Beşir Atalay ve İhsan Arslan'dan... Hizbullah İtirafları... Domuz Bağı Tehdidi

Beşir Atalay ve İhsan Arslan'dan... Hizbullah İtirafları... Domuz Bağı Tehdidi

Eski Başbakan Yardımcısı ve İçişleri Bakanı, halen Ankara Sosyal Bilimler Vakfı Başkanlığını yürüten Prof. Dr. Beşir Atalay’ın yönettiği çevrimiçi oturumda MAZLUMDER ele alındı.

MAZLUMDER'in yakın tarihinin ilk kez açık bir oturumda ele alındığı toplantıya Eski Başbakan Yardımcısı Prof. Dr. Beşir Atalay, eski AKP Diyarbakır Milletvekili İhsan Arslan ve Yılmaz Ensaroğlu katıldı. Şok itirafların yer aldığı toplantıda "Seni 'domuz bağıyla öldürürüz' dediler" tehdidi anlatıldı.

Eski Başbakan Yardımcısı ve İçişleri Bakanı, halen Ankara Sosyal Bilimler Vakfı Başkanlığını yürüten Prof. Dr. Beşir Atalay’ın yönettiği çevrimiçi oturumda MAZLUMDER ele alındı. İslami kesimin insan hakları mücadelesindeki dönüm noktası olan derneğin Kurucu Genel Başkanı ve eski AKP Diyarbakır Milletvekili İhsan Arslan ile dönemin sembol isimlerinden Yılmaz Ensaroğlu katıldı. Şok itirafların yer aldığı "Tarihe Tanıklık" başlığıyla, MAZLUMDER’in yakın tarihi ilk kez kamuoyuna açık bir platformda masaya yatırıldı. Fehmi Çalmuk, politikadam.com'daki "MAZLUMDER'in Karanlık Yıllardaki Büyük Sırrı: Domuz Bağı Korkusu" başlıklı yazısında toplantıyı şöyle anlattı:

"O RİSKİ GÖZE ALDIK"

"90’lı yılların en sıcak ve tehlikeli dönemlerinde, Hizbullah’ın kendi içindeki "Menzil" ve "İlim" odaklarının kanlı çatışmalarını engellemek için arabuluculuk yapmaya çalışan MAZLUMDER heyetinin, ölümün kıyısından nasıl döndüğü ilk kez bu kadar net ifadelerle anlatıldı.

Toplantıda sözü alan İhsan Arslan, Yılmaz Ensaroğlu’nun şahitliğinde, o dönem her an bedel ödemeyi göze alarak olayların üzerine nasıl gittiklerini şu sözlerle aktardı:

İhsan Arslan: "Yılmaz Bey'in şahitliğinde bir iki hususa daha değinmek istiyorum. Bizim bu ekip gerçekten cesaretle ve özveriyle, bedel ödemeyi de göze alarak olayların üzerine gitmeye, tespitler yapmaya çalıştı. Biz Yılmaz Bey ile Silvan'da yıkılmış, yakılmış bir köye giderken, giriş yasaktı. Jandarma tarafından ciddi bir müdahaleye maruz kalacağımızı göz önüne aldık ve yine de gittik. Beraber Lice'ye giderken de hakeza durum aynıydı; daha halen dumanlar tütüyordu. Yine o riski göze aldık. Güçlükonak'a giderken de aynı kararlılığı gösterdik."

"MENZİL VE İLİM ÇATIŞMASINI DURDURMAK İÇİN SABAHA KADAR TARTIŞTIK"

Arslan, asıl büyük tehlikeyi ve bugüne kadar saklı kalan o geceyi ise Diyarbakır’da yaşadıklarını belirterek ilk kez açıkladı:

İhsan Arslan: "Diyarbakır'da Menzil ile yaşananları, buraya bir not düşmek ve o şahitliğimizi bugün paylaşmak için söylüyorum. Ne gibi riskler alarak bu sorumluluğumuzun gereğini yerine getirmeye çalıştık, bu bilinsin diye anlatıyorum. Yılmaz Bey iyi hatırlayacaktır; Menzil ile İlim grubu arasında ciddi bir çatışma var ve karşılıklı öldürmeler söz konusu. İlim tarafında Hüseyin Velioğlu var, Menzil tarafında rahmetli Fidan (Güngör) kardeşimiz var."

Bu sırada araya giren Yılmaz Ensaroğlu, dinleyiciler ve genç kuşaklar için önemli bir kavram karmaşasını düzeltti:

Yılmaz Ensaroğlu: "Menzil, Menzil Kitabevi'dir abi. Bir de Menzil cemaati var (karıştırılmaması için)."

Beşir Atalay: “Evet, evet diyorum. Rahmetli Fidan'ın...”

Yılmaz Ensaroğlu: "Genç arkadaşlar açısından, dinleyenler açısından..."

Beşir Atalay: "Diyarbakır'da rahmetli oldu. O şeylerin öldürdüğü, nedir o..."

"'ETMEYİN, EYLEMEYİN' DEDİK. YANLIŞA 'SEN YANLIŞ YAPIYORSUN' DEDİK"

İhsan Arslan, inançları gereği aldıkları hayati riski anlatmaya devam etti:

İhsan Arslan: "Biz Müslüman, biz mümin olarak bir sorumluluğumuzun gereğini yerine getirmek üzere; mademki iki kardeşimiz, iki grup arkadaşımız çatışıyorlar ve kan dökülmeye başladı, o zaman bize sorumluluk düşüyor dedik. Biz MAZLUMDER ekibi olarak gidip onların arasına girmek, onları dinlemek, yanlış yapana 'yanlış yapıyorsun' demek, mağdur olana da onun mağduriyetini ifade edip onun yanında yer alma sorumluluğumuzun gereğini yapmak istedik. Gittik bir heyet oraya. Hangi şartlarda gittiğimizi Yılmaz Bey de hatırlayacaktır, içinde olan arkadaşlarımız da vardı zaten. Bütün gece sabaha kadar dinledik, mücadele ettik, münakaşa ettik. Kanaatlerimizi paylaştık, ikazlarda bulunduk. 'Etmeyin, eylemeyin' dedik. Yanlışa 'sen yanlış yapıyorsun' dedik ve döndük."

"'ÇOK KONUŞUYORSUN' DİYE SERT İKAZLAR ALDIM"

Heyet olarak Diyarbakır'dan döndükten sonra misyonlarının bitmediğini, gördükleri haksızlıkları kamuoyuna duyurmaları gerektiğini söyleyen Arslan, bu süreçte açıkça hedef haline geldiğini belirtti:

İhsan Arslan: "Tabii görevi tamamlamamız gerekiyordu, artık bunu duyurmamız gerekiyordu. Yani 'Biz gittik, dinledik, falan grup yanlış yapıyor, filankiler de mağdur durumdadır' bunu ifade etmemiz gerekiyordu. Gitmemizin bir manası, bir hedefi ve anlamı vardı; bunu da yerine getirmeye çalıştık. En azından ben yaptığımı hatırlıyorum. Niye bunu rahat söylüyorum? Ben çok konuşunca birkaç kere sert ikaz aldım; 'Ooo sen çok konuşuyorsun, bu işe karışma' diye."

Beşir Atalay: "Hııımmm."

İhsan Arslan: "O gruplardan biri tarafından... Grupların ismini hâlâ vermeye çekiniyorum, tamam mı?"

Beşir Atalay: "Canım ne olacak ki ya? Fidan’ı işte öldürdüler sonunda ve öldürdüler."

"KONUŞMAYA DEVAM EDERSEN GEREĞİNİ YAPARIZ"

Tehditlerin boyutunun sadece sözlü uyarılarla kalmadığını, çok ciddi bir haberci vasıtasıyla ölüm emrinin kendisine ulaştırıldığını söyleyen İhsan Arslan ile Beşir Atalay arasındaki diyalog o dönemin soğuk yüzünü ortaya koydu:

İhsan Arslan: "Ve yazılı olarak benim bir baba dostum üzerinden bana net, açık tehdit gönderdiler. 'Konuşmaya devam edersen biz gereğini yaparız' dediler."

Beşir Atalay: "Seni de domuz bağıyla öldürürüz dediler. Evet."

İhsan Arslan: "Evet, aynen böyle..."

"KARŞIMIZDA HEM KONTRGERİLLA HEM SİLAHLI YAPI VARDI"

İhsan Arslan, aldığı bu ölüm tehdidi üzerine dönemin etkili ismi Abdülkadir Aksu ile yaptığı görüşmeyi ve sonrasında gelişen olayları şu sözlerle aktardı:

İhsan Arslan: "Evet, aynen böyle. Abdülkadir, Abdülkadir Bey de o zaman şeydi... Emniyet Genel Müdürü'ydü Abdülkadir Aksu Bey. Bana gelen o tehdit karşısında dedim: 'Abi durum bu, ne yapayım ben?' Dedi ki: 'Sen bunu ifşa et. Eğer bizimkilerse dururlar.' Çünkü kimin yaptığı belli değil o tehdidi, biliyor musun? Yani kontrgerilla diye bir şey var. Bir de..."

Beşir Atalay: "Evet."

İhsan Arslan: "İşte Diyarbakır'da oluşmuş o yapı var, silaha tevessül eden yapı var. Ben bana gelen ikazlardan ve tehditlerden kimin yaptığını biliyorum esasında. Aksu dedi ki: 'Eğer onlar yaptıysa korkarlar, bizimkiler yaptıysa onlar da vazgeçerler. Git karakola.' Tamam mı?"

Beşir Atalay: "Böyle şeyler…"

İhsan Arslan: "O günün şartlarında bu tehditlere muhatap olmayı göze alıp, biz tehditleri göze alıp sorumluluğumuzun gereğini yerine getirmeye çalıştık. Yani insan hakkı mücadelesinde bulunmaya çalıştık. Bu da bir anımızdı, söylemekte fayda gördüm."

ARKA PLANDA NELER YAŞANDI

Konuşmada adı geçen Abdülkadir Aksu, 31 Mart 1989 tarihinde İçişleri Bakanlığı’na atanmış ve bu görevini 24 Haziran 1991 tarihine kadar yürütmüştü. Aksu, daha önce 1977’den 1980 Eylül ayına kadar Malatya Emniyet Müdürlüğü ve Emniyet Genel Müdürlüğü Yardımcılığı görevlerinde bulunmuştu. Menzil ve İlim grupları (Hizbullah) arasındaki silahlı çatışmaların 1992 yılında başladığı dönemde ise Aksu, Anavatan Partisi (ANAP) Diyarbakır Milletvekiliydi. 16 Ağustos 1996'da ANAP'tan ayrılarak Refah Partisi'ne katılmıştı.

Yine konuşmada zikredilen Dicle Üniversitesi eski Tıp Fakültesi Genel Sekreteri İbrahim Sarı, Üniversite Köprüsü üzerinde 1999 yılında Hizbullah tetikçileri tarafından aracı durdurulduktan sonra kara çarşaf giydirilerek, kadın kılığında kaçırılmış ve daha sonra domuz bağıyla öldürülmüştü. Sarı dahil 20 kişinin öldürülmesi, 31 kişinin satır ve silahla yaralanması eylemlerine katılan 4 Hizbullah tetikçisi, 2023 yılında ‘yargılamanın yenilenmesi’ ile ‘infaz durdurma’ kararı verilerek serbest bırakıldı.Çatışmanın odağındaki "Menzil" kanadının kurucusu ve lideri Fidan Güngör ise 11 Eylül 1994 tarihinde kendilerini polis olarak tanıtan sivil giyimli kişiler tarafından, içinde bulundukları taksi durdurularak kaçırıldı. Fidan Güngör 32 yıldır kayıp ve cenazesine hâlâ ulaşılamadı.

"ÇOK ACI HATIRALAR, TALİHSİZ HATIRALAR"

Anlatılan bu acı olaylar üzerine oturum başkanı Beşir Atalay ve İhsan Arslan üzüntülerini şu cümlelerle paylaştı:

Beşir Atalay: "Tabii tabii tabii. O çok önemli ama işte... Evet, orada hem Fidan'ı hem İbrahim'i (Sarı) onlar, biliyorsun... Evet, domuz bağlı şeylerle öldürdüler yani."

İhsan Arslan: "Evet. Çok acı hatıralar, talihsiz hatıralar. Keşke olmasaydı ama..."

Beşir Atalay: "Evet, o güzel arkadaşlar yani. Öyle öyle."

"ÇOK GENCİMİZ GİTTİ"

İhsan Arslan: "Çok genç, çok gencimiz gitti ve hepsi, hepsi de idealistti. Hepsi de kitabevlerinde dini, İslam'ı daha iyi anlamak ve daha iyi yaşamak için bir çaba içine girmişlerdi ve o maalesef kötü niyetler tarafından yönetilince istismar yapıldı."

Yılmaz Ensaroğlu: "Hem Hüseyin Velioğlu’nun Hem İzzettin Yıldırım’ın Cenazesi İçin Mücadele Ettik"

Oturumda söz alan Yılmaz Ensaroğlu ise MAZLUMDER’in insan hakları savunuculuğu yaparken hiçbir yapı ile özdeşleşmeme ilkesini nasıl titizlikle koruduğunu çarpıcı bir örnekle gözler önüne serdi. Ensaroğlu, öldürülen Hizbullah lideri Hüseyin Velioğlu ve yine Hizbullah tarafından katledilen İzzettin Yıldırım'ın cenaze süreçlerinde verdikleri eş zamanlı mücadeleyi şu çarpıcı sözlerle aktardı:

Yılmaz Ensaroğlu: "Ama onlarla özdeşleşmeme, mesela koruduğumuz bir ilkeydi. Çünkü aynı gün, mesela çok somut bir örnek vereyim; biz hem Hizbullah tarafından kaçırılan İzzettin Yıldırım Hoca'nın cenazesinin bulunması mücadelesini veriyor idik, aynı gün yine –yani benim bizzat yaşadığım bir örnektir bu– Hüseyin Velioğlu'nun cenazesinin ailesine teslim edilmesinin mücadelesini veriyorduk. He... Ya da aynı anda, bir taraftan işte bir sol örgütten ya da PKK'dan bir kişinin yaşadığı işkence iddiasını soruştururken, aynı anda başörtülü öğrencilerin de başvurusunu almak zorundasınız. Dolayısıyla Hüseyin Hatemi Hoca'nın tabiriyle, hani adeta yani herkesin her an için herhangi bir çekingenlik duymadan, gönül rahatlığıyla, güvenle gelebileceği, başvurabileceği bir yer olarak kalmak istiyorsanız; haksızlığa uğrayan insanlarla yardımlaşacaksınız, dayanışacaksınız. Ona destek olacaksınız ama onunla özdeşleşmekten de hani kendinizi koruyacaksınız."

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Önceki ve Sonraki Haberler