Kerime Yıldız

Kerime Yıldız

AHMET HOCA’NIN, ŞAPLAKÇI BİR EDEPSİZLE İMTİHÂNI

A+A-

Tevâfuk veya tesâdüf diyelim, 21 Mayıs akşamı Ahmet Davutoğlu,Akit tv’ye misâfirolduğunda çocuklarıma, devlet terbiyesinden bahsediyordum. Bâzen sosyal medyadaki yanlışların tesirine kapılıyorlar. Böyle zamanlarda, “Orada bir durun!” diyorum. “Fikirlerine katılın veya katılmayın, bir devlet büyüğüne hakâret edilmesine karşı çıkmalısınız. İktidarla devleti karıştırmayın! Devleti temsil edenlere ya saygılı olacaksınız ya saygılı olacaksınız!”

Nezâketin heykeli dikilse Nihad Sâmi Banarlı’nın heykeli dikilir. Kitapları da aynı üslûptadır. Daha evvel bir yazımda, Davutoğlu’na çemkiren iki köşe yazarı hanıma, âcilen Banarlı’nın “Devlet ve Devlet Terbiyesi” kitabını okumalarını tavsiye etmiş ve “Bunlar nasıl köşe yazarı? Devlet büyüklerine hakâret etme, dalga geçme cesâretini nereden alıyorlar? Hiç mi devlet terbiyeleri yok?” diye sormuştum. 

Şimdi programdaki üslûbu sebebiyle Ali Karahasanoğlu’na da aynı reçeteyi yazacağım. Âcilen, başta “Türkçe’nin Sırları” olmak üzere, Banarlı’nın kitaplarını okumalı. Sonra frene basmalı. Hergün yazmak değil, hikmetli yazmak mârifettir. Keçecizâdenin dediği misâl, perhiz yapmalı. İktidarın İstanbul Üniversitesi’ni ikiye ayırmasını haklı çıkarmak için Beyazıt-Çapa arasını 12 km’ye çıkaracak kadar “Ziyaaaaaaaaaaaaaa”laşmasından utanmalı.

İtiraf edeyim, Ali Karahasonoğlu, benim için en büyük hayâl kırıklıklarından birisi. 28 Şubat’taki haksızlıkları savunmasından o kadar etkilenmiştim ki “aman ayakta kalsınlar” diye iki adet Akit gazetesi alırdım. Akitçilerin önceki yazımda bahsettiğim Hacı Bayram’daki teyze gibi ne kadar mağdur(!) olduklarını öğrendiğimde yıkıldım. Çatır çatır yalan yazdıklarını öğrendiğimde, hattâ bizzat okuyarak şâhit olduğumda ise, “İyi ki dînimi kendim öğrendim.” diye şükrettim.

Dedesinden sağlam bir İslâm ahlâkı öğrenen;daha sonra dindarlığına güvendiği bir gençle evlenip hayâl kırıklığı yaşayan bir genç kızın şöyle dediğini işitmiştim: “İyi ki dedemi tanımışım. Yoksa başka yerlere savrulurdum.”

İşte dindarların iktidarında, bu genç kızın durumuna düştük. Dînini sağlam öğrenenler, yerlerinde duruyorlar. Fakat gençlerin hâli, gerçekten içler acısı. Yalan söyleyen, çalan çırpan, iftira atan, ağıza alınmayacak küfürler eden, kaba saba dindarlara bakıp dinden soğuyorlar. Başka yerlere savruluyorlar.

Pogramı seyrederken Ahmet Hoca gibi Müslümanların varlığına şükrettim. Kötü okunan ezan kıssası aklıma geldi. Ezan güzeldir ama kötü okunabilir. Güzel okunan ezanı dinleyen bir Hristiyanın kalbi, İslâm’a ısınmış. Nefretîmakamında ezan duyunca dîninde karar kılmış.

Karahasanoğlu, nefretî makamında ezan okuyan müezzin gibiydi. Davutoğlu’nu ise sabâ makamına benzettim. Nedîm’in, “Haddeden geçmiş nezâket yâl u bâl olmuş sana” mısrâının mücessem hâliydi.

Fakat Ahmet Hoca’nın sabrı bile, bir yere kadar yetti. Önce, “Allah aşkına sizin beyninizle diliniz arasında sağlam bir ilişki var mı?” diye sâkin sâkin sordu; sonra, “Ben, bu ülkede başbakanlık yaptım. Saygılı olun!” diye sesini yükseltmek zorunda kaldı. O anda Karahasanoğlu’nu, her şeye “eyvallah” diyen dervişin sabrını denemek için ensesine tokat atan; derviş,sertçe dönüp bakınca da “Allahtan! Allahtan!” diyerek kaçan densize benzettim. Davutoğlu’nu ise, “Korkma! Yine de eyvallah! Sâdece Cenâb-ı Hakk’ın hangi Yezid’i musallat ettiğini merak ettim.”diyen dervişe...

Manzara, Karahasanoğlugiller açısından çok kötüydü.Gazeteci gibi değildi. Hukukçu, hiç değildi. Davutoğlu, teyemmümü anlattıkça “Su bulamazsak ne yapacağız?” deyip durdu. Bir filozof, “Bir insanı al, çöz çöz, bir çocuk çıkar.” demiş. İki bir, “Ben hukukçuyum!” diyen bu yazarın fakültesini değil, hangi ilkokulda okuduğunu; sokakta nasıl top oynadığını merak ettim. “Davutoğlu’nu gömeyim de âferini kapayım.” gayreti, boşa çıktı. Kendini batırdı diyeceğim ama hak iddiâsında olan bir hukukçu, daha ne kadar dibe vurabilir ki?

Davutoğlu’nun, devlet terbiyesi almamış bu hukukçu(!) gazeteciye haddini bildirdiği cümlenin sonunda bir kelime eksik kaldı. Nezâketi ben de çok severim. Asla hakâret etmem. Küfür, yanıma yaklaşamaz. Fakat densizin hakkını vermeyi de “nezâketin yere düşmemesi” adına bir borç bilirim. Eksik kelimeyi, ben tamamlayayım:

Terbiyesiz!

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum