Sanatçı Jafari, Türk Mitoloji Ve Efsanelerini Minyatürle Anlatıyor

Sanatçı Jafari, Türk Mitoloji Ve Efsanelerini Minyatürle Anlatıyor

İran Türkü şair ve minyatür sanatçısı Huşeng Jafari'nin kızı Fatemeh Seba Jafari, çalışmalarını 6 yıl önce yerleştiği İstanbul'daki atölyesinde sürdürüyor

A+A-

İran Türkü şair ve minyatür sanatçısı Huşeng Jafari'nin kızı Fatemeh Seba Jafari, Türk mitoloji ve efsanelerini minyatürlere yansıtarak 21. yüzyıla taşıyor.

İran'da sanatçı bir ailenin çocuğu olarak 1987'de doğan ve eğitimini bu ülkede tamamlayan Jafari, 6 yıl önce Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesinde Geleneksel Türk Sanatları Bölümünde yüksek lisans yapmak amacıyla geldiği İstanbul'a hayran kalarak yerleşti.

İran'da Türk kültürünün yaşatılması ve korunması için sanat alanında çalışmalar yürüten, Türkçe şiirler kaleme alan ve minyatür yapan babası Huşeng Jafari ve ablası Nasim Jafari'nin izinde yürüyen Fatemeh Seba Jafari, İstanbul'daki araştırmalarında keşfettiği Uygur, Azerbaycan ve İran Türklerinin mitoloji ve efsanelerini kendi stiliyle minyatürlere yansıtıyor.

Sanat geçmişini "Babamın şiir geni ablama, resim geni bana geçti." diyerek tarif eden Jafari, minyatürün yolculuğunu ve İstanbul sevgisini, "ikinci yuvam" dediği Türk Edebiyatı Vakfında AA muhabirine anlattı.

"Sanatta ilerlemek için Türkiye'ye geldim"

Türkiye'ye büyük bir heyecanla geldiğini belirten Jafari, "Sanat üzerinde ilerleyebilirim diye Türkiye'ye geldim. Kültürler birbirine çok yakın. Bu yüzden çok zorlanmadım. Burayı çok seviyorum." dedi.

Sanat anlayışında değişiklikler oluşturan İstanbul'un birçok medeniyetin kesiştiği bir nokta olduğunu vurgulayan Jafari, "Tarihi ve sokakları o kadar çekici ki sanki ruhum burada doğdu. Masmavi bir denizin yanında yaşıyoruz. Kışın bile mavi. Balıkları ve martıları beslemeyi çok seviyorum. Türkiye'den ayrıldığımda onları özlüyorum. Mavi, lacivert renkler Göktürkler'in rengidir. Dede Korkut eserimde de denizin etkisiyle bu renkler hakim." değerlendirmesinde bulundu.

Minyatür sanatçısı Jafari, sanat hayatında babasının büyük etkisi olduğunun altını çizerek, boyalar içinde doğup büyümesinin hayatını şekillendirdiğini anlattı.

Kendisi küçükken resimle uğraşan babasının son dönemde şiir üzerine yoğunlaştığını, daha çok Azerbaycan Türkçesiyle şiir hamasi ve aşk şiirleri yazdığını belirten Jafari, ablasının da Azerbaycan Türkçesiyle şiirler yazdığını kaydetti.

"Türkler İslam'la birlikte minyatürü daha da ilerletti"

Jafari, minyatürün geçmişteki yolculuğunu bugüne taşımak için araştırmalar yaptığını söyledi.

Türk tarihinde minyatürün özel bir yeri olduğunu vurgulayan Jafari, çalışmalarına ilişkin şunları anlattı:

"Minyatür Uygur Türklerinden Türkistan'a, oradan bizim topraklara gelmiş. İslam'la birlikte Türkler bu sanatı daha da ilerletti. Ben de Dede Korkut hikayeleri üzerinden minyatürler yapıyorum. Minyatürlerimde Azerbaycan efsaneleri, mitolojiler ve edebiyatından, Nesimi'den esinleniyorum.

Minyatür sanatı İran'a geldikten sonra, o hükümetler Türklerin elindeydi, yönetim başkalarını asimile etmeye çalışmadı. O yüzden başka kültürleri de korumaya başladılar, onların da ilerlemesine olanak tanıyarak gelişmesini sağladılar. Bu yüzden farklı kültürlerle her zaman iç içe oldular.

Türklerde nar çiçeği aşk sembolüdür ve Azerbaycan efsanelerinin bir çoğunda aşık kız nar ağacına çevrilmiştir. At da Türklerde özel bir yere sahiptir. Özgürlüğü ve azatlığı temsil ediyor. Bizler için çok önemli ve vazgeçilmez bir hayvandır. Babam da her zaman beyaz atı 'ruhumun temsilcisi' olarak tanımlar. Ben de Türk mitolojilerindeki bu öğeleri günümüze taşımaya çalışıyorum."

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.