Kerime Yıldız

Kerime Yıldız

SÖĞÜT HOCA’YA SAYGIYLA

A+A-

1990 yılı eylül ayının ikinci cumartesi gecesiydi. İstanbul Türk Ocağı’nın önünden kalkan bir otobüse bindik ve Bilecik’e doğru yola çıktık. Uykusuz geçmesine rağmen son derece güzel bir yolculuktu. Sabah ezanı okunmadan Bilecik’e indik ve bir çorba içip Şeyh Edebali Türbesi’ne doğru hareket ettik. Fakat vâdiye inen yolun bozuk olduğu ve otobüsün inemeyeceği anlaşılınca yürüyerek gidilmesi kararı alındı. Sabah mahmurluğuyla yokuş aşağı yürümeye başladık. Yanından geçtiğimiz evlerin sâkinlerini rahatsız etmemek için bir hayli gayret sarf ediyorduk. Tesâdüfen camdan bakan biri, karanlıkta şevkle yokuşu inen İstanbul yolcularını görünce, “Bismillah! Kırklar geçiyor!” dediyse şaşırmam.

Türbeye ulaştığımızda kimse yoktu. Orhan Câmii kapalıydı. Elbette imam da yoktu. Sabah namazı, dışarıda edâ edildi. Sonra türbeye bakan görevli bulundu. Kapısı açıldı. Unutulmayacak bir sabah yaşadık. Sonra yine yola koyulduk. Üzüm bağlarını seyrederek, Dursun Fakıh’a selâm vererek Söğüt’e ulaştık. Söğüt, asırlardır yapılan Ertuğrul İhtifâli sebebiyle çok kalabalıktı. Hayâtımda hiç unutamadığım anlardan biri, duvarlarında Yunan işgâlinin kurşun izlerini taşıyan Ertuğrul Gâzi Türbesi’nin arkasına dolanınca gazâ arkadaşlarının mezarlarını gördüğüm andır. Gözlerim dolmuş, titremiştim. İşte onlar! Abdurrahman Gâzi, Porsuk Bey, Pazarlu Bey, Aykut Alp, Savcı Bey..… “Kolonizatör Türk Dervişleri”ni okuyunca öğrendiğim bilgiler, târifsiz bir duygu seline dönüştü. Yâ Rabbi, o ne muhteşem sâdelik! Sanki zaman tüneline girip o günlere gitmiştim.

O gün bugündür her fırsatta Söğüt’e giderim.

İşte “Ziyâ âbiyle gittiğimiz gibi” diyerek, biz gençleri, bir gece vakti Türk Ocağı önünden otobüse bindirip Söğüt’e götüren, Söğüt’ü sevdiren rehberimiz, Sâdeddin Ökten’dir.

Sâdeddin Hoca’nın ne yaptığını yıllar sonra anladım. Ziyâ Nur’dan devraldığı Söğüt rûhunu, soy soylanan, boy boylanan günler unutulmasın diye bize devrediyordu. O gün orada olanlar, bu rûhu ne kadar teslim almıştır bilemem ama ben, Söğüt’e kara sevdâlandım. Bağımı, hiç koparmadım. Yıllar geçtikçe daha da bağlandım.

Hocamızdan sâdece Söğüt’ü değil, Yahyâ Kemal’i, Nureddin Topçu’yu, Albert Camus’yü ve daha birçok düşünce adamını öğrendim. Bütün öğrendiklerimin hatırı âlîdir ama “Sâdeddin Ökten kimdir?” diye sorsalar, tereddüt etmeden, “Beni Söğüt’e götüren adamdır.” derim.

Ankara Türk Ocağı mensupları, Nevzat Kösoğlu’na, “Söğüt Ağabey” derler. İstanbul Türk Ocağı’nın bir dönemki mensupları için de Sâddeddin Ökten, “Söğüt Hoca”dır.

Cumhurbaşkanlığı 2020 Kültür-Sanat Büyük Ödülleri açıklandı. Sâddeddin Ökten, kültür târihi alanında ödüle lâyık görüldü. Hoca’nın Ziyâ Nur’dan devraldığı ve sonraki nesle devrettiği Söğüt sevdâsı bile, tek başına Cumhurbaşkanlığı Kültür Târihi Ödülü verilmesi için sebeptir. Hayırlı olsun!

Bu ödül vesilesiyle bir hakkı teslim etmek istiyorum.

Bir yola çıktığınızda karşılaştığınız zorluk, bütün hevesinizi kırabilir. O kadar kırabilir ki bir daha aynı yola gitmek istemeyebilirsiniz. İşte o anda tılsımlı bir sese, bir rehbere ihtiyâcınız olur. Rehber, sizin için yolu güzelleştirir; sizin için yolu açar.

O gece Şeyh Edebali Türbesi’ne gitmek için otobüsten indiğimizde, “Ne yapacağız şimdi?” diye sızlanmaya başladık. Yol çok bozuktu. Bir yandan uykusuzluk da vuruyordu. Birden, “Düşün bakayım

önüme!” diye bir emir geldi. Bu, bir kadın sesiydi. “Düşün önüme!” dedi ama önümüze düştü. Ona yetişmeye çalışarak taşlı yoldan vâdiye doğru indik.

Önümüzde giden kadın, Sâdeddin Hoca’yı tanımadan evvel fakülte yıllarında tanıdığım, zorluklardan şikâyet etmemeyi öğrendiğim hocam Meriç Hanım, yâni Sâdeddin Hoca’nın yol arkadaşı Meriç Ökten’di. Söğüt Hoca, yola çıkardı; Meriç Hanım, yolu açtı.

Başarılı insanlar ödüllendirilirken onlara destek olan hayat arkadaşlarının hakkını teslim etmeyi ihmâl ediyoruz. Bir insanın kimin evlâdı olduğu, yâni yetiştiği ocak, elbette çok mühim. Fakat baba ocağından ayrıldıktan sonra kendi ocağının başında kiminle çorba kaşıkladığı da çok mühim. Sağlam bir bina, hem temeliyle hem gövdesiyle sağlamdır.

Söğüt diliyle ifâde edeyim.

Söğüt ocaktır. Ertuğrul, ocağın beyidir ama ocağı, kadın tüttürür.

Hâmiş: Meriç Hanım, “Niye beni kimse görmüyor?” diye aklından bile geçirmez. 

Halime Hâtun soyludur. Onu anlatmama, “Abesle iştigâl” diye kızacağından eminim.

Eyvallah Hocam!

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.