Amerikalı ‘zenciler’ Atatürk heykelini neden korudu ve heykel nasıl dikildi?

Amerikalı ‘zenciler’ Atatürk heykelini neden korudu ve heykel nasıl dikildi?

ABD'de 4 siyahi gencin, Ermenilerin saldırdığı Atatürk büstünü koruması dünyada gündem oldu. N Gazete yazarı Doğan Satmış, bu olayın perde arkasını yazdı.

Dikkatinizi çekmiştir, Amerika’nın başkenti Washington’da bir grup Ermeni, Azeri-Ermeni savaşını protesto için Türk Büyükelçiliği’nin önünde gösteri yaparken, buradaki Atatürk heykelini 4 siyahi Amerikalı fotoğrafta görüldüğü gibi koruyordu.

Bu çarpıcı fotoğrafı görünce akla ilk gelen soru ‘Bu Amerikalılar neden bunu yaptı?’ oldu.  Öyle ya, Amerikalı 4 vatandaş, durup dururken, üstelik de bir gösteride neden bu özel ilgiyi göstermişti. Konuyla ilgili haberleri taradım, ancak bunun nedenini yazan olmamıştı. 
Bazı haber siteleri ise, “ABD’de siyahlar, Atatürk heykelini canları pahasına korudu, bazen bir fotoğraf söylenecek söz bırakmaz” başlıkları atmıştı. Tabii ki durum böyle ise gurur vericiydi. Ama insanlar bir heykeli can pahasına neden korur ki?
Benim aklıma, Amerikan Büyükelçiliği’nde eskiden siyahilerin davet edilmesi ve caz konserleri düzenlenmesi geleneği geldi. 
Eski ABD Büyükelçimiz Namık Tan, bu konuda gazeteci Soli Özel’e verdiği bir röportajda bu ilginç olayı anlatmıştı. Şöyleydi:
‘1940’lı yıllarda Münir Ertegün, Amerika’da Türkiye Büyükelçisi iken, o zaman Amerika’da çok şiddetli ırk ayırımına muhatap olan ‘zencilere’ kapıyı açmış, siyahi müzisyenler için konserler düzenlemişti. Bu arada Amerikalı bazı ırkçılar, Türk Büyükelçiliği’ni arayıp, “Sizin oraya zencileri ön kapıdan alıyorsunuz, bunu yapmayın” filan diye telefon bile açmışlardı, ama Ertegün buna hiç prim vermemiş, geleneği sürdürmüş, telefon açana da “Ama siz öyle istiyorsanız, sizi arka kapıdan alırız” diye ders vermişti. Öyle ki, bu konserlerin sonucunda Münir Ertegün’ün oğulları Ahmet ve Nasuh Ertegün Atlantic Records adlı bir plak şirketi kurarak, zamanında Amerikan müziğine yön vermişlerdi. Kesintiye uğrayan bu geleneği Namık Tan da yıllar sonra kendi büyükelçiliği döneminde tekrarlamıştı.‘
Heykel ve siyahiler fotoğrafını görünce, bu olayı hatırladım. Belki de bu olay nedeniyle Amerikalı siyahiler Atatürk’e sempati duyuyor, heykelini de bu yüzden korumaya almışlardı.
Eğer böyle ise, bu da gurur verici bir olay olurdu. 
Ama işin gerçeğini araştırırken, bir twitle karşılaştım.
Meğer Amerika’daki Türk Büyükelçiliği gösteri sırasında Atatürk heykeline zarar verilmesin diye siyahileri koruma olarak tutmuştu. Fotoğrafa bir kez daha bakınca, nöbet bekleyenlerin koruma olduğunu, organize hareket ettiklerini ve neredeyse tek tip giyindiklerini görmek çok zor değil.
Keşke aklımıza gelen öteki seçenekler doğru olsaydı ama işin aslı galiba buydu.
Aslında Atatürk, tüm dünyanın sempatisini kazanmış, böyle korumalara ihtiyacı olmayan bir barışçı bir liderdi. Washington’da siyahilerin koruduğu heykelinin çevresinde de dünya siyasetine altın harflerle yazılan “Yurtta barış, dünyada barış” sözleri yer alıyor.

HEYKELİN ÖYKÜSÜ
Bu arada Türkiye’nin eski ABD Büyükelçisi Namık Tan’a Atatürk heykelinin öyküsünü sordum. Sağolsun o da kırmadı, şöyle anlattı:
“Resimde gördüğünüz heykeli oraya diktiren benim. Oradaki Atatürk Derneği böyle bir heykel diktirmek istediklerini ve kendilerine yardımcı olmamı istediler. Zira, Belediye’den izin almalarına imkân yoktu. Belediye yer tahsisi yapamıyordu. Hiçbir alan kalmamıştı. Bizim Büyükelçiliğe tahsis edilmiş Belediyenin küçük bir alanı vardı. Tam ikâmetgâhın dış köşesinde. Buraya da Bayrak direğimiz dikiliydi. Ben de Atatürk’ün bir heykelini diktirmeyi çok arzu ettiğim için vakti zamanında Belediye Başkanı ile görüşmüştüm. Bana, bize verebilecekleri yegâne alanın bayrak direğimizin dikili olduğu alan olduğunu söylemişti. Bunun üzerine ben de bize başvuran Atatürk derneği üyelerine benim onaylayacağım bir heykeli benden bir kuruş istemeden yaptırdıkları takdirde, Büyükelçiliğimizin yanı başındaki bayrak direğinin yerine diktireceğimi söyledim. Tabii, bu alanı kullanmak için ABD Dışişleri Bakanlığı ile bizim Dışişleri Bakanlığımızın da izinlerini almak gerekiyordu. Ayrıca, ülkemizin sembolü olan bayrağımızı dikebilmek için yeni bir yer belirlemem de gerekiyordu. ABD Dışişlerinden izni kolaylıkla aldım. Bizim Bakanlığa ise herhangi bir bilgi dahi vermedim. Yeni Bayrak yeri olarak bahçe içinde bir yer belirledim. Son olarak, mahalledeki komşulardan oluşan ‘zoning authority’den de izin almak gerekiyordu. Onu da projenin mimarı ve aynı zamanda arkadaşımız olan Nuray Anahtar ile alabildik. Heykelin dökümü yaparken heykeltraş her aşamada benden onay aldı. Atatürk’ün benzeyip benzemediğinden işin kalitesine kadar her safhada Büyükelçilikteki diplomat arkadaşlarımın görüşlerine de başvurdum. Sonunda Bayrak direğinin yerinden sökülüp yeni yerine dikilmesi ile Atatürk heykelinin Bayrak direğinin eski yerine konulmasının aynı gün bitirilmesini proje ekibine şart koştum. Ne de olsa, yerine Atatürk heykeli de dikiyor olsak, Türk Bayrağını yerinden söküyorduk ve bu iki işlemin arasında zaman farkı olmamalıydı. Bu büyük bir riskti. Bakanlığın olan bitenden hiçbir haberi yoktu. Herhangi bir onay almamıştım. Bu riskli operasyonu tam istediğimiz gibi yönettik. Aynı gün heykeli de diktik, bayrak direğini yeni yerine de yerleştirdik. Son bir önemli ayrıntı da bunların 10 Kasım’dan birkaç gün önce tamamlanabilmesiydi. Bunu da sağladık. Zira, heykelin açılışını 10 Kasım Atatürk’ü anma töreni çerçevesinde gerçekleştirecektik. Bütün bu çalışmalarımız nerdeyse bir yıl sürdü. Sonunda başarmıştım. Büyükelçilik yaptığım İsrail’de Atatürk’ün büstünü Bersheva şehrinde Atatürk Meydanı’nın ortasındaki şehitliğimizin yanıbaşına ve ABD’de Atatürk’ün heykelini Washington’daki Büyükelçilik yanıbaşındaki alana Atatürk’ün heykelini diktirebilmiştim. Bu benim meslek hayatımın en büyük gururudur. Washington’daki heykelin altına kalıcı şekilde ‘bu heykel Büyükelçi Namık Tan’ın girişimleriyle konulmuştur’ şeklinde bir ibare yerleştirmek istediklerinde buna şiddetle karşı çıktım. Hatta, “böyle bir notu heykelin dibine herkesin göremeyeceği şekilde yazalım öyleyse” dediklerinde yine kabul etmedim. Zira, bana göre, O’nun böyle değerli bir hatırasını kimsenin tek başına sahiplenmeye hakkı yoktu. 
Heykelin açılışını 10 Kasım 2013 günü Atatürk’ü anma töreni çerçevesinde yaptık. Heykel hakkında Bakanlığı aynı gün törenden sonra bilgilendirdim. Bakanlıktan bana bu hususta hiçbir tepki ve soru gelmedi. 

Atatürk heykeli projesinin maliyetini sağlayan ve heykelin yapımında rol alanların (Atatürk Derneği, heykeltraş, mimar vb gibi) dışında kimsenin bilmediği bu hikâyeye yazmakta olduğum kitapta yer veriyorum. Ancak, kitaptan da önce şimdi ilk defa size anlatmaktayım.
Bu meyanda, bir kişinin ismine daha yer vermenizi istirham ederim. O da sözünü ettiğim Atatürk Derneği’nin Başkanı Hüdai Yavalar’dır. Hüdai Bey geçen ay vefat etti. Onun da en büyük arzusu böyle bir Atatürk Heykelinin ABD’nin Başkentine dikilebilmesiydi. Heykelin maddi bedelini tamamıyla kendisi ödedi. Heykeltraşın ve ekibin ücretlerini de o karşıladı. Onu anmadan geçmek, hatırasına büyük saygısızlık olur. 
İkinci önemli kişi de proje mimarı Nuray Anahtar’dır. Onun da çok emeği geçti.”
Öncelikle Namık Tan’a bu bilgileri verdiği için teşekkür ederim. 

Görüldüğü gibi hiçbir şey tesadüfen olmuyor. Bazı gizli kahramanlar, güçlüklere rağmen inisiyatif alınca, heykeller dikilebiliyor.
Ve bu durumda bize de başta Namık Tan olmak üzere, rahmetli Hüdai Yavalar ve proje mimarı Nuray Anahtar’a teşekkür etmek düşüyor. 

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum
Önceki ve Sonraki Haberler