Cüneyt Şaşmaz
ABD-İsrail-İran Çatışması ve/veya Jeopolitik Dengelerin Kırılma Noktası?!
“Yurtta sulh, cihanda sulh.”
Mustafa Kemal Atatürk
...
Bugün aslında dün'dü.
10 Mart 2026 itibarıyla, ABD-İsrail ittifakı ile İran arasındaki çatışma, Orta Doğu'nun jeopolitik haritasını kökten değiştiren bir dönüm noktasında.
Bu analizde, mevcut verileri güncel gelişmelerle harmanlayarak daha kapsamlı bir çerçeve çiziyorum.
Özellikle Çin'in stratejik sessizliği, İran'a dolaylı desteği, maliyet asimetrisi, Körfez ülkelerinin değişen ittifakları ve küresel enerji krizi gibi unsurları entegre ederek, çatışmanın muhtemel seyrini değerlendiriyorum.
Çatışma, 28 Şubat 2026'daki ABD-İsrail hava saldırılarıyla patlak verdi:
Hedef, İran'ın nükleer ve balistik füze programlarını imha etmek, rejim değişikliğini tetiklemekti.
İran Yüksek Lideri Ali Hamaney'in ölümü rejimi sarsmış olsa da, Tahran misilleme olarak drone ve füze saldırılarıyla İsrail'i, ABD üslerini ve Körfez müttefiklerini (BAE, Suudi Arabistan, Kuveyt, Katar) hedef aldı.
Hürmüz Boğazı'nın kapanma tehdidi petrol fiyatlarını rekor seviyelere taşırken, ölümler binleri aşmış durumda.
Trump yönetimi, çatışmanın haftalarca sürebileceğini öngörüyor, ancak sahadaki dinamikler daha uzun bir savaşa işaret ediyor.
Soru:
Savaş ne zaman bitecek?!
Elcevap:
Gidişat, çatışmanın 2026 yaz sonu veya sonbahar başına kadar uzayabileceğini gösteriyor; yani toplamda 3-6 aylık bir süre.
ABD ve İsrail'in hava üstünlüğü İran'ı adım adım yıpratıyor:
Hassas bombalamalarla nükleer tesisler ve füze depoları vuruluyor.
Ancak İran'ın düşük maliyetli drone ve füzeleri (örneğin, bir drone'un maliyeti yaklaşık 35 bin dolar) karşısında ABD'nin pahalı savunma sistemleri (Patriot füzeleri başına 1.4 milyon dolar) aşınıyor.
Bu "maliyet asimetrisi", savaşı uzatan kilit faktör:
BAE'ye yönelik 189 füze ve 941 drone saldırısı gibi misillemeler, müttefikleri zorluyor ve "matematik çalışmıyor" dedirten bir denklem yaratıyor.
Ekonomik baskılar da kritik:
Petrol sevkiyatlarının kesintiye uğraması küresel resesyonu tetikliyor, Çin'in Hürmüz riski nedeniyle ithalatını askıya alması enerji krizini derinleştiriyor.
İran'da iç huzursuzluk artarken (2025 protestolarının yankıları sürüyor), rejim ateşkes masasına oturabilir.
ABD tarafında ise ara seçimler yaklaşırken halk yorgunluğu yükseliyor; bu, erken bir "zafer ilanı" senaryosunu olası kılıyor.
Ancak rejim değişikliği gerçekleşmezse, bölge kalıcı istikrarsızlık'a sürüklenebilir; vekil güçler (Hizbullah, Husiler) üzerinden düşük yoğunluklu çatışmalar yıllarca devam edebilir.
Bugüne kadar pek konuşulmayan gerçekler ortada:
Çatışmanın gölgesinde kalan bazı detaylar, tabloyu daha netleştiriyor.
- Hamaney'in Ölümü ve Rejim Sürekliliği:
İlk 48 saatte öldüğü iddiaları doğrulanmadı, ancak oğlu Mücteba Hamaney'in hızlı yükselişi, rejimin direncini kanıtlıyor.
Bu, Devrim Muhafızları'nın (IRGC) kontrolü altında bir geçiş süreci işaret ediyor.
- ABD'nin Irak Kürtlerini Silahlandırması:
Bu iddialar, etnik isyan riskini artırıyor.
Kürt gruplar, İran sınırında tampon bölge oluşturarak ABD'ye dolaylı destek sağlıyor, ancak bu, Irak'ın bütünlüğünü tehdit edebilir.
- Yeraltı Nükleer Stokları:
IAEA raporları, İran'ın yeraltı tesislerindeki stoklarının büyük ölçüde hasarsız kaldığını teyit ediyor.
Bu, hava saldırılarının sınırlı etkinliğini gösteriyor.
- Çin'in Petrol Sevkiyatlarını Askıya Alması:
Hürmüz kapanma riskine karşı alınan bu karar, küresel enerji krizini körüklüyor ve Pekin'in Tahran'ı "kurban edebileceği" sinyalini veriyor.
Çin, kendi enerji güvenliğini önceliyor.
- BeiDou-3 Uydu Sistemi Entegrasyonu:
İran'ın 2025'te ABD GPS'inden vazgeçerek Çin'in BeiDou-3 sistemine geçmesi, füzelerin güdümünü güçlendiriyor.
Çin'in 500+ uydusu, İran'a gerçek zamanlı istihbarat (SIGINT, haritalama) ve anti-stealth radarlar (YLC-8B) sağlıyor.
Bu, savaşın teknolojik boyutunu gizli bir şekilde dönüştürüyor ve jammer saldırılarına karşı direnç katıyor.
Bu kapsamda bir diğer soru:
ABD gerçekten “Büyük İsrail” hayalini mi gerçekleştiriyor?!
Elcevap:
Doğrudan hayır.
ABD'nin öncelikleri net:
İran'ın nükleer programını imha etmek, balistik füze kapasitesini yok etmek, vekil ağlarını (Hizbullah, Husiler) finansal olarak çökertmek ve rejim değişikliğini teşvik etmek.
"Büyük İsrail" projesi ideolojik bir arka plan sunsa da, asıl motivasyon jeopolitik hegemonya; özellikle Çin ve Rusya'nın Orta Doğu'daki nüfuzunu kırmak.
İran'ın varlıklarına el koyma (petrol sahaları, limanlar) bir yan etki olabilir, ancak bu ekonomik değil, stratejik bir hamle.
Petrol krizi zaten küresel resesyonu tetikliyor; ABD'nin shale gazı avantajı kısa vadede fayda sağlasa da, uzun vadede ittifak erozyonu riski taşıyor.
Bu bağlamda cevap'ını arayan soru şu:
İsrail neden bu kadar büyük bir risk alıyor?!
Elcevap:
İsrail için İran, varoluşsal bir tehdit:
Nükleer programın yanı sıra, vekil saldırılar (Hizbullah'ın 150 bin roket stoku) doğrudan hayati tehlike yaratıyor.
2025'teki İran protestoları sonrası rejimin zayıf anını yakaladıklarını düşünen Tel Aviv, ABD desteğiyle harekete geçti.
Güven kaynakları:
F-35 filosu, Arap ittifakları (Abraham Anlaşmaları'nın genişlemesi) ve istihbarat üstünlüğü.
Ancak misillemeler Tel Aviv'i yıpratıyor; ekonomi darbe alıyor, iç birlik riske giriyor.
Uzayan savaş, İsrail'in demografik ve toplumsal yapısını zorlayabilir; bu, Netanyahu benzeri liderler için siyasi bir kumar.
Soru:
Kimler kimin yanında?!
İttifaklar dinamik ve kırılgan:
- ABD-İsrail Bloğu:
Açık destekçiler.
Dolaylılar:
Körfez ülkeleri (Suudi Arabistan, BAE), İngiltere.
Ancak Körfez'in sadakati sorguda:
ABD silahlarının (Patriot/THAAD) drone'lara karşı başarısızlığı, güveni sarsıyor.
2 trilyon dolarlık yatırımlar (spor sponsorlukları, yurtdışı taahhütleri) iptal tartışmaları sürüyor; bu, onları Çin'e yaklaştırıyor.
- İran Tarafı:
Hizbullah, Husiler gibi vekiller aktif.
Rusya ve Çin diplomatik kınamayla sınırlı kalıyor, ancak dolaylı destek (teknoloji, finans) devam ediyor.
Körfez ülkelerinin değişen tutumu dikkat çekici:
Savaş zararı, onları "nötr" bir pozisyona itiyor ve Çin'in ekonomik cazibesine yöneltiyor.
Bir diğer soru:
Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) İran’ı kurtarır mı?!
Çin neden sessiz?!
Elcevap:
ŞİÖ tüzüğü askeri müdahale zorunluluğu getirmiyor; sadece diplomatik dayanışma öngörüyor.
Rusya Ukrayna bataklığında sıkışmışken, Çin sessiz kalarak stratejik kazanç peşinde.
Pekin'in "sessizliği" aslında ölçülü bir strateji:
Saldırıları kınadı, ateşkes çağrısı yaptı, İran'ın egemenliğini savundu ama askeri adım atmadı.
Bu, Sun Tzu'nun "düşman hata yaparken araya girmeme" felsefesine uyuyor; ABD'nin Orta Doğu'da saplanmasını izleyerek hegemonyasını zayıflatıyor.
Çin'in İran'a desteği dolaylı ama etkili:
BeiDou uydu sistemi, ortak tatbikatlar (Rusya-Çin-İran Hürmüz tatbikatı), finansal yardım ve parça tedariki.
Doğrudan silah göndermese de, bu unsurlar Tahran'ın direncini artırıyor.
Uzun vadede Çin kazanıyor:
De-dolarizasyon hızlanıyor (Suudi'nin yuan'la petrol satışı, BRICS genişlemesi; Suudi, BAE, İran üyelikleri), CIPS ödeme sistemi alternatif oluyor.
ABD tahvilleri holdings'ini 1.3 trilyondan 682 milyara düşüren Çin, altın stokluyor.
Afrika'da 20 yılda 182 milyar dolar altyapı yatırımı (49 ülke, 348 milyar dolar ticaret hacmi) ile "inşa et" stratejisi, ABD'nin 4 trilyon dolarlık savaş harcamalarına karşı üstün geliyor.
Hal böyleyken...
Kim kazanır, kim kaybeder?!
Demem o ki:
Kısa vadede kazanan ABD-İsrail ittifakı:
İran'ın askeri gücü kırıldı, nükleer tehdidi minimize edildi.
Ancak uzun vadede kaybedenler çoğalıyor:
- İran Halkı:
Ekonomik çöküş, mülteci akınları ve mezhep çatışmalarıyla en ağır bedeli ödüyor.
- Bölge:
Istikrarsızlık kalıcılaşıyor; vekil savaşlar yayılıyor.
- ABD:
İttifak erozyonu (Körfez'in Çin'e kayması), iç gerilimler (seçim yorgunluğu) ve mali yük (trilyonlarca dolar) hegemonyasını zayıflatıyor.
En büyük kazanan Çin:
Savaşmadan, sessizce inşa ederek hegemonya kuruyor.
BRI (Kuşak ve Yol) ve ekonomik bağlarla küresel etkiyi genişletiyor.
Ancak risk var:
Hürmüz etkilenirse, Çin'in enerji güvenliği sarsılabilir.
Ezcümle:
Sonuçta, bu çatışma ABD'nin "sonsuz savaşlar" döngüsünü pekiştirirken, Çin'in yükselişi hızlanıyor; jeopolitik satrançta sessizlik, en güçlü hamle.
Cüneyt Şaşmaz
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.