Prof. Dr. Mustafa TÖZÜN
Akademik Teşvik Cefası
Bu yazımızda akademisyenleri ilgilendiren özel bir konudan söz edeceğiz. Öznel bir değerlendirme ve yakınma gibi olacak ama pek çok akademisyenin rahatsız olduğu ancak dile getiremediği Akademik Teşvik konusunu birinin çıkıp söyleme zamanı gelmiştir diye düşünüyorum. Mademki bir köşemiz var, yazmak iyi olur.
Bu yazı zaten konuyu bilen akademisyenlerin ilgisini çekecektir. Bu nedenle çok uzatmadan konuya giriyorum. Her yılın başında akademisyenlerden bir yıl içerisinde yaptıkları çalışmaları sisteme yüklemeleri, bundan sonra da Akademik Teşvik Başvurusunu yapması isteniyor. Bir Komisyon oluşturuluyor ve birkaç haftalık süreç ile başvurular değerlendiriliyor. Alınan puan doğrultusunda akademisyenlere bir ek gelir oluyor. Zaten bu ek gelir nedeniyle akademisyenler bu cefalı süreci dillendirmiyorlar diye düşünüyorum.
Oysaki süreç gerçekten çok cefalı, zahmetli. Bir yıl içerisinde yapılan tüm çalışmalar sisteme tek tek işleniyor. Bir yayınınız var. Dergi, derginin indeksi, yayındaki yazarların tek tek girilmesi, sayfa numarasına kadar istenen tüm bilgiler, yayının tam metninin (fulltext) eklenmesi. Bu sürecin her yayın için tek tek yapılması. Daha sonra bilimsel makale dışındaki bilimsel etkinliklerin tek tek girilmesi. Bunları sistemden kendi üniversite sistemine aktarmanız isteniyor. Bu da yetmiyor, başvurunuzu gerçekleştirebilmek için kurallar var. Bir Komisyon bütün çalışmalarınızı değerlendirecek. İşin etik sorun olan yanı da burası. Bir akademisyen olarak size hiç güvenilmediğini anlıyorsunuz. Ek gelir verilecek diye her beyan ettiğiniz çalışmayı tam metin olarak belgeleyeceksiniz, yayınlarınızı yayımlandığı dergilerin indekslerini WoS’dan bulacak ve görüntü kaydedin ispat olarak eklere ekleyeceksiniz. Yayınlarda adınızın geçtiği yerleri boyalı göstereceksiniz komisyon üyesi incelerken zaman kaybetmesin. Bu süreçlerin hepsi akademik yükseltmede de var diyeceksiniz. Dr. Öğ. Üy.’den doçentliğe, doçentlikten profesörlüğe yükselirken bu işlemlere benzer işlemleri dosyanızı hazırlarken gerçekleştiriyorsunuz. Ancak bunu bir kez yapıyorsunuz. Akademik teşvik için ise kaç yıllık profesör olursanız olun her yıl bu teşvik prosedürünü gerçekleştiriyorsunuz. Ben bilmiyor olabilirim ama konu dediğim gibi hiç dillendirilmiyor veya bu konuda şikayetçi olan yok. Ya da var ama benim karşıma çıkmamış!
Akademisyenler neden biz bu cefayı çekiyoruz demiyorlar mı? Bir iki sebep söyleyelim. Birincisi Yöksis sistemi gibi önemli bir sistem, her akademisyenin yayınını bilimsel dergilerden çekemez mi? Kaydedilmiş olan diğer bilimsel etkinlikler doğrudan Yöksis’e aktarılamaz mı? İkincisi bilimsel dergilerde dahi beyanınız doğru kabul edilirken yayınlarınıza yapılmış olan atıfların tek tek delillendirilmesi ne kadar etik? Ayrıca bazı atıf olan yayınların tam metinlerine ulaşmak zor. Belki de bunlara ulaşmak için akademisyen ücret ödeyecek. Bunu yapmamak için pek çok atıfını silmek zorunda kalacak. Ya da bu cefalı iş pek çok atıfı çok puan getirmiyorsa işlememesine neden olacak. Bir başka konu. Komisyon da üniversitenin bazı öğretim üyelerinden oluşuyor. Bu üyelerin tamamı başvuru yapan akademisyenden daha kıdemli değil. Kıdemli bir profesörün başvurusundaki bilgileri daha az kıdemli bir öğretim üyesinin değerlendirmesi ne kadar uygun?
Düşüncem. Pek çok akademisyen de bu dillendirmediği nedenlerden dolayı akademik teşvik başvuru yapmıyor ya da çalışmalarının bazılarını başvuruya yansıtmıyor olmalı.
Konuyu açmışken bir başka husus. Belirlenen kriterler üzerinden akademisyen bir puan elde ediyor. Bu puan bir prestij meselesi. Hatta o sene en çok puanı olan akademisyen en çalışkan akademisyen olarak onurlandırılıyor. Onurlandırılsın tabi. Güzel bir şey. Ancak anabilim dallarının her biri çok sayıda bilimsel yayın üretemeyecek koşullarda olabilir. Nicel olarak çokluk, nitel olarak iyi düzeyi de karşılar mı? Bir akademisyenin teşvik kriterlerinde belirlenen etkinlikler dışında üstlendiği görevler, eğitim yükü, halka yönelik bilinçlendirme-farkındalık faaliyetleri, sosyal sorumlulukları, kültürel ve sportif faaliyetlerde gençlere, öğrencilere yol göstermesi vb. o puanın içerisine yeterince yansıyor mu? Bir de idari görevler var. Bunlar düşünülünce sadece bilimsel makale üretimi yüksek olup diğer faaliyetlerde olmayan akademisyenin daha iyi gösterilmesi de eleştiriye açık olmalıdır. Benzer konu üniversite öğrenciliği döneminde de vardır. Bilirsiniz. Sınıfın en aktif, sosyal, sporcu ya da sanatçı ve hatta siyasi olan öğrencisinin akademik performansı düşük olurdu. Herke onu tanır, öğrenci popüler olurdu ancak bütünlemelerden başını kaldıramazdı. Bunların hiç birisinde olmayan, kimsenin tanımadığı öğrenciler sınavlarda yüksek notlar alır, sonunda okul birincisi olur. Topluma katkı sunma yönünden bir ölçek için kriterler belirlense, acaba okul birincilerinin mezuniyet sonrası yıllarda puanı kaç olurdu?
Ne demek istediği umarım anlaşılıyordur. Bu kısa yazıyı burada noktalıyorum. Bir gün Akademik Teşvik uygulamasının kaldırılmasını umarak yine de bu yıl da prestij için başvurumu yapacağımı bildirerek yazımı sonlandırıyorum.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.