Çidem Ayözger Ergüvenç

Çidem Ayözger Ergüvenç

cidemer@gmail.com

YENİ ÖĞRENDİKLERİM

A+A-

Yves Saint Laurent, “kadının yaşı ne makyajındadır ne de giyiminde. Kadının yaşı duruşunda ve yürüyüşünde gizlidir” demiş.

Sahtekârlık yapabiliyormuşum meğer; sahtekârlık ülkemde almış yürümüş, çağ bana uymuyorsa ben çağa ayak uydurayım dedim. Yüzümde maske, gözümde gözlükler bize konulan yasak saatlerde sokağa çıkıyorum, ünlü modacının dediklerini anımsayıp yaşımı belli etmeyecek biçimde yürüyerek işlerimi hallediyorum zaten de hızlı yürüyen bir tipimdir. Bu arada polislere rastlayınca gülümseyerek kolay gelsin diye mırıldanıyorum, kimse benden şüphelenmiyor. Yazlığımızın bulunduğu köyde jandarmalar bizleri takipte. Köy yeri ne olsa öyle sağlık ocağı, dispanser falan yok. Canım sokağa çıkmak istediğinde yanıma evimizde bulunan profesyonel tansiyon aletini alıyorum. Yakalanırsam yanıtım hazır, “bir arkadaşım rahatsızlanmış, tansiyonuna bakmaya gidiyorum” diyeceğim. Ben tedbiri elden bırakmadım ama soran da olmadı.

Esnafın hâli perişan. Birbiri ardına kepenk kapatıyorlar; içim parçalanıyor. Garibanların elinde on beş lira var bir büyüğümüz “hiç değilse on liranızı koronayla savaşmak için bize verin” diyor. Ne yapsın, para lâzım. Parfümerilerin durumu da pek yürekler acısıymış, yeni öğrendim. Geçen gün bir dükkâna girdim her zaman kullandığım ruj, allık falan gibi bir şeyler alacağım, ne istediysem yok. “İsterseniz sizin için getirtelim” diyorlar. Ne olduğunu sordum. Maske taktıklarından beri kadınlar kimse onların yüzünü görmüyor diye bu tür kozmetik ürünlerini artık kullanmıyorlarmış. Satışlar çok düşmüş. Oysa ben hanımlar moral bulmak için ve öz saygılarından benim yaptığım gibi daha çok süsleniyorlar sanıyordum.

Alışveriş yapmak için bir yere girersiniz, onu bunu elleyip istediğiniz seçimleri yaptıktan sonra ödeme için bankoya gidersiniz, sıra beklerken insanlar bir arada dururlar çünkü bizim millette sıraya girme kavramı tam olarak yerleşmemiştir; sonra ödemenizi yaparken bankoya yaslanırsınız, burnunuz akar mendilinizi çıkarır kullanırsınız, kimse size kötü, kötü bakmaz. Nakit ya da kartla ödemenizi yaparsınız para üstü ya da kartınızı çantanıza koyarsınız..mı sanıyorsunuz? Geçti o günler. Bir elinizde dezenfektan şişesi, öbür elinizle dokunduğunuz her şeyden sonra bir fasıl elinizi çalkalamanız gerek. Kartınızı temassız kullanmadıysanız onu da temizlemeniz lâzım. Sakın bankoya yaslanmayın, olabildiğince hiçbir yere dokunmadan dışarı çıkın. Kapı otomatik değilse iş yine dezenfektana düşer. Para ile mi ödeme yaptınız, para üstünü ayrı bir yere koyacaksınız ya da eve gelince ya cüzdanınızı saatlerce açık havada bekletmeniz gerek ya da evde sterilize edeceksiniz. Ben kâğıt paralar için bir yöntem buldum, eve gelince mandalla çamaşır ipine tutturup havalandırıyorum.

Yokmuş meğer canınız istediği zaman bir arkadaşınızı arayıp birlikte bir program yapmak. Yemeğe çıkmak, sinemaya gitmek, çıkışta bir yerde oturup bir şeyler içmek falan geçmişte kalmış.

Maskeyle gözlük takmak pek zormuş. Soluk alıp verdikçe dünyanız buğulanıyormuş. Giderek, mecbur kalmadıkça güneş gözlüğü takmamaya çalışıyorum. Gözlerime zararmış ne yapalım, maskemle kavga etmekten iyidir. Bir de soğuk havada maskeyle yürürken ağzınızdan çıkan buhar alnınıza düşen perçeminizi ıslatıyormuş. İlk başta elimi anlıma götürüp saçımın ıslandığını fark ettiğimde baktım her yer kuru, acaba ahmakıslatan mı yağıyor diye kendimden kuşkulandım; ama neyse ki sonra hemen nedenini anladım da rahatladım.

Küçük bir bahçede ya da evin içinde yürüyüş yapılabiliyormuş. Alt tarafı dolap beygiri gibi dönüp duruyorsunuz ama hiç değilse hareketsiz kalmıyorsunuz.

Birçok akranım için günlerden her gün pazarmış. Kısıtlı saatlerde dışarı çıkmak istemedikleri için hangi günde olduklarının önemi yokmuş.

Öfke baldan tatlıymış. Televizyonda haberleri izleyince anladım. Sıklıkla karşımda öfkeli bir adam görüyorum. Bir de haberlere çıkanlar felâket tellâllığı yapabiliyorlarmış.

Sadizm ve mazoşizm toplumda yaygınlaşabiliyormuş. İçinde yaşadığımız ortam her yönden ürkütücü. Böyle olduğu halde insanlar nedense felâket tellâllığı yapıp en korkutucu senaryoları sosyal medyada paylaşmaya doyamıyorlar. Okuyanlar da üstüne daha korkunç yorumlar yapıp onları paylaşıyor. Ben kendimce, bu haberleri okumuyorum ve paylaşmamaya özen gösteriyorum. Hem kendi moralimi hem de çevremdekileri korumaya çalışıyorum.

Bilgi dağarcığım daha fazla gelişmeden bu acayip dönem bitse… Bu kadar aydınlanmak bana yeter.

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.