Altay Suroy Recepoğlu Yazdı: Taşların Ve Sevdaların Şehri Vranye

Altay Suroy Recepoğlu Yazdı: Taşların Ve Sevdaların Şehri Vranye

Vranye deyince adımlarımı ilk olarak Beli Most, yani Beyaz Köprü’ye yöneltim. Vranjska Deresi üzerine kurulu bu mütevazı Osmanlı köprüsü, beyaz mermerlerinden daha ziyade taşıdığı hüzünlü anlatıyla ayakta duruyor.

Güney Sırbistan’ın melankolik rüzgârları esmeye başladığında, yolum ister istemez taş sokakların hüzünlü melodilerle yankılandığı 80.000 nüfuslu Vranye’ye düştü. Burası yalnızca Balkanlar’ın Osmanlı dokusunu taşıyan bir kent değil; coğrafyanın hüzünle harmanlandığı, edebiyatın ete kemiğe büründüğü adeta canlı bir romandır.

Aşkın ve trajedinin simgesi: Beyaz Köprü, yapay zekayla üretilmiş

Aşkın ve trajedinin simgesi: Beyaz Köprü.

Vranye deyince adımlarımı ilk olarak Beli Most, yani Beyaz Köprü’ye yöneltim. Vranjska Deresi üzerine kurulu bu mütevazı Osmanlı köprüsü, beyaz mermerlerinden daha ziyade taşıdığı hüzünlü anlatıyla ayakta duruyor. Efsaneye göre, Osmanlı beyinin kızı Ayşe, Hristiyan çoban Stojan’a gönlünü kaptırmış. Baba bu imkânsız aşkı öğrendiğinde tüfeğini çobana doğrulmuş; fakat Ayşe kendini kurşunun önüne atarak can vermiş. Kızının ölümüne dayanamayan babanın vasiyetiyle inşa edilen köprünün bugün de üzerindeki Eski Türkçe kitabe duruyor: "Lütfen bu köprüden geçenler benim ve Ayşe’nin ruhu için dua etsin" yazıyor.

Bu trajedi bize dünya edebiyatının ve sözlü kültürünün tanıdık hafızasını fısıldar:

-Ferhat ile Şirin (Amasya): Şirin’e kavuşmak uğruna dağları delen Ferhat’ın Amasya kayalıklarında yankılanan nidaları, Ayşe ile Stojan’ın sessiz çığlığıyla aynı duyguda birleşir.

-Adil ile Suzi (Diyarbakır): Dicle nehri üzerindeki On Gözlü Köprü’nün gölgesinde yeşeren ve kırk bir ilmeklik felaketle son bulan Diyarbakır’ın kederli sevdası, Vranye’deki dere yatağında yeniden dile gelir.

-Romeo ve Juliet (Verona): İki düşman ailenin surlar arasındaki çığlığı, Sevilya’ın bu saklı köşesinde Osmanlı ve Doğu Avrupa kültürünün senteziyle tekrar şekillenir.

Bora Stanković'in hatırasını yaşatan müze ev, yapay zekayla üretilmiş

Bora Stanković'in hatırasını yaşatan müze ev.

Köprüden ayrılıp kentin içlerine, ahşap işçilikli Osmanlı konakları ve Paşa Sarayı (Pašin konak) arasında uzanan dar sokaklara daldığımda Sırp edebiyatının en tutkulu kalemi Bora Stanković’in gölgesi eşlik ett. Vranye, Stanković’in kaleminde sıradan bir mekân olmaktan çıkıp tutkunun ve toplumsal baskıların sahnesine dönüşüyor. Şehrin Türk kaldırımlı sokaklarında yürürken daha önceleri sahnede de izlediğim onun ölümsüz eseri Koştana’nın (Koštana) çingene ezgileri kulaklarımda çınlıyor. Koştana’nın özgürlüğe, aşka ve şarkılara olan tutkusu; toplumun katı kuralları ve paşaların, beylerin konağındaki yüksek duvarlar arasında sıkışıp kalmış gibi hayal ediyorum.

Vranye’nin tarihi konakları, cumbalı evleri ve taş duvarları adeta bu hikâyelerin gizli tanığıdır. İster Amasya’nın dağlarında, ister Diyarbakır’ın surlarında, isterse Vranye’nin Beyaz Köprü’sünde olsun; insanlığın ortak hafızası aşkı hep aynı dille yazar. Ancak Vranye, Doğu ile Batı’nın tam kesişim noktasında, bu melankoliyi edebiyatla en derin işleyen şehir olarak hafızalarda kalır.

İvranye’de tek kemerli olan Osmanlı Beyaz köprü kitabesi

Görselde yer alan taş kitabe, Sırbistan'ın İvranye (Vranje) şehrinde bulunan ve "Beyaz Köprü" (Beli Most / Aşk Köprüsü) olarak bilinen tek kemerli Osmanlı köprüsüne aittir (Miladi 1844 / Hicri 1260).

Osmanlıca Transkripsiyonu (Matbu Harflerle)

Ana Metin: Aşk ile kaimdir cihan, hüsn ile pür-nur-ı can

Her kim ki ayırır canı candan, la'net olunsun ana her an!

İthaf Bölümü: Sahib-i hayrat Ayşe Hanım / Sene 1260

Günümüz Türkçesine Çevirisi

"Dünya aşk ile ayakta durur, can ise güzellikle nurla dolar.

Aşkla birleşen canları kim birbirinden ayırırsa, her an ona lanet olsun!"

(Hayrat sahibi Ayşe Hanım / Hicri 1260 - M. 1844)

Kitabenin yan kısmındaki yazının günümüz Türkçesi:

"Bu mübarek köprü, yolculara kolaylık sağlamak ve Allah rızasını kazanmak amacıyla hayır eseri olarak inşa edilmiştir. Gelip geçenlerin selametine vesile olsun. Bu hayrı yaptıranın ameli kabul görsün; bu köprüyü ve hayır yolunu bozan, tahrip eden kimse ise ilahi rahmetten mahrum kalsın." (Hicri 1260 / Miladi 1844)

Aşklarının anısına inşa edilen bu köprünün üzerindeki kitabeye, "Aşkın birleştirdiğini ayıran kimseye lanet olsun" mesajı kazınmıştır.

Tarihin yıpratıcı çarkı dönüp durdukça, kentin çehresi değişir; fakat taşların hafızası kolay kolay silinmez. 14 Haziran 1455 tarihinden 1878 yılına kadar Osmanlı hakimiyetinde kalmış Vranye’nin cumbalı konaklarında, göğe doğru bir zamanlar el gibi uzanan camilerin minareleri tek tek eksildiğinde, geriye sadece bir mimarinin yok oluşu değil, çaresiz ve yarım kalmış bir aşkın hüznü kalır.

Yıkılan her cami, kavuşamamış iki sevdalının sessizce vedalaşması gibidir. Tıpkı Beyaz Köprü’de Ayşe’nin elinden kayıp giden hayalleri, Diyarbakır’da Suzi’nin Dicle’ye gömülen yakarışı ya da Amasya dağlarında Ferhat’ın boşluğa vurulan kazma sesleri gibi... Bir vakitler kubbelerinden yankılanan dualar ve kubbe altlarındaki o ilahi huzur, birdenbire yarım kalmış bir sevdalık türküsüne dönüşür. Cami gitmiştir; fakat kapısının eşiğinde, gölgesinin düştüğü avluda bıraktığı o mahzun sızı, terk edilmiş bir aşkın hatırası gibi sokakların bağrında yaşamaya devam eder.

Şehir ise durmaz, akmaya devam eder. Cami kubbesinin yükseldiği toprağın üzerinde yükselen yeni binalar, artık başka hikâyelerin meskenidir. Vranye’nin Türk kaldırımlı dar sokakları, eski adımların izini saklayarak yepyeni türkülere sahne olur. Bir zamanlar minarelerden yükselen yanık nida ile pencere kenarından mırıldanılan gazeller yerini, gecenin karanlığında tambur tellerinden süzülen hüzünlü Sırp sevdalinkalarına, Çingene kemanlarının iç çeken melodilerine bırakır.

Duvarlar aynı duvardır, taşlar aynı taş... Ancak sokaklar artık başka dillere kulak açar. Türkçe mırıldanılan eski bir aşk masalı, rüzgârla savrulup yerini Stanković’in satırlarında yaşatılan Koştana’nın tutkulu yakarışlarına, Sırpça fısıldanan kederli sevdalara devreder. Zamanın ruhu, yıkıntılar arasında yükselen yeni hayatlara bürünürken; Vranye, geçmişin suskun sevdaları ile geleceğin yabancı türkülerini aynı hüzünlü potada eritmeyi sürdürür.

Bugün Halk Müzesi olan ve bir çağ önceki mimari örneğin eseri bu konakta geçmişte kullanılan giyim kuşam örnekleri, ev odalarının iç düzeni,döşemeler, perdeler, el işi nakışlı, bürümcük çamaşırlar, başörtüleri, havlular, bakır kapkaçlar , tağar bezler yok olan gizemli aşkların dönemini anımsatıyorlar.

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Önceki ve Sonraki Haberler