Biyolojik Çeşitlilikte Küresel Ölçekte Ciddi Kayıplar Meydana Geliyor

Biyolojik Çeşitlilikte Küresel Ölçekte Ciddi Kayıplar Meydana Geliyor

Gıda güvenliği, temiz su kaynakları, ekosistemlerin dengesi ve insan sağlığı açısından hayati önem taşıyan biyolojik çeşitlilik, iklim değişikliği, insan faaliyetleri ve ormansızlaşma nedeniyle küresel ölçekte ciddi kayıplar veriyor

İnsan faaliyetlerinin etkisiyle biyolojik çeşitliliğin giderek daha kırılgan hale geldiği, bu durumun birçok ekosistem açısından geri dönülmesi zor tahribatlara yol açtığı vurgulanıyor.

Uluslararası kuruluşlar, yaşanan bu kaybın yalnızca çevresel değil ekonomik ve toplumsal yaşamı da etkileyen çok boyutlu bir kriz haline gelebileceğine dikkati çekiyor.

Biyolojik çeşitliliğinin korunması, geliştirilmesi ve sürdürülmesini teşvik etmek amacıyla Birleşmiş Milletler (BM) tarafından her yıl 22 Mayıs, "Uluslararası Biyolojik Çeşitlilik Günü" olarak kutlanıyor.

Bu yıl "Küresel Etki İçin Yerel Düzeyde Harekete Geçmek" temasıyla kutlanan gün kapsamında farkındalığı artırmaya dönük etkinlikler ve çeşitli teşvik faaliyetleri düzenlenecek.

Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi'nin kabulü

İnsan faaliyetleri nedeniyle biyolojik çeşitliliğin zarar görmesi ve bazı türlerin yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalması üzerine, 1992'de Brezilya'nın Rio de Janeiro kentinde düzenlenen "Dünya Sürdürülebilir Kalkınma Zirvesi"nde BM Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi (UNCBD) kabul edildi.

Türkiye, 196 ülkenin imzaladığı BM Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi'ne 1996'da taraf olurken, bugün bu sözleşmenin en aktif ülkelerinden biri oldu.

Biyolojik çeşitliliğin korunması, doğal kaynakların sürdürülebilir kullanımı ve genetik kaynaklardan elde edilen faydaların adil paylaşımına odaklanan sözleşme kapsamında, ülkelerden ulusal strateji ve eylem planları hazırlamaları bekleniyor.

Yaban hayatı popülasyonu yüzde 73 azaldı

Doğal Hayatı Koruma Vakfının (WWF) amfibi, kuş, memeli ve sürüngen türlerinden oluşan 5 bin 495 türün verilerine dayanan "2024 Yaşayan Gezegen" raporunda, 1970-2020 arasında yaban hayatı popülasyonunun ortalama yüzde 73 azaldığı belirtildi.

Raporda, en fazla azalmanın yüzde 85 ile tatlı su popülasyonlarında, daha sonra da yüzde 69 ile kara, yüzde 56 ile de deniz popülasyonunda görüldüğüne işaret edildi.

Bölgesel düzeyde en hızlı azalmanın yüzde 95 ile Latin Amerika ve Karayipler'de olduğu ifade edilen raporda, bunu yüzde 76 ile Afrika'nın, yüzde 60 ile de Asya ve Pasifik'in izlediği aktarıldı.

Raporda, daha sınırlı bir düşüşün yüzde 35 ile Avrupa ve Orta Asya'da ve yüzde 39 ile Kuzey Amerika'da görüldüğüne değinildi.

Bu bölgelerdeki büyük ölçekli etkilerin 1970'ten önce belirginleştiği belirtilen raporda, bu kapsamda yürütülen çabalarla bu sayının istikrar kazandığı veya arttığı kaydedildi.

Biyolojik çeşitlilik üzerindeki en büyük tehdit gıda üretim sistemi

Raporda, biyolojik çeşitlilik üzerindeki en büyük tehdidin gıda üretimine bağlı habitat bozulması olduğuna dikkati çekilerek bunu aşırı avlanma, istilacı türler ve hastalıkların izlediğine vurgu yapıldı.

Diğer tehditler arasında yer alan iklim değişikliğinin en çok Latin Amerika ve Karayipler'i etkilediğine işaret edilen raporda, kirliliğin ise özellikle Kuzey Amerika ile Asya ve Pasifik'te görüldüğü aktarıldı.

Raporda, bir popülasyonun belirli bir seviyenin altına düşmesinin o türün ekosistem içindeki olağan rolünü yerine getiremeyebileceğinin ve ekosistemin işleyişini tehdit edeceğinin altı çizilerek bu durumun ekosistemlerin insanlara sağladığı faydaları zayıflatacağı anlatıldı.

"Kritik Biyolojik Çeşitlilik" alanlarının 3'te 1'i koruma statüsüne sahip değil

Öte yandan, BM Çevre Programının (UNEP) "2024 Korunan Gezegen" raporunda, küresel ölçekte korunan alanların karada ve iç sularda yüzde 17,6'ya, deniz ve kıyısında ise yüzde 8,4'e ulaştığı belirtildi.

Raporda, korunan alanların artırılması konusunda ilerleme kaydedilmiş olsa da 2030'a kadar hem kara ve iç sular hem de denizde yüzde 30 koruma hedefine ulaşılabilmesi için bu ilerlemenin hızlandırılması gerektiği ve bunun için daha büyük çabalara ihtiyaç olduğu vurgulandı.

Öte yandan, halihazırda 51 ülke ve bölgede karasal alanlar, 31 ülkede ise deniz alanlarının yüzde 30'u aşan bir bölümünün koruma altında olduğu ifade edilen raporda, bu durumun ülkelerin ulusal düzeyde önemli adımlar attığını gösterdiği kaydedildi.

Raporda, bu çabalara rağmen yüzde 30 hedefine ulaşabilmek için kara ve iç su alanlarında yüzde 12,4'lük, deniz ve kıyı alanlarında ise yüzde 21,6'lık bir alanın daha koruma altına alınması gerektiğine işaret edildi.

"Kritik Biyolojik Çeşitlilik" alanlarının ise 3'te 2'sinden fazlasının kısmen ya da tamamen korunduğuna ancak kalan 3'te 1'lik kısmın koruma statüsüne sahip olmadığına dikkati çekilen raporda, biyolojik çeşitlilik açısından kritik alanların korunmasına yönelik çabaların artırılması gerektiğinin altı çizildi.

Kaynak:Haber Kaynağı

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Önceki ve Sonraki Haberler