Ve Ülkücülerden CHP’ye katılım… Neden Kemalist Halkçılık?

Öncelikle sıcak haberi vermekte fayda var. Bugün öğle saatlerinde yapılacak grup toplantısında CHP’ye çok önemli, önemli olduğu kadar da anlamlı bir katılım olacak... Uzun zamandır bir sır gibi saklanan bu önemli katılımcıların bir başka özelliği, tümünün ülkücü olması. Aralarında Ülkü Ocakları Eski Genel Başkanı Alaaddin Aldemir’in de olduğu 15 kişilik guruba, bugün Kılıçdaroğlu tarafından CHP rozeti takılacak. Üstelik de bu genel başkan rahmetli Alparslan Türkeş’in ülkü ocakları başkanı. Daha önce de dediğim gibi Ankara’da bu seçimde tam bir satranç oynanıyor.

Şimdiden söylemek gerekir ki, 24 Haziran seçimlerinin ilk turu için Meclis aritmetiği için en ince hesaplar yapılıyor. Tam da bu dönemde, ülkücülerin CHP’de adreslenmesi çok çok önemlidir. MHP lideri Devlet Bahçeli’nin Ak Parti ile yaptığı ittifaktan rahatsız olan ülkücüler, artık kendilerine yeni bir adres bulmuşlardır. Bu Ak Parti ve Cumhur İttifakına karşı önemli bir CHP hamlesidir. Ayrıca, ilk kez bu seçimde, ittifaklar nedeniyle oluşan sıfır baraj formülü (kendi partisi baraj altı kalır korkusuyla başka partilerde olan oyların) gerçek adreslere geri dönmesi imkânını seçmene vermektedir. Bu da yine ‘Cumhur ittifakı’nın oy oranlarını olumsuz yönde etkileyecektir. Özellikle halen Ak Parti’de konuşlanmış olan Saadet Partisi oyları göz önüne alındığında; meclis aritmetiğindeki değişimin sert sinyallerini şimdiden görmek mümkündür.

Aynı zamanda gazeteci kökenli olan Alaaddin Aldemir’in katılımı, kısa sürede küskün ülkücüleri CHP’de toplayarak CHP’yi ülkücü camianın cazibe merkezi haline getireceği ortadadır. Alaattin Aldemir, Bilal Aldemir'in oğludur. Konya Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilgiler Bölümü'nü bitirdikten sonra 1981 yılında MHP davasından tutuklanarak 1988 sonuna kadar 7 yıl Sıkıyönetim Askeri Tutukevlerinde tutuklu kalmıştır. Tahliye olduktan sonra tutuklu iken kazandığı 2. fakülteyi bitirmiştir. Türkeş’i yakından tanımış ve Avrupa’daki Türklerin teşkilatlanmasında görev almıştır. Aldemir, bir dönem siyasetten uzak durmuş, iş dünyasında yer almıştır. Çözüm sürecini destekleyip 2010 referandumunda ve Başkanlık referandumunda evet demiştir.

Kendisini, ‘Ben, Niğde’nin Ulukışla kasabasındanım. Ulukışla, Selçuklu kasabasıdır. Çoğunluk, CHP’lidir. Sekiz kardeşin en büyüğüyüm. Ortaokul yıllarında bir arayış içindeydim. Halk kütüphanesine kitap okumaya, CHP Gençlik Kolları’na seminerleri dinlemeye gidiyordum. Ülkücülerle çatışma hâlindeydik. Yavaş yavaş CHP’nin seminerlerinde ayrışmalar oldu. Bir seminerde “Allah yok” denildi. Türk bayrağına karşı olanlar vardı. Bunlar, benim gibileri oradan kopardı. Bu arada askeriyeden atılan kütüphane memurunun tavsiyesiyle Atsız’ın Bozkurtlar romanını okudum. Sonra Büyük Ülkü Derneği’ne gitmeye başladım. Böylece ülkücü hareketle tanıştım.’ diye anlatan Alaaddin Aldemir ve arkadaşlarının katılımının bir diğer anlamı da aslında bu sözlerde gizlidir.

Bugüne kadar özellikle laiklik, hatta katı laiklik ile inancı kendisinden uzaklaştıran CHP’de, bundan böyle farklı bir anlayışın hâkim olacağının da önemli sinyalleri veriliyor diyebiliriz.

Demek ki bundan böyle CHP’de ‘tek Türkiye’nin Kemalizm ile olabileceği daha iyi anlaşılmış görünmektedir. Bu da halkçılığın daha hâkim olacağı CHP’de, adındaki halkı halkçılık ile yeniden kazanması anlamına gelmektedir.

Bugün son yıllardaki seçim sonuçlarına bakıldığında, karşımıza 3 Türkiye çıkmaktadır. Kıyılarda laiklik (hem de katı laiklik), Anadolu’da muhafazakârlık ve alt kimlik olarak da Kürt kimliğinin ön plana çıktığı bir siyasi tablo ile karşı karşıyayız. Bu 3 Türkiye’yi tek çatı altında toplamak mevcut siyasi yapı ile mümkün olmamaktadır. Dolayısıyla da zaman zaman küresel güçler, bu ‘üç Türkiye’ üzerinden çok rahat algı operasyonları yapabilmektedir. Tek Türkiye’ye dönmenin tek yolu ise Atatürk’ün modeline dönmekten geçmektedir. Bu da halkçılık ilkesinin ana unsur yapılmasıyla mümkündür.

CHP’nin 6 ok’unu incelediğimizde; Milliyetçilik, Cumhuriyetçilik, laikliğin Fransız devriminden; halkçılık, devrimcilik ve devletçiliğin ise Sovyet devriminden geldiği görülmektedir.

Atatürk’ün özellikle ülkemizdeki gayri Müslümler için getirmiş olduğu 6 ilkeden biri olan laiklik ise, zaman içeresinde ne yazık ki diğer beş ilkenin önüne geçmiştir. Özellikle finans ve sermayeye de hükmeden gayri Müslümler, zamanla CHP bünyesinde bu kavramı katılaştırdıkları ve bu kavram nedeniyle CHP’deki etkinliklerini arttırarak CHP’yi elitleştirmişlerdir. Elit CHP de, halktan ve özellikle de Müslüman halktan kopmuştur. Bugün ‘Ege ve Trakya Cumhuriyeti’ kurma girişimlerine kadar varan bu yanlışlıktan dönebilmenin tek yolu, halkçılığı daha yaygın bir hale getirmekle mümkün olabilecektir.

Yine bugün içe dönük katı milliyetçilik ile alt kimlikler kaşınmış, etnik yapı ve Kürt sorunu yaratılmıştır. Ve bu sorun her geçen gün derinleştirilmektedir. Halkçılığın ön plana alındığı Kemalizm anlayışı ile, hem gayri Müslüm hakların korunacağı noktasında ayrı devletler kurma ve bölünme önlenebilir. Hem de içe dönük milliyetçilik dengelenebilir.

Kaldı ki Türk Devleti’ni kuran kurucu irade; Türk Ocaklarını, ‘Kürt Ocakları da kurulur. Bunun ardından da Kürt Devleti kurulabilir’ öngörüsü ile kapatmıştır. Ve milliyetçiliği halkçılık ile dengelemiştir.

Emperyalizme karşı milliyetçilik, Siyonist eyaletçiliğe karşı da çözüm halkçılık ile mümkün olmuştur. Bugün aynı tehlikeler halkçılığın terk edilmesiyle kapımıza gelip dayanmıştır. Nasıl o gün Atatürk halkçılık çıkışı yapmışsa, aynı sebepler ile halkçılığın ön plana çıktığı bir CHP’ye bugün her zamankinden daha fazla ihtiyaç vardır.

Yarın, hem ‘ neden halkçılık temeli?’ hem de, ‘ 6 ok ve 9 ışık CHP’de nasıl bir sinerji yaratacak? Bu bütünlüğü CHP bünyesi nasıl sindirecek? ‘ sorularının cevaplarını da yazacağım.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.