Cüneyt Şaşmaz

Cüneyt Şaşmaz

Yazar

TUTMAZ!?

A+A-
Roma'daki orjinali: 
"Mens sana corpore sano." 
Türkçe'de kullanılan şekli: 
"Sağlam kafa, sağlam vücutta bulunur." 
Deyim'in aslı; "Mens sana corpore sano sit"tir. 
Yani?! 
"Keşke, sağlam vücutta, sağlam kafa da bulunsaydı." 
 
Çok yazdık, kurnazlık bir zeka çeşidi değildir. 
 
"Rol model Atatürk" ise Türkiye Cumhuriyeti'nin içinde siyasal İslamcılar'ın el'inin ne işi var ve hatta siyasal kürtçüler'in, yobazticani vb ne varsa.
Yobaz'ın tek gün'ü, ticani'nin bir yıl'da yapamadığına eş'değer. 
 
Mustafa Kemal’i eşsiz kılan "özgürlük benim karakterimdir" demesi, inadına, ölümüne zafere, milli kurtuluşa yürümesidir! 
 
Milli Bayramlarımız dahil her şey siyasallaşmış ise bu kadar kolpacı'yı, bu kadar besleme'yi "sistem" taşımaz. 
 
Yazı'da kastedilen, "toksik oy hesabı" üzerinden sistem'in içine iliştirilenler. 
Bulaş'tan mülhem ilişik'ler
Küçük ama "genel" hakkında fikir veren o kadar çok "Nüans" var ki, yazmakla bitmez. 
 
Kayseri Olay Gazetesi yazarı Ahmet ZORLU, dün, Ağustos takvim'i kapsamında çekilen fotoğrafı ortaya koymuş. 
 
Sayın Zorlu'nun dün yayınlanan aşağıdaki yazısı'nı bu sütunlarda sizlerle paylaşmak istedim... 
 
"Önce, elde ettiği zaferleri küçük göstermeye, yerine yeni zaferler uydurmaya çalıştınız, tutmadı, tutmaz. 
 
15 Temmuz gibi, bir soytarıya karşı milletin kararlı duruşunu, kararlı çıkışını bile 'Kurtuluş Savaşı' ile kıyaslamaya kalkıştınız, tutmadı, tutmaz. 
 
O soytarının doğum gününü 'Kutlu Doğum' haftası adı altında yıllarca kutladınız, sırf 23 Nisan Ulusal Egemenlik Bayramı'nı unutturalım diye, ama tutmadı, tutmaz. 
 
O Hain'in etkinliği için 'Hatıra Para' bastırdınız be, sonra da ona karşı zafer kazanmış gibi 15 Temmuz için de hatıra para bastırdınız, ama her ikisi de tutmadı, tutmaz. 
 
"Ben Devrimciyim, Ben Cumhuriyetçiyim, Ben Atatürkçüyüm, Ben Türk'üm, Ben laikim, Ben Demokratım" diyenleri; "Fetö Tutması" hakimlerin, savcıların, polislerin önüne attınız, yem ettiniz. 
Kimi öldü, kimi yatalak kaldı, kiminin pırıl pırıl kariyeri yok edildi, ama gönüllerinden, Atatürk’ü silemediniz, silemezsiniz. 
 
Sonra yanına İnönü’yü de ekleyerek, iki ulusal kahramanı 'İki Ayyaş' diye nitelendirdiniz, tutmadı, tutmaz. 
 
İçinizdeki deli raporlulara balyoz verdiniz, büstlerine, heykellerine saldırttınız, tutmadı, tutmaz. 
 
Heykellerine put dediniz, sonra gidip kim olduğu bilinmeyen mezar taşlarının başında dilek dileyip, çaput bağladınız, tutmadı, tutmaz. 
 
Tozlu rafları karıştırıp Kut-ül Amare gibi Osmanlı’da elde edilen zaferleri ön plana çıkararak 23 Nisan’ı, 29 Ekim’i, 10 Kasım’ı gölgelemeye çalıştınız, tutmadı, tutmaz. 
 
Yıllardır minarelerinde  ezan, müze dışı bölümünde namaz kılınan Ayasofya’yı açıyoruz diyerek, ne kadar sarıklı, cübbeli, sakallı, bastonlu varsa topladınız İstanbul’a, Korona hiç gündeme gelmedi?! 
Ama söz konusu 30 Ağustos olunca, insanların bir araya gelmesinin yaratacağı virüs tehlikesi aklınızı başınıza getirdi; öyle mi?! 
 
Ayasofya’yı ibadete açtığınız gün Anıtkabir’i ziyarete kapattınız, daha fazlası oraya gitmesin diye, unuttuk mu sanıyorsunuz?! 
 
Şimdi de, 30 Ağustos yasak, Malazgirt kutlaması serbest; öyle mi?! 
 
Beyler, efendiler kendinize gelin ve artık çıkarın gözünüzdeki at gözlüklerini. 
Unutmayın, Tarih bir kez yazılır ve önemli olan o tarihin içinde nasıl yer aldığınız, nerede durduğunuz'dur. 
 
Bu toprakları 'Türk Yurdu''Mazlum Milletler'in sığınağı yapan Alpaslan da bizim, Fatih de. 
Tabii ki, Atatürk’de. 
 
Bunlar, bu toprakların kaderine hükmetmiş, bu vatan parçasında yaşayan Türk Milleti'ni 'dünyanın saygını' haline getirmişlerdir. 
Onun için biz onlara 'Kahraman' diyoruz. 
 
Siz ise, bu toprakları İngiliz Gemisi ile terk eden ve İstanbul’u İngilizlere teslim eden Vahdeddin’e sadece 'Cennet Mekan' diyebiliyorsunuz. 
Sanki, onu cennete ya da cehenneme gönderecek güç, sizdeymiş gibi!? 
 
Ondandır, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün doğumunun 100'üncü Yılı 1981’de, bütün dünyada 'Atatürk yılı' olarak kutlanmış, bir çok ülkede posta pullarına Gazi’nin resmi basılmıştır, o yıl. 
 
Her 23 Nisan’da, her 30 Ağustos’ta, her 29 Ekim’de ve her 10 Kasım’da kiminizin kulağı iltihaplandı, yataklara düştü, kiminizi kaşıntı tuttu, rapor aldınız, kiminiz yurtdışı programlarını o güne denk getirdi ve bu milletin, bu Milli Bayramları'nı kutlamasında yanında olmadınız, olamadınız!? 
 
"Keşke Yunan galip gelseydi" diyen fesli deliyi, Atatürk’ün kurduğu kurumun, Diyanet İşleri Başkanlığı koltuğunda oturan zat'ın ziyaretine bile göz yumdunuz, belki teşvik ettiniz. 
 
Ama gözden kaçırdığınız bir gerçek var ki, aslında biliyor ama bilmezlikten geliyorsunuz; 
Vatan ve Bayrak Sevgisi, 
Atatürk Sevgisi, 
Cumhuriyet ve Demokrasi aşkı, 
Bağımsızlık Sevdası, 
Bu milletin damarlarına zerk edilmiştir! 
 
Bu değerler, damarlarda akan kan ile, göğüslerde atan kalp ile artık bir olmuştur. 
 
Daha güzeli, bu millet samimi dindarlar ile üçkağıtçı dinbazları artık çok net şekilde görmekte, dindara saygı, dinbaza nefret beslemektedir. 
 
Asıl üzüldüğüm ise, bu ülkenin dağlarına yazılan Türkiye Cumhuriyeti kelimesine bile tahammül edemeyerek, Cumhuriyet kurumlarından kaldıran bir anlayış ile "Türkiye Cumhuriyeti" kelimesini, bu ülkenin dağlarına yeniden yazdırmazsam bilmem neyim diyenlerin, Ahlat’taki Saray'dan verdikleri mutluluk pozları. 
 
Tüm Atatürk, Cumhuriyet, Demokrasi Sevdalıları, son sözüm ise size: 
Merak etmeyin, endişelenmeyin. 
Bu millet, "Milli Bayramı olmayanların Dini Bayramı olamayacağının" farkına çoktan vardı. 
 
30 Ağustos Zafer Bayramı'mız şimdiden kutlu olsun." 
 
Ezcümle:
Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi Bir Duvar Süsü Değildir, Erken Uyarı Sistemidir!
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.