimiyetle yapılan üretim, kimi zaman görünmez hâle gelse de özündeki değeri hiçbir zaman kaybetmez.
Ne var ki çağımız, çoğu zaman görünürlüğü değerle karıştırmaktadır. Popülerlik liyakatin, gürültü bilginin, gösteriş ise emeğin önüne geçebilmektedir. Böyle dönemlerde pek çok insan, yıllarını verdiği çabanın yeterince takdir edilmediğini düşünerek hayal kırıklığı yaşayabilmektedir.
Oysa tarihin muhasebesi günlük değerlendirmelerden farklıdır. Yaşadıkları dönemde değeri bilinmeyen nice düşünür, bilim insanı, sanatçı ve hukukçu, zamanın adil terazisinde hak ettikleri yere kavuşmuştur. Çünkü hakikat ile takdir aynı anda tecelli etmese de hakikat er ya da geç kendi yolunu bulur.
Hukuk hayatı da bunun sayısız örneğini barındırmaktadır. Vicdan ve hukuk süzgecinden geçirilerek verilen bir yargı kararı, yıllar süren akademik bir araştırma, titizlikle hazırlanan bir savunma, özveriyle yetiştirilen bir öğrenci ya da alın teriyle ortaya konulan bir emek, ilk anda beklenen karşılığı bulmayabilir. Ancak toplumları ve medeniyetleri ileriye taşıyan kalıcı gelişmeler, çoğu zaman işte bu sessiz ve görünmeyen emeklerin eseridir.
Adalet ile emek arasında ayrılmaz bir bağ vardır. Çünkü adalet yalnızca hakların korunması değil, aynı zamanda emeğin sahibine teslim edilmesidir. Emeğin değersizleştirildiği yerde liyakat zedelenir; liyakatin zedelendiği yerde ise adalete duyulan güven sarsılır. Bu sebeple hukuk devletinin en önemli görevlerinden biri, insanların emeklerinin er ya da geç karşılığını bulacağına dair inancı canlı tutabilmektir.
Hayatın adaleti ile zamanın adaleti her zaman aynı hızda işlemez. Kimi emek hemen karşılığını bulurken, kimi yıllar sonra meyvesini verir. Hatta bazı insanlar, verdikleri mücadelenin neticesini kendi ömürleri içinde göremeyebilir. Ancak gecikmek başka, yok olmak başkadır. Toprağa düşen tohum nasıl görünmediği dönemde sessizce kök salıyorsa, emek de çoğu zaman fark edilmeden geleceği inşa eder.
Bu nedenle insanın görevi sonucu garanti altına almak değil, emeğini hakkıyla ortaya koymaktır. Takdir görmek elbette güzeldir; ancak emeğin gerçek değeri başkalarının alkışına bağlı değildir. Alkış geçicidir, makam geçicidir, görev geçicidir. Kalıcı olan ise insanın ortaya koyduğu eser ve inşa ettiği şahsiyettir.
İnsan bazen emeğinin karşılığını makamda bulamaz, bazen görevinde, bazen de yaşadığı dönemde. Fakat emek hiçbir zaman boşa gitmez. Önce insanın şahsiyetine işlenir; karaktere dönüşür, basirete dönüşür, vakara dönüşür. Her samimi gayret, insanı biraz daha olgunlaştırır. İşte emeğin ilk ve en kıymetli karşılığı budur. Bunu artık hiçbir güç ondan geri alamaz
Sonuç olarak, hayatın her alanında olduğu gibi hukuk hayatında da görünmeyen emeklerin, sessiz gayretlerin ve sabırlı çalışmaların kıymetini teslim etmek gerekir. Çünkü medeniyetler gösterişli sözlerle değil, çoğu zaman fark edilmeyen emeklerle yükselir.
Çamur altını kirletebilir; fakat değerini azaltamaz. Zaman emeğin karşılığını geciktirebilir; fakat onu ortadan kaldıramaz. Çünkü hakiki değer, dış şartlardan değil, özden doğar.
Altın çamura düşebilir; fakat altın olmaktan çıkmaz. Emek de böyledir. Gecikebilir, görünmeyebilir, hatta unutulmuş sanılabilir; fakat zayi olmaz. Zira gerçek emek, önce insanın kendisini inşa eder; ardından eserlerinde ve zamana bıraktığı izlerde yaşamaya devam eder.
Ve bütün geçici hükümlerin ötesinde değişmeyen hakikat şudur:
Emek zayi olmaz; altın çamura düşmekle sakıt olmaz.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.