1. HABERLER

  2. SİYASET

  3. Prof. Dr. Anıl Çeçen yazdı: CUMHURİYETÇİ DEMOKRATLAR BİRLİĞİ
Prof. Dr. Anıl Çeçen yazdı: CUMHURİYETÇİ DEMOKRATLAR BİRLİĞİ

Prof. Dr. Anıl Çeçen yazdı: CUMHURİYETÇİ DEMOKRATLAR BİRLİĞİ

Prof. Dr. Anıl Çeçen yazdı: CUMHURİYETÇİ DEMOKRATLAR BİRLİĞİ

A+A-

 

CUMHURİYETÇİ DEMOKRATLAR BİRLİĞİ 

 

Prof.Dr. ANIL ÇEÇEN   

 Türkiye Cumhuriyeti  Birinci dünya savaşı sonrasında  siyaset sahnesine çıkmış olan  ulus devletlerin önde gelen temsilcilerinden birisidir . Dünya tarihi imparatorluklardan ulus devletlere geçiş doğrultusunda  sürüp giderken  , büyük imparatorluk alanları dağınıklık göstermiş ve bu durum nedeniyle eski  devlet sınırları zamanla değişmiştir . İlk çağlardan orta çağlara geçiş süreci içinde  insanlık , derebeylikten krallıklara , daha sonrasında da imparatorluklardan ulus devletlere  doğru gelişen bir değişim süreci yaşamıştır . Bugünkü dünya düzeni böylesine bir geçmişin ve gelişmelerin ortaya çıkarmış olduğu  bir   yapılanmadır. Günümüzün dünya haritası son iki bin yıllık gelişmeler doğrultusunda  oluşurken , bugünün   ulusal  temele dayanan cumhuriyet devletleri  tarihsel süreç içindeki siyasal gelişmelerin doğal bir  sonucu  olarak gerçeklik dünyasında  yerlerini almışlardır .
    Modern dünyanın çağdaş cumhuriyetleri , Fransız devrimi sonucunda  cumhuriyet rejimine geçiş ile birlikte kurulurken , Avrupa ülkelerindeki krallıklar zaman içerisinde cumhuriyet devletlerine dönüşmüştür. Fransız aydınlarının örgütü olan Jakobenler Birliği , kralı tahtından indirirken  sadece cumhuriyet rejimine geçişi  ilan etmekle kalmamış, aynı zamanda Fransız ulusunun da temellerini atmıştır . Uzunca bir  süre din kavgalarına sahne olan Fransa’da;  özgürlük, eşitlik ve kardeşlik ilkelerine dayanılarak yapılan  büyük siyasal devrimde bütün Fransızlar  din ve etnik kökenleri geride bırakarak  ve  cumhuriyet devletinin çatısı altında Fransız ulusunun evlatları olarak bir araya gelmişlerdir . Kral Frank’ın ortaya çıkardığı Frank Krallığı daha sonraki aşamada Fransız Cumhuriyetine dönüşürken , çağdaş cumhuriyetlerin tarih sahnesine çıkışına giden yol açılmıştır . Fransa’dan sonra sırasıyla bütün Avrupa ülkeleri  ulusal gelişmeler doğrultusunda cumhuriyetlere dönüşürken , İngiltere sahip olduğu geniş sömürge alanlarından yararlanarak imparatorluğunu korumasını bilmiştir . Atlantik okyanusunun tam ortasında yer alan bu ada ülkesinde uzun süre  cumhuriyetçiler ile kralcılar  arasında siyasal çekişmeler yaşanmış ve sonunda imparatorluğa bağlı sömürgelere dayanan krallık taraftarları bu mücadeleyi kazanarak ve   Britanya İmparatorluğunu Birleşik Krallık adı altında  sürdürerek, Avrupa kıtasının  cumhuriyet devletlerinin dışında kalmıştır . İngiltere’de   kralcıların yendiği cumhuriyetçiler daha sonraları gemilerle Amerika’ya  gitmişler ve çok istedikleri cumhuriyet düzenini ilk oluşturdukları  on eyaleti bir araya getirerek kurmuşlardır. 
    İngiltere’deki  çekişmeler Fransız devrimine giden yolu açarken , Fransa’da gerçekleşen devrim cumhuriyet  devletlerinin yapılanmasını sağlayan devlet modelini de ortaya koymuştur . Özgürlük, eşitlik ve kardeşlik ilkeleri doğrultusunda yola çıkış ile başlayan devrim daha sonraki oluşumlar ile önce cumhuriyetin ilanını gündeme getirmiş , daha sonra da  acil sorun olan din ve  devlet işlerinin ayrılması doğrultusunda laiklik düzenini kurmuştur . Devlet işlerinde din farkının kaldırılması ile halkın  temsilcileri arasından  devletin yeni  yöneticileri seçilmeye başlanmıştır . Fransız devrimi çok kanlı aşamalardan geçerek  ulus devleti ve cumhuriyet rejimine doğru dönüşümler gösterirken  , halkta biriken  sosyal ve kültürel  oluşumlar aynı zamanda kral Frank’ın  çocuklarının Fransız milletine dönüşümünü de  beraberinde getirmiştir . Kral yerine cumhur başkanın ülkeyi yönetmesi , genel seçimler uygulamasını ortaya çıkarmış ve belirli dönemlerde sandığa giden  Fransız halkı kendi içinden yöneticilerini seçerek  uluslaşma yolunda  emin adımlar ile ilerlemiştir . 
    İngiltere’de yaşanan siyasal çekişmeler ile birlikte Avrupa kıtasında otuz yıl süren  din ve mezhep savaşları  Westfalya barışına giden yolu açmıştır .  Bu antlaşma çerçevesinde  kıtanın her bölgesinde görülen  din ve mezhep savaşlarına son verilmiş ayrıca dağınık Germen nüfusunun toparlanarak bir Alman ulus  devleti oluşturmasının yolu açılmıştır . Westfalia barışının  din ve mezhep savaşlarına son vermesi sayesinde Fransız  halkı ve diğer Avrupa halkları zaman içerisinde uluslaşma sürecini tamamlamışlardır . 1648 tarihli Westfalia antlaşmasından sonra  1789 yılına kadar geçen  iki  asırlık dönem ,  Avrupa kıtasındaki devletlerin çatısı altında yaşayan halk topluluklarını zamanla  uluslaştırmıştır . Böylece  Avrupa devletleri bir yandan cumhuriyet rejimine doğru dönüşürken ,aynı zamanda halkların uluslaşması sürecini de birlikte yaşayarak  üç asırlık bir dönem içinde çağdaş ulus devletler haline dönüşmüşlerdir . Ulus devletler oluşumu ile cumhuriyet rejimlerinin zaman içinde  devletlerin  yeni siyasal modeli  biçimine dönüşmesi ,aynı dönemin  özellikleri olarak birbirlerini  tamamlayan siyasal gelişmeler olarak, Avrupa kıtasının modern çağlar boyunca  yeniden yapılanmasında önde gelen belirleyici etkenler olmuşlardır .Yirminci yüzyılın  ileri ve gelişmiş ulus devletleri  tarih sahnesinde boy gösterirken , cumhuriyet devletleri ile uluslaşan toplumlar  birlikte  öne çıkmışlar ve  Avrupa tipi  devlet ve yaşam  modelinin uzun süreli temsilcileri olmuşlardır .Cumhuriyetçi ulus devletler Avrupa  devlet modeli olarak yeni dönemi belirlemiştir .  
    Yirminci yüzyıla doğru dünya giderken  , Avrupa ülkeleri hem sömürge imparatorluklarını yürütmüşler hem de zaman içinde gündeme gelen siyasal ve sosyal birikimlerin etkisiyle uluslaşma  süreçlerini tamamlayarak , çağımızın modern ulus devletleri olarak dünya haritasındaki yerlerini almışlardır . Birinci dünya savaşına giden yolda ulus devletler birbirleriyle çok büyük çekişmelere yönelirken,  var olan büyük imparatorlukların  parçalanmasıyla  yeni ulus devletler  dünya sahnesine çıkarak  devlet sayısının artmasına katkıda bulunmuşlardır . Yirminci yüzyıla girerken  yirmi devlet haritada varken , çıkarken iki yüz civarında devlet, Birleşmiş Milletler üyesi olarak dünya sahnesindeki yerlerini almışlardır . Birinci dünya savaşı sonrasındaki  oluşumların tarih sahnesine çıkardığı yeni devletler yollarına devam ederek geleceğe dönük bir biçimde kurumlaşma çabası içine girerlerken , İkinci dünya savaşı sonrasında estirilen özgürlük rüzgarları doğrultusunda sömürgelerin uluslaşması ve giderek bağımsız devletlere dönüşmesi birbiri ardı sıra gündeme gelince , devletlerin sayısı iki yüze yaklaşmıştır .Böylesine  köklü dönüşümler birbiri ardı sıra yaşanırken devletlerin hem sayıları artmış hem de siyasal yapılanmaları , Fransız devrimi sonrasında Avrupa kıtasında yaşanan gelişmelere paralel  yeni oluşumların ortaya çıkmasına yardımcı olmuştur . Yirminci yüzyıl bir anlamda batı tipi devlet modelinin  evrensellik kazanarak eski sömürgelerin devletleşmesi yolu ile  bütün dünya kıtaları üzerinde  yaygınlaşmasına sağlamıştır . İmparatorlukların parçalanması üzerine ortaya çıkan küçük devletlerin halkları uzun süre birlikte yaşamaktan gelen ortak tarih, kültür ve yaşam biçimleri doğrultusunda uluslaşarak ,eski sömürge devletlerinin   çağdaş cumhuriyetlere ve ulus devletlere doğru  yönelmesine yardımcı olmuşlardır . Bu nedenle günümüzün  cumhuriyet devletleri ile  ulusal toplumların  birbirine bağlılığı siyasal anlamda önemli bir gösterge olmuşlardır . 
    Batı tipi devlet denilince akla hemen Avrupa  devlet modeli gelmekte  ve   ulusal toplumlar ile cumhuriyet devletleri arasındaki kopmaz bağlılık ortak tarihsel sürecin yarattığı bir  yaşam biçimi  düzeni olarak öne çıkmaktadır . Laiklik düzeninin sağlamış olduğu  yeni düzen çerçevesinde   din ve mezhep farklılıkları geride bırakılırken,  uluslaşma eğilimleri güç kazanarak öne geçmiş ve belirli devletlerin çatısı altında yaşayan  halk topluluklarının zamanla uluslaşması ,toplumsal bir gerçeklik  olarak tamamlanmıştır . Halkların uluslaşması ile birlikte devletlerin de cumhuriyetleşmesi ortak bir gelişme zemininde yeni boyutlar kazanırken ,cumhuriyetlerin demokratik yaşam biçimleri ile tamamlanması sorunu öne çıkmıştır . Sözlük anlamı ile halk yönetimi olarak tanımlanan cumhuriyet rejimlerinin demokratik yaşam düzenleri ile birliktelik kazanması , yönetimin tümüyle halk kitlelerine bırakılmasına yol açmıştır. Roma İmparatorluğu döneminden gelen cumhuriyet kavramı  , İngiltere’deki çekişmeli siyasal sürecin içinden doğan  demokrasi kavramı ile  bütünleşirken , aslında her ikisi de  halk yönetimi anlamına gelen iki kavramın birlikteliği olgusu ile karşı karşıya kalınmaktadır . Cumhuriyet kavramı Latincedeki halkın malı anlamındaki Res Publica  sözcüğünden gelirken ,  demokrasi kavramı da eski Yunanca da var olan halkın gücü anlamındaki  Demos Cratos   kavramından ileri gelmektedir .İki kavramın ayrı köklerden gelmesine rağmen daha sonraki uygulama aşamalarında bir araya gelerek sürekli birliktelik kazanması , gerçek anlamda bir halk yönetimi arayışının sonucu olmuştur . Cumhur sözcüğü Türkçeye Arapça’dan gelirken ,Demokrasi kavramı önce eski Yunan ve daha sonra da İngiltere kökenli  siyasal düşünceler sayesinde  öne çıkmıştır .Avrupa’nın son üç yüz yılında  birlikte kullanılan bu kavramlar, ortaya demokratik cumhuriyet yapılanması biçiminde bir yeni sentez   çıkarmışlardır . Batıdaki devletlerde, cumhuriyet rejimleri ile demokratik yaşam biçim bütünleşerek  modern  siyasal düzenleri ortaya çıkarmışlardır . 
    Avrupa’nın gelişmiş ülkelerinde halk tabanının okumuşluğu ve bilimin aydınlığına sahip olması  ortaçağdan kalan dini yönetimleri ve  krallıkları devre dışı bırakırken , giderek demokrasi ile bütünleşmiş olan bir cumhuriyet devleti modelinin güçlenerek ana siyasal rejim haline gelmesini sağlamıştır . Avrupa’nın kuzey bölgesinde yer alan küçük devletlerdeki küçük krallıkların ötesinde , bütün Avrupa kıtası  demokratik cumhuriyet rejimleri çatısı altında bütünleşirken , Avrupa kıtasının yanı başında yer alan üç büyük imparatorluğun  dağılması üzerine  Avrupa tipi ulus devletler  kıtanın doğu bölgesinde de kurulmaya başlanmıştır . Avusturya ve Macaristan İmparatorluğunun çöküşü sonrasında   imparatorluklardan ulus devletlere geçiş süreci öne çıkmıştır . Bu aşamadan sonra , içine girilen Balkanizasyon süreci Osmanlı İmparatorluğunu ortadan kaldırırken  yerine çağdaş bir Avrupa devleti modeli olarak Türkiye Cumhuriyeti kurulmuştur . Atatürk Balkanlar’da yetişen bir Türk önder olarak Avrupa kıtasının siyasal birikimini iyi biliyordu . Fransız devriminin yenileştirdiği  bu kıtanın devlet modelini , kıtanın yanı başında kurduğu yeni Türk devletine de taşımak istiyordu . Bu doğrultuda ,bir ulusal kurtuluş savaşı aracılığı ile Türk ulusuna yeni  bir devlet kazandırılırken  aynı zamanda  Fransız devriminden gelen cumhuriyet rejimi ,laik düzen ve ulus devlet  üçlüsü birlikte  benimsenerek  dünya siyaset  sahnesine modern bir  cumhuriyet devleti çıkartılmıştır .İnsanlık tarihinin beşiği olan Avrupa kıtasındaki yenileşme ,Türk devrimi ile dünyanın merkezi coğrafyasına taşınmış ve Avrupa kıtasının yanı başında bir Avrupa tipi cumhuriyet ulus devleti  Atatürk’ün önderliğinde Türkiye Cumhuriyeti adı altında kurulmuştur . Avrupa kıtasının  dışında oluşturulan ulusal cumhuriyet devleti , bütün dünya kıtalarındaki  ulus devletlere örnek ve öncü olmuştur .
    Birinci Dünya Savaşı sonrasında özgürlüğüne kavuşan Türkler  kurdukları cumhuriyet devleti ile çağdaş dünyanın içinde yerlerini almışlardır . Cumhuriyetin kuruluş yıllarında bütün ulusal güç cumhuriyet rejiminin güçlendirilmesine dönük olarak kullanıldığı için, hemen demokrasiye geçilememiş ve tek parti yönetimi olarak adlandırılan o dönemde cumhuriyet devriminin atılımları birer birer gerçekleştirilmeye çalışılmıştır .Kurucu önder Atatürk çok istemesine  ve ikinci partinin kurularak rejimin demokratikleşmesi için çaba göstermesine rağmen, iç ve dış cumhuriyet  rejimi düşmanlarının girişimleri ile iki kez kurulan ikinci parti denemeleri  başarısızlıkla sonuçlanmıştır . Ayrıca , Birinci Dünya savaşı sonrasında ikinci bir dünya savaşının gerçekleşmesi üzerine  savaş hali devam ettiği için olağanüstü hal yönetimi savaş yılları boyunca yürütülmeye çalışılmış ve bu aşamada çok partili rejime geçilememiştir . Rejimin demokratikleştirilmesi doğrultusunda yapılan iki girişim sonuç vermeyince, İkinci Dünya savaşının sona ermesi beklenmiş ve savaşı demokrasi cephesinin kazanması üzerine ,Türkiye’de de ikinci bir siyasal partinin kurulmasıyla demokratik  rejime geçilmiştir . Türkiye Demokrat Partinin kurulmasıyla ve iktidara gelmesiyle demokrasiye geçmiştir . Böylece cumhuriyet devletinin demokrasi ile geliştirilmesi ve halkın tam anlamıyla yönetime katılabilmesi doğrultusunda  Kemalist Cumhuriyet  kendini yenilemesini bilmiştir .Devleti kuran  Atatürk’ün partisi  cumhuriyeti inşa ederek saltanata karşı cumhuriyetçi bir devrimi gerçekleştirmesinden çeyrek asır sonra   , halk kitlelerinin desteği ile iktidara gelen  Demokrat Parti halkın temsilcilerini yönetime getirerek  ülkede demokratik bir  devrim yapmıştır . Böylece,Tek partiden çok partili rejime geçen Türkiye Cumhuriyeti  kendi modeli içinde  cumhuriyet ile birlikte demokrasi yapılanmasını  birlikte gerçekleştirebilmiştir. Dünyanın en büyük ülkesi olan Amerika Birleşik devletlerinde olduğu gibi cumhuriyetçi ve demokrat iki büyük parti yapılanması  sayesinde, Türkiye batı tipi çağdaş bir demokratik  rejime sahip olabilmiştir . 
    İki dünya savaşı sonrası  dönemde doğu bölgesinde bir sosyalist blokun oluşturulması üzerine Türk devleti batı dünyasına doğru bir kayma göstererek , ve batı tipi devlet modelini  yeni dönemde de koruyarak sürdürmeye çaba göstermiştir. Bu nedenle, Türkiye’nin yanı başındaki sosyalist blokun etkisi altına girmemek üzere Türkiye güvenliğine önem vermiş ve bu doğrultuda batı blokunun güvenlik örgütlenmesi içinde yer alarak tarafsız konumunu geride bırakmıştır. Batı güvenlik sisteminin  savaşa yönelik yapılanması bütün batı devletleri içinde  derin devlet yapılanmalarını gündeme getirdiği için , Türkiye Cumhuriyeti  yirminci yüzyılın ikinci yarısında her on yılda bir askeri darbe ve müdahaleler ile karşı karşıya kalmıştır . İkinci dünya savaşı sonrasında içine girilmiş olan demokratik ortam bu yüzden her on yılda bir kesilme göstermiş ve bu durumda  cumhuriyetçiler ile demokratlar  Türkiye ortamında  bir  karşıtlık çizgisi çıkmazına düşmüşlerdir . Her on yılda bir batı blokunun çıkarları doğrultusunda askeri müdahalelerin gündeme getirilmesi, Türkiye’de yeni oluşmaya başlayan demokrat tabanı  sarsmış ve cumhuriyete sahip çıkma doğrultusundaki askeri müdahalelere karşı doğal bir tepki zaman içerisinde toplumda yaygınlaşmaya başlamıştır . Anti-sovyetik bir tutum ile batı emperyalizminin  taşeronu konumuna sürüklenmek istenen Türkiye’de zamanla bu çıkmaza karşı önemli gelişmeler gündeme gelmiştir . Askeri dönemler sonrasında  yeniden demokrasiye dönüldüğünde cumhuriyetçiler ile birlikte demokratların ayrı ayrı partiler halinde örgütlendiği görülmüştür . Bu doğrultuda cumhuriyetçiler Kemalist devlete sahip çıkarlarken , demokratlar ise askeri dönemlerin yaratmış olduğu baskı dönemlerine karşı hak ve özgürlüklerden yana bir arayış içinde olmuşlardır . Bu aşamada , cumhuriyetçiler devletçi noktaya sürüklenirken , demokratlar toplumun içinden gelen  hak ve özgürlük arayışının temsilcileri olarak ayrı  ayrı  hareket  ederek  normal demokratik rejiminin kuralları içinde siyaset yapıyorlardı . 
    Yeni bir yüzyılın başlarında soğuk savaş ve küreselleşme dönemleri geride kalırken   siyasal alana yeni bir dönem gelmektedir . Eski dönemde dünya siyasetinin ana çelişkisi kapitalizm ve sosyalizm karşıtlığı olarak ilan edilmişti . Sosyalist sistemin dağılmasından sonra  eski dönemin galibi kapitalist sistem olmuştu . Şimdi gelinen aşamada ise ana çelişkinin kapitalist sistemin temsilcisi küresel şirketler ile ulus devletler olarak ortaya çıktığı görülmektedir . Küreselleşme  görünümü altında küresel tekelci şirketler , ekonomiyi devletlerin elinden alarak ve piyasa üzerinden yöneterek ulus devletleri tasfiye etme aşamasına  gelmişlerdir . Alt kimlikleri hortlatarak , insanların etnik kimliklerini kışkırtarak , yeni ve uydurma   tarikatlar kurarak  ve  cemaatlar ile milletleri  paramparça ederek , hem ulus devletlerin hem de  cumhuriyet rejimlerinin  ortadan kaldırılmaya çalışıldığı  görülmektedir . Bu aşamada bütün ulus devletlerin bölünerek ya da parçalanarak ortadan kaldırılması ile birlikte , yeni  oluşturulacak eyaletler üzerinden  bölgesel federasyonlara doğru  ulus devletler  zorlanmaktadır . Küresel sermayenin dünya egemenliği  hedefi  doğrultusunda   ulus devletler üzerinden ulusal toplumlar parçalanırken ,halkın genel seçimler aracılığı ile  katılım sağladığı cumhuriyet rejimlerinin ise alt kimlikli eyaletler  yaratılarak  ve  bunlara dayalı olarak oluşturulacak yeni yerel yönetimler üzerinden merkezi devlet modellerinin de ortadan kaldırılmak istendiği  artık kesinlik kazanmıştır  . Çok uluslu küresel tekeller üzerinden uluslara , ulus devletlere ,merkezi yönetimlere ve cumhuriyet rejimlerine yönelik  yıkıcı ve parçalayıcı saldırı bütün dünyada devlet  sayısını  iki yüzden iki bine  doğru çıkartmayı hedeflemekte ,  daha sonraki aşamada ise ,iki bin eyaletin   on büyük kıtasal federasyonun denetimi altına alınmasıyla küresel finans kapitalin bütün dünyada   evrensel  denetimi istenmekte   ve on büyük federasyonun daha sonra büyük  sermayenin kontrolü altında bir dünya konfederasyonunu oluşturması ana amaç olarak ortaya konulmaktadır . Gelinen yeni aşamada  var olan devlet ve ulus yapılarını ortadan kaldırmak isteyen finans kapitalin süper emperyalizmine karşı, bütün dünya halkları ve devletleri  varlıklarını koruyabilmek için bir araya gelerek karşı çıkmak  ve ortak bir siyasal mücadeleye  girişmek  zorundadırlar. Böylesine büyük bir  mücadeleye giden yolda emperyalizmin tehdit ettiği değerlerin ve kazanılmış hakların korunabilmesi için öncelikle  demokratik cumhuriyet rejimlerinin iki yakasını temsil eden  demokratlar ile  cumhuriyetçilerin  ortak bir çatı altında bir araya gelmeleri  gerekmektedir . Gelinen yeni aşamada  ortaya çıkan dev küresel yapılanmaya karşı cumhuriyetçiler ile demokratların birlikteliğinde dünya halkları ve devletlerini yeni bir var olma mücadelesi beklemektedir .Zamanın ruhu  artık cumhuriyetçiler ile demokratları karşıt çizgide siyaset yapmaktan uzaklaştırarak  birlikte var  olma doğrultusunda ulusal cumhuriyet devletlerinin korunması çizgisinde bir antiemperyalist mücadeleye doğru getirmiştir . 
    Küresel gizli devlet yapılanmalarının öncülüğünde  var olan devletler ve rejimler yıkılırken , halklar parçalanırken, uluslar ortadan kaldırılırken , dışa bağlı ve sermayenin güdümünde diktatörlükleri destekleyen emperyalizme karşı siyasal alanda yer alan bütün kesimlerin bir araya gelerek ortak hareket etmesi bugünün koşullarında  zorunluluk arz etmektedir . Bütün ülkelerin cumhuriyetçileri ile demokratlarının bir araya gelerek emperyalizmin güdümündeki askeri rejimlere ve merkezi diktatörlüklere  izin vermemesi  bu doğrultuda zorunlu  olmaktadır . Bütün  cumhuriyet devletleri böylesine olumsuz bir gelişmeye karşı  gereken önlemleri almalı ve  kendi güçlerinin yetmediği durumlarda komşu devletler ile bir araya gelerek,  bölgesel güvenlik örgütlenmeleri çatısı altında, hem kendisini hem de bölgesini güvence altına almaya öncelik vermelidir . Cumhuriyet devletlerinin yanı sıra uluslar ve ulusal toplumlar da  evrensel alanda  dayanışma içine girerek ,  tekelci şirketlerin küresel saldırılarına karşı  topluca  harekete geçerek  ve  bu doğrultuda  bir ulusal  enternasyonel oluşumunu  bir an önce gerçekleştirerek   küresel emperyalizme karşı  bir alternatif insiyatifi  dünya sahnesine çıkarmalıdırlar . Küreselcilerin plan ve programlarına karşı  çıkanlar ,ortak dayanışma cephelerinin  kendi planlarını hem devletler hem de halklar ya da uluslar dayanışmasıyla gündeme getirmeleri , insanlığın geleceği açısından son derece önem taşımaktadır . Bugünün kuşakları yaşanmakta olan böylesine büyük bir değişimin  ortaya çıkardığı çıkmazlara karşı, tarihsel misyonlarını yerine getirerek , insanlığın şimdiye kadar kazanmış olduğu bütün değerleri bir uygarlık savunması doğrultusunda  korumasını bilmelidirler . 
    İçinde bulunulan tarihsel dönüşüm aşamasında  herkesin  var olan değerleri korumak ve  ekonomi üzerinden yürütülen saldırılara karşı  önlem almak doğrultusunda  toplumsal sorumlulukları vardır . Bu sorumluluklar doğrultusunda herkes kendi payına düşen görevleri yerine getirirse  , ekonomiyi silah olarak kullanan finanskapital emperyalizmine karşı insanlık  daha insancıl bir çizgide alternatif küreselleşme  programını  gündeme getirebilir . Her ülkenin siyasal alanında merkezi oluşumlar bu açıdan önem taşımaktadır . Yıkıcı saldırılara karşı merkezin  etrafında soldaki ve sağdaki bütün akımların bir araya gelerek dış güçlere karşı ulusal bir direniş hareketine yönelmesi kazanılmış hakların korunması açısından acil bir durumdur . Devleti  savunan cumhuriyetçiler ile toplumu temsil eden demokratların böylesine bir merkezi yapılanmayı gerçekleştirmek üzere  bir araya gelmeleri anti-emperyalist bir çizgide yeni bir oluşumun başlangıcı olacaktır . Bu nedenle şimdiye kadar solda politika yapan cumhuriyetçiler ile sağda politika yapan demokratların  milli  merkezde bir araya gelerek , her türlü dağılma ve çözülmeye karşı çıkacak cumhuriyetçi demokrat bir hareketin başlatılması bugün için  zorunlu görünmektedir . Devletçi cumhuriyetçiler ile halkçı ya da ulusçu demokratların bir araya gelmesinden oluşacak olan yeni bir sinerjik atılım, bütün toplumların  ve de  devletlerin  yeni dönem işbirliği ve dayanışma girişimlerinin başlangıcı olacaktır . Cumhuriyetin devamı için devletlerin ayakta kalması ,demokrasilerin sürekliliği için de ulusal toplumların varlığının korunması gerekmektedir . Bu nedenle , cumhuriyetçiler ve demokratların temsilcilerinin bir araya gelerek  ortak bir durum tespiti raporu üzerinde anlaşmaları ilk adım olacaktır . Sonraki  aşamada ise , iki kesimin temsilcilerinin birlikte hazırlayacakları bir cumhuriyetçi demokrat  program ile yola devam edilirken , toplumun her kesiminde hareketin temsilcilerinin bulunmasına  ve dış temsilcilikler aracılığı ile mazlum ulusların bu aşamada evrensel bir dayanışmaya  sahip olmaları sağlanmalıdır .Toplumların her kesiminden olduğu kadar kamusal alanda görev yapan  kuruluşların içinden gelen temsilcilerin de , bütün toplumun cumhuriyetçi  demokrat bir program  çerçevesinde  bir araya gelmesi oluşumuna katkıda bulunmaları haksızlıkların önlenmesi açısından yararlı olacaktır . Cumhuriyetçi demokrat hareket  emperyal saldırılara karşı ulus devletlerin ,halkların ve ulusların  karşı çıkışı olarak daha adil bir dünyanın yaratılmasına katkı sağlayacaktır . 
    İnsanlık bugün zamanın ruhu kavramının yeniden geçerlilik kazandığı bir döneme  doğru  yol almaktadır .Daha çok büyük değişim dönemleri sırasında ortaya çıkan bu kavram  süper emperyalizmin dünyayı alt üst etmeye çalıştığı bugünkü yeni aşamada  tekrar önem kazanarak ,gelecek için üzerinde düşünülmesi gereken bir durum olduğunu herkese göstermektedir .  Bu aşamada her şeyin değiştiği , hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı  dünyayı bilinmez bir geleceğin beklediği gibi kafa karıştırıcı söylemler , emperyal merkezler tarafından ortaya atılarak  ve   dünya devletleri ve halkları hem karamsarlığa hem de umutsuzluğa doğru kışkırtılarak,  insanlığın küresel emperyalizmin çıkarcı isteklerine boyun eğmesi istenmektedir . Böylesine aşırı ve haksız bir isteme  doğal olarak dünya ulusları kendilerini koruyabilmek üzere karşı çıkacak ve direneceklerdir . Böylesine bir antiemperyalist dalganın gelmekte olduğunu gören küresel şirketlerin merkezleri,  bankacılık alanında çeşitli manevralar çevirerek , para sistemi ile oynayarak, teknolojik alandaki yenilikleri kendi çıkarları doğrultusunda kullanarak,  enerji ve maden yataklarına el koyarak  her yerde terör ve sıcak çatışmaları kışkırtarak ,  bütün insanlığı  bir büyük yok oluşa doğru  kıyamet senaryoları çizgisinde sürüklemektedirler . Sonunda dünyanın yok oluşuna kadar gidebilecek  bu gibi olumsuz gelişmelerin bugünün dünyasında insanlığı  , dünya devletlerini ve halklarını teslim almasının bir kader olmadığı ,aksine  tamamen emperyalizmin yeni bir aşaması olarak dünya uluslarına dayatıldığı açıklığa kavuşmuştur. Para gücü ile ekonomiyi satın alanlar , medyayı kullananlar  ve  siyaseti finanse edenler  kendi seçtikleri adamları devletlerin başına getirerek kıyamet senaryolarını devreye sokmaya çalışmaktadırlar .Zamanın ruhunu kendi çıkarları doğrultusunda görmek isteyen emperyalistlerin eskisi gibi bütün dünyayı bir avuç işbirlikçi ile yönetemeyecekleri  artık kesinlik kazanırken ,insanlık ve dünya halkları adına bir büyük koalisyonun emperyalizme karşı  halkçı bir dayanışma  aracılığı ile  öne çıkması gerekmektedir . İşte cumhuriyetçiler ile demokratların bir araya gelmesi bunun ilk adımı olmalıdır. Cumhuriyetçi demokrat hareket merkezde  bu işbirliğinin çıkış noktası olacaktır. 

Kaynak: CUMHURİYETÇİ DEMOKRATLAR BİRLİĞİ - Prof. Dr. Anıl Çeçen

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.