Dr. Mehmet Cavlı

Dr. Mehmet Cavlı

Yazar

Siyasi Partiler Kanununda Neler var?

A+A-

2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasına göre siyasi partilerin durumunu ele almaya çalışacağım. Kanunun 69. Maddesinde, “Siyasi partilerin faaliyetleri, parti içi düzenlemeleri ve çalışmaları demokrasi ilkelerine uygun olur. Bu ilkelerin uygulanması kanunla düzenlenir.” ifadesi yer almaktadır.

Ayrıca aynı maddede, “Siyasi partilerin gelir ve giderlerinin amaçlarına uygun olması gereklidir. Bu kuralın uygulanması kanunla düzenlenir. Anayasa Mahkemesince siyasi partilerin mal edinimleri ile gelir ve giderlerinin kanuna uygunluğunun tespiti, bu hususun denetim yöntemleri ve aykırılık halinde uygulanacak yaptırımlar kanunda gösterilir. Anayasa Mahkemesi, bu denetim görevini yerine getirirken Sayıştay'dan yardım sağlar. Anayasa Mahkemesinin bu denetim sonunda vereceği kararlar
kesindir.”

Anayasanın 68. Maddesinde, “Hakimler ve savcılar, Sayıştay dahil yüksek yargı organları mensupları, kamu kurum ve kuruluşlarının memur statüsündeki görevlileri, yaptıkları hizmet bakımından işçi niteliği taşımayan diğer kamu görevlileri, Silahlı Kuvvetler mensupları ile yükseköğretim öncesi öğrencileri siyasi partilere üye olamazlar.

Yüksek öğretim elemanlarının siyasi partilere üye olmaları ancak kanunla düzenlenebilir.

Kanun bu elemanların, siyasi partilerin merkez organları dışında kalan parti görevi almalarına cevaz
veremez ve parti üyesi yüksek öğretim elemanlarının yüksek öğretim kurumlarında uyacakları esasları
belirler.”

Bunları niçin söyledim. Niçin evvela Anayasa ile başladım. Anayasa ana kanundur. Kimlerin siyasetten uzak kalmaları gerektiği konusunda, açık çizgilerle sınırlar çizilmiştir. Günümüz şartlarında bu maddelerin bilinmesinde yarar görüldüğü anlaşılmaktadır. İşçi niteliği taşıyanların partilere üye olmalarına imkan verilmiştir. Bunlar yani işçi niteliği taşıyanlar, hangi kurum ve kuruluşlarda çalışıyor? Bu işçi niteliği taşıyanlar niçin siyasileştirilmek istenmiştir? Önemli bir araştırma konusu yapılabilinir. 

Gelelim siyasi partiler kanununa;

2820 sayılı siyasi partiler kanununda, 11. Maddede, “Onsekiz yaşını dolduran, medeni ve siyasi hakları kullanma ehliyetine sahip bulunan her Türk vatandaşı bir siyasi partiye üye olabilir.” ifadesi yer almaktadır. 

Bence bu 18 yaş sınır durumu müzakere edilebilir. 18 yaş grubu ve üstünün eğitimi, anlayışı, psikolojik durumu psikologlar ve sosyologlar tarafından değerlendirilebilinir. En azından bu kişilerin siyasi konulara olan ilgilerinden ziyade, okudukları okulları, beden ve ruh gelişimleri, özellikle anne ve baba ocağına olan saygı ve sevgi yaşamlarının ele alınması gereken yaştır. Kendi gelecek maişetlerinin ve iş hayatlarının planlanması  gereken yaş 18 yaştır. !8 yaşına gelen bir gencin siyasileştirilmesi  tartışılabilinir. Buna başka bir çok uzmanların analiz gerekçelerini katabilirsiniz. Ben sadece 18 yaşında bir gencin siyasi partiye üye yapılmasının önünün açılmasında anne baba ocağından genci çekip, siyasileştirmenin etik olup olmayacağı konusunun müzakeresine, iyi niyetli yaklaşımla parmak basmış bulunayım.

Gelelim milletvekillerinin grup kurmalarına; 

2820 sayılı siyasi partiler kanununda, 22. Maddede, “En az yirmi milletvekiline sahip siyasi partiler, Türkiye Büyük Millet Meclisinde grup kurabilirler.

Bir siyasi partinin grup kurduğu, o partinin genel başkanlığı tarafından Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına yazıyla bildirilir.” ifadesi yer almaktadır. 

Bu madde, toplum temsilcilerinin, toplumun isteği doğrultusunda TBMM içerisinde farklılık gösterebilecekleri, yanlış giden konularda irade ve tasarruf gösterebileceklerinin hakkını hür irade sahibi milletvekillerine vermektedir.

Milletvekillerinin vekillik sıfatlarının herhangi bir partiye ipotek edilmediği, hür milletvekili iradesi ile temsil ettiği kitleye karşı ve hatta bütün ülkeye karşı temel ve genel sorumluluğunun bilincine fırsat bir madde anlayışının yorumudur. Bu madde kaldırılmak istenebilirdi. Böyle bir grup kurma yolunun önüne takozda konulabilinirdi. Ama açıkça bu hak toplumun ve vatandaşın hakları adına milletvekillerine tanınmıştır. Bu hakkın kullanılması, milletvekillerinin kişisel vicdanlarına, toplumun taleplerine paralel değerlendirmelerin yapılmasına fırsat olarak konulduğu yorumu yapılabilinir. Bu konu, elbette siyasi parti tasarrufu yönüne de değinerek, açıkça müzakere edilebilinir. Siyasi parti yönü ile, vatandaşın ve toplumun yönü yani menfaati açıkça müzakere edilmelidir. Şunu demek gerekir ki; her ne yapılsa, devlette, siyasi partilerde vatandaşların menfaati adına oluşur, varlığını vatandaşların haklarını koruma adına sürdürür.

2820 sayılı siyasi partiler kanununda, 67. Maddede, “Siyasi partiler ticari faaliyette bulunamazlar, kredi veya borç alamazlar. Ancak, ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla 66 ncı maddenin 1 ve 3 üncü fıkralarında gösterilenler dışında kalan gerçek ve tüzel kişilerden kredili veya ipotek karşılığı mal satın alabilirler.”

2820 sayılı siyasi partiler kanununda, 68. Maddede, “Siyasi partiler, ikametleri ile amaç ve faaliyetleri için gerekli olanlardan başka taşınmaz mal edinemezler. Partiler, amaçları içinde olmak şartıyla sahip oldukları taşınmaz mallardan gelir sağlayabilirler.”

2820 sayılı siyasi partiler kanununda, 69. Maddede, ““Bir siyasi partinin bütün gelirleri, o siyasi partinin tüzelkişiliği adına elde edilir.

Siyasi partilerin genel merkezlerinin ve teşkilat kademelerinin gelirleri, parti merkez karar ve yönetim kurulunca bastırılan makbuzlar karşılığında alınır. Bastırılan ve parti teşkilat kademelerine gönderilen gelir makbuzlarının seri ve sıra numaralarına ait kayıtlar parti genel merkezinde tutulur. Parti teşkilat kademeleri aldıkları ve kullandıkları makbuzlar dolayısıyla parti merkez karar ve yönetim kuruluna karşı mali sorumluluk taşırlar.

Sağlanan gelirin türü ve miktarıyla, gelirin sağlandığı kimsenin adı, soyadı ve adresi, makbuzu düzenleyenin sıfatı, adı, soyadı ve imzası, makbuzda ve dip koçanlarında yer alır.

Makbuzların asıl kısımlarıyla dip koçanlarında aynı sıra numarası bulunur. Makbuz dip koçanlarının saklama süresi, Anayasa Mahkemesinin ilk inceleme kararının ilgili partiye bildirilme tarihinden itibaren beş yıldır.”
2820 sayılı siyasi partiler kanununda, 70. Maddede, “Siyasi partilerin giderleri amaçlarına aykırı olamaz.  Bir siyasi partinin bütün giderleri, o siyasi parti tüzel kişiliği adına yapılır.

Beşmilyon liraya kadar harcamaların makbuz veya fatura gibi bir belge ile tevsik edilmesi zorunlu değildir. Ancak, bütün harcamaların yetkili organ veya merciin kararına dayanması şarttır. Şu kadar ki, yetkili organca onaylanan bütçede öngörülmüş bulunmak kaydıyla beşmilyon lirayı aşmayan harcamalar ile genel tarifeye bağlı giderler için ayrıca karar alınmasına gerek yoktur.” ( Bu fıkrada yeralan "beşbin" ibaresi, 12/8/1999 tarih ve 4445 sayılı Kanunun 9 uncu maddesiyle "beşmilyon" olarak değiştirilmiş ve metne işlenmiştir.)

2820 sayılı siyasi partiler kanununda, 71. Maddede, “Siyasi partilerin yapacakları giderler, sözleşmeler ve girişecekleri yükümlülükler; genel merkezde parti tüzel kişiliği adına, illerde il yönetim kurulu adına ve ilçelerde ilçe yönetim kurulu adına yetkili kılınan kişi veya kurulca yapılır.

Siyasi partilerin il ve ilçelerdeki teşkilat kademeleri tarafından parti tüzelkişiliği adına sözleşme yapılmasına ve yükümlülük altına girilmesine ilişkin esaslar, merkez karar ve yönetim kurulunca tespit olunur. Bu esaslara aykırı olarak yahut siyasi partilerin tüzüklerine göre merkez karar ve yönetim kurulunca önceden yazılı yetki verilmediği veya sonradan bir kararla onaylanmadığı takdirde, partinin teşkilat kademelerinin yaptıkları hizmet sözleşmeleri de dâhil her türlü sözleşme ve giriştikleri yükümlülüklerden dolayı, parti tüzelkişiliği hiçbir suretle sorumlu tutulamaz; merkez karar ve yönetim kurulu veya genel başkan veya parti tüzelkişiliği aleyhine takipte bulunulamaz. Bu takdirde sorumluluk, sözleşmeyi yapan veya yükümlülük altına giren kişi veya kişilere ait olur. “(3/8/2016 tarihli ve 6736 sayılı Kanunun 12 nci maddesiyle, bu maddenin ikinci fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan “parti teşkilat kademelerinin yaptıkları” ibaresinden sonra “hizmet sözleşmeleri de dâhil her türlü” ibaresi eklenmiştir.)

2820 sayılı siyasi partiler kanununda, 74. Maddede, “Siyasi partilerin mali denetimi Anayasa Mahkemesince yapılır. Anayasa Mahkemesi, siyasi partilerin mal edinimleri ile gelir ve giderlerinin Kanuna uygunluğunu denetler. (Ek cümleler: 13/2/2011-6111/180 md.) Ancak yapılacak kanuna uygunluk denetimi siyasi partilerin amaçlarına ulaşmak için yapılmasında fayda görülen faaliyetleri daraltacak veya bu faaliyetlerin yerindeliğini içerecek şekilde yapılamaz. Denetimde harcamaların gerçek mahiyeti esas alınır. Şekle ve usule ilişkin eksiklikler harcamaların kabul edilmemesini gerektirmez.”

“Siyasi partilerin genel başkanları, karara bağlanarak birleştirilmiş bulunan kesin hesap ile parti merkez ve bağlı ilçeleri de kapsayan iller teşkilatının kesin hesaplarının onaylı birer örneğini Haziran ayı sonuna kadar Anayasa Mahkemesine ve bilgi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına vermek zorundadırlar. Bu belgelere, ilgili siyasi partinin aynı hesap döneminde edindiği taşınmaz ve değeri yüz milyon lirayı aşan taşınır malların, menkul kıymetlerin ve her türlü hakların değerleri ile edinim tarihlerini ve şekillerini de belirten listeleri eklenir.”

Yukarıda bahsi geçen mali ve iktisadi konularda siyasi partiler kanunu 67., 68., 69., 70., 71. ve 74. maddelerinde siyasi partilerin denetimlerinin şeması kelimelerle anlatılmış ve belirlenmiştir. Yani, siyasi partilerin gelirleri ve giderleri denetlenmektedir. Denetleme mekanizması çalışıyor mu? Partiler tek tek denetliyor mu? Elbette denetleniyordur. Şüphe yoktur. Bütün makbuzlar, gelir gider kalemleri denetleniyordur. Bu denetleme yine toplum ve vatandaş adına devlet tarafından yapılmaktadır. 

2820 sayılı siyasi partiler kanununda, 75. Maddede, “Anayasa Mahkemesi, kesin hesaplara ait bilgilerin belgelendirilmesini siyasi partilerden her zaman isteyebilir.

Anayasa Mahkemesi denetimini evrak üzerinde yapar. (Değişik ikinci cümle: 12/8/1999- 4445/11 md.) Bu denetimi, Sayıştaydan yardım sağlanarak hazırlatacağı raporlar üzerinden yapabileceği gibi, siyasi partilerin genel merkezlerinde ve mahalli teşkilatlarında doğrudan doğruya veya kendi üyeleri arasından görevlendireceği bir naip üye veya mahallin en kıdemli adli veya idari yargı hakimi niyabetinde yaptıracağı inceleme ve araştırmalar üzerinden de yapabilir. Bu maksatla, yeminli bilirkişi görevlendirebilir.

Anayasa Mahkemesi, ilgili siyasi partinin başkanından veya temsilcisinden yazılı mütalaa isteyebilir; gerekli görürse sorumlu uzman muhasipler de dahil ilgililerin sözlü açıklamalarını dinleyebilir.”

2820 sayılı siyasi partiler kanununda, 76. Maddede, “ (Değişik birinci fıkra: 12/8/1999 - 4445/12 md.) Bu Kanun hükümlerine aykırı olarak bağış kabul ettiği,mal veya gelir edindiği Anayasa Mahkemesince tespit edilen siyasi partilerin, bu yolla elde ettikleri gelirlerin tamamının, Kanunda belirtilen miktarlardan fazla gelirlerle, taşınmaz malların kanuni miktarı geçen kısmının karşılığının Hazineye irat kaydedilmesine, taşınmaz malların ise Hazine adına tapuya tesciline karar verilir.

Bu Kanunun 67 nci maddesi hükmüne aykırı olarak siyasi partilere sağlanan kredi veya borçlar üzerine Anayasa Mahkemesi kararıyla Hazinece elkonulur, kredi veya borcu verene karşı Hazine hiçbir yükümlülük altına girmez.

Bu Kanunun 69 uncu maddesinde belirtilen esaslara aykırı olarak bir siyasi partinin tevsik edilmeyen kaynaklardan gelir sağladığı anlaşılırsa, Anayasa Mahkemesi kararıyla bu gelir Hazineye irat kaydedilir.

Belgelendirilmesi gerektiği halde belgelendirilmeyen parti giderleri miktarınca parti malvarlığı, Anayasa Mahkemesi kararıyla Hazineye irat kaydedilir.”

Yukarıda ele alınan 75. Ve 76. maddede Anayasa Mahkemesi yetkisine vurgu yapılmıştır. Anayasa mahkemesi vurgusu, önemli bir güvencedir.

2820 sayılı siyasi partiler kanununda, 78. Maddede, “ a) Türkiye Devletinin Cumhuriyet olan şeklini; Anayasanın başlangıç kısmında ve 2 nci maddesinde belirtilen esaslarını; Anayasanın 3 üncü maddesinde açıklanan Türk Devletinin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, diline, bayrağına, milli marşına ve başkentine dair hükümlerini; egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunun ancak, Anayasanın koyduğu esaslara göre yetkili organları eliyle kullanılabileceği esasını; Türk Milletine ait olan egemenliğin kullanılmasının belli bir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamayacağı veya hiçbir kimse veya organın, kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamayacağı hükmünü; seçimler ve halk oylamalarının serbest, eşit, gizli, genel oy, açık sayım ve döküm esaslarına göre, yargı yönetim ve denetimi altında yapılması esasını değiştirmek;  Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, dil, ırk, renk,din ve mezhep ayrımı yaratmak veya sair herhangi bir yoldan bu kavram ve görüşlere dayanan bir devlet düzeni kurmak;  

Amacını güdemezler veya bu amaca yönelik faaliyette bulunamazlar, başkalarını bu yolda tahrik ve teşvik edemezler.
b) Bölge, ırk, belli kişi, aile, zümre veya cemaat, din, mezhep veya tarikat esaslarına dayanamaz veya adlarını kullanamazlar.
c) Sosyal bir sınıfın diğer sosyal sınıflar üzerinde egemenliğini veya zümre egemenliğini veya herhangi bir tür diktatörlüğü savunmayı ve yerleştirmeyi amaçlayamazlar ve bu amaca yönelik faaliyette bulunamazlar.
d) Askerlik, güvenlik veya sivil savunma hizmetlerine hazırlayıcı nitelikte eğitim ve öğretim faaliyetlerinde bulunamazlar.
e) Genel ahlak ve adaba aykırı, amaçlar güdemezler ve bu amaca yönelik faaliyette bulunamazlar.

f) Anayasanın hiçbir hükmünü, Anayasada yer alan hak ve hürriyetleri yok etmeye yönelik bir faaliyette bulunma hakkını verir şekilde yorumlayamazlar.”

2820 sayılı siyasi partiler kanununda, 79. Maddede, “Siyasi partiler:  a) Türkiye Cumhuriyetinin, milletlerarası hukuk alanında bağımsızlık ve eşitlik ilkesine dayanan hukuki ve siyasi varlığını ortadan kaldırmak yahut milletlerarası hukuk gereğince münhasıran Türkiye Cumhuriyetinin yetkili olduğu hususlara diğer devletlerin, milletlerarası kuruluşların ve yabancı gerçek ve tüzelkişilerin karışmasını sağlamak amacını güdemezler ve bu amaçlara yönelik faaliyette bulunamazlar.

b) (Mülga: 12/8/1999 - 4445/25 md.)

c) (Değişik: 12/8/1999 - 4445/13 md.) Yabancı devletlerden, uluslararası kuruluşlardan Türk uyruğunda olmayan
gerçek ve tüzel kişilerden herhangi bir suretle, doğrudan doğruya veya dolaylı olarak yardım kabul edemezler, bunlardan emir alamazlar ve bunların Türkiye'nin bağımsızlığı ve ülke bütünlüğü aleyhindeki karar ve faaliyetlerine katılamazlar.”

Siyasi partiler kanununun en önemli maddelerinde biri de, 78. Ve 79. maddeleridir. Yukarıda çizilmiş devlet ana yapısının korunması konusundaki yapıdır. Bu yapının ana çizgileri kalın çizgilerle yukarıdaki maddelerle çizilmiştir. 
Aşağıda ise, aynı devlet çizgisinin korunması, 80., 81., 82. Ve 83. maddelerle perçinlenmiştir.

2820 sayılı siyasi partiler kanununda, 80. Maddede, “Siyasi partiler, Türkiye Cumhuriyetinin dayandığı Devletin tekliği ilkesini değiştirmek amacını güdemezler ve bu amaca yönelik faaliyette bulunamazlar.”

2820 sayılı siyasi partiler kanununda, 81. Maddede, “ Siyasi partiler:  a) Türkiye Cumhuriyeti ülkesi üzerinde milli veya dini kültür veya mezhep veya ırk veya dil farklılığına dayanan azınlıklar bulunduğunu ileri süremezler.

b) Türk dilinden veya kültüründen başka dil ve kültürleri korumak, geliştirmek veya yaymak yoluyla Türkiye Cumhuriyeti ülkesi üzerinde azınlıklar yaratarak millet bütünlüğünün bozulması amacını güdemezler ve bu yolda faaliyette bulunamazlar.

c) Tüzük ve programlarının yazımı ve yayınlanmasında, kongrelerinde, açık veya kapalı salon toplantılarında,
mitinglerinde, propagandalarında Türkçe'den başka dil kullanamazlar; Türkçe'den başka dillerde yazılmış pankartlar, levhalar, plaklar, ses ve görüntü bantları, broşür ve beyannameler kullanamaz ve dağıtamazlar; bu eylem ve işlemlerin başkaları tarafından da yapılmasına kayıtsız kalamazlar. Ancak, tüzük ve programlarının kanunla yasaklanmış diller dışındaki yabancı bir dile çevrilmesi mümkündür.
2820 sayılı siyasi partiler kanununda, 82. Maddede, “ Siyasi partiler, bölünmez bir bütün olan ülkede, bölgecilik veya ırkçılık amacını güdemezler ve bu amaca yönelik faaliyette bulunamazlar.”

2820 sayılı siyasi partiler kanununda, 83. Maddede, “Siyasi partiler, herkesin dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşit olduğu prensibine aykırı amaç güdemez ve faaliyette bulunamazlar.”

Siyasi partilerin halifeliği yeniden kurmak amacını güdemezler maddesi de bu kanunda, 86. maddede  yer almaktadır. Madde şudur;

2820 sayılı siyasi partiler kanununda, 86. Maddede, “Siyasi partiler, Türkiye Cumhuriyetinin laiklik niteliğinin değiştirilmesi ve halifeliğin yeniden kurulması amacını güdemez ve bu amaca yönelik faaliyetlerde bulunamazlar.”
2820 sayılı siyasi partiler kanununda, 89. Maddede, “Siyasi partiler, laiklik ilkesi doğrultusunda, bütün siyasi görüş ve düşünüşlerin dışında kalarak ve milletçe dayanışma ve bütünleşmeyi amaç edinerek özel kanunda gösterilen görevleri yerine getirmek durumunda olan Diyanet İşleri Başkanlığının, genel idare içinde yer almasına ilişkin Anayasanın 136 ncı maddesi hükmüne aykırı amaç güdemezler.”
ifadeleri yer almaktadır. 

Anayasa 136. Madde ise, şöyledir; ”Genel idare içinde yer alan Diyanet İşleri Başkanlığı, laiklik ilkesi
doğrultusunda, bütün siyasi görüş ve düşünüşlerin dışında kalarak ve milletçe dayanışma ve
bütünleşmeyi amaç edinerek, özel kanununda gösterilen görevleri yerine getirir.”

Siyasi partiler kanunu anayasa gibi önemli bir kanundur. Bu kanunun toplumun, vatandaşın yüzde kaçı bilir? Seçmenlerin yüzde kaçı bu kanunu okumuştur? Bence, önemli bir konu bu. Bu konunun ele alınması, vatandaşın bu ve birçok konuda bilgi seviyesi nedir, bilinmesi önemlidir.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.