1. YAZARLAR

  2. Onur Akbaş

  3. Abdurrahim Karakoç İle İlk ve Son Görüşmem
Onur Akbaş

Onur Akbaş

Yazarın Tüm Yazıları >

Abdurrahim Karakoç İle İlk ve Son Görüşmem

A+A-

Kızların durumu daha vahimdi. Aşk denilen rahatsızlığa ara ara tutulup kendilerine hayalimizden şahsiyet yüklediğimiz bu hanımcıklar, dünyamızdaki büyüyü ağızlarından çıkacak iki cümle ile bozmaya yetecek, zevksizlikte, kalitesizlikte, şekle talip “ağzı açık ayran delisi” modunda birbirleriyle yarışırken, bize bizim anladığımız dilden konuşacak birileri lazımdı.  
                                                                                                        
Yaşımız on sekiz, sene 1999. Arkadaş ve akranlarımızın elli bin türlü popüler hayaller ve hırslar peşinde koştuğu dönemlerde, kapımızı çalacak olan siber bağlamın yeni yeni ağlarını henüz ana caddelere ve belirli mekânlara attığı ve bizim de henüz haberimiz olmadığı günlerdir.

Yaşanan ya da yaşanacak olan sadece Marmara’daki o büyük deprem değil aynı zamanda sosyal ve siyasi ortamın doğurduğu kaos içerisinde zihnen sığınmaya çalıştığımız her limanın sarsıldığı günlerdir.

Sözüm ona “İslami” olan ve “Müslüman” olanları güldürecek ve benim başımdan beri hiç inanmadığım bir hareket iktidardan zorla indirilmişti.

Milliyetçilerin efsanevi liderinden sonra bayrağı devralanlar, yaptıkları manevralarla (!) camianın mensuplarını, yine o zaman da, ağzı bir karış açık ortada bırakmakla kalmamış, bir de o dönemde camiaya yapılan hakaretler ve ithamlar karşısındaki suskunluk işin tuzu biberi olmuştu.

Hayatı boyunca kuşağı gibi düşünemeyip kitapları arasında kendine yön tayin etmeye çalışan bendenizin de bel bağladığı bütün retoriklerin çöktüğü bu günlerde, payına kuşağını aşan şokları yaşamak düşmüştü.

Bu savrulmaların yaşandığı günlerde teselli edecek birkaç söz ve söz sahibinin mum ışığında arandığı günlerde Osman Yüksel Serdengeçtiler ve Necip Fazıllarla meşgul olurken, Abdurrahim Karakoç’un Konya’ya geleceği haberini aldım.

Kimden mi? Yaşı altmışları geçmiş bir arkadaşımdan. Bir gazetenin muhabiri olarak Büyük Birlik Partisinin yemekli muhtarlar toplantısına katıldığımda MHP’nin kurucularından ve Serdengeçti’nin arkadaşı olarak anons edilince peşine takılıp peşini bırakmadığım şimdilerde kimsenin esamisini okumadığı Mehmet Zeki Loraslı’dan.

Zira dolaştığımız ufuklarda dolaşmaya talip olacak pek yaştaşımız yoktu. Varsa da bildikleri slogandan öte gitmeyen bu güruhla paylaşacak bir şeyimiz yoktu. Kızların durumu daha vahimdi.

Aşk denilen rahatsızlığa ara ara tutulup kendilerine hayalimizden şahsiyet yüklediğimiz bu hanımcıklar, dünyamızdaki büyüyü ağızlarından çıkacak iki cümle ile bozmaya yetecek, zevksizlikte, kalitesizlikte, şekle talip “ağzı açık ayran delisi” modunda birbirleriyle yarışırken, bize bizim anladığımız dilden konuşacak birileri lazımdı. O da bizim kuşakta değildi.

O birilerinden yegâne biri Abdurrahim Karakoç’un geleceği haberini aldığımda, “yatsı”nın olmasını zor bekledim.

Konya ticaret odasında bir “fosil”in ülkücülere hakaretine cevap vermek için yapacağı konuşmayı iple çekiyordum.

Nihayet namaz sonrası Konya Hacıveyiszade camiinin mermer merdivenlerinde Zeki Loraslı’yı gördüm. Koşa koşa yanına gittim. “Abdurrahim Karakoç geldi mi?” diye soracaktım.

İyi ki sormamışım, zira kalabalık arasında onun dışında herkes, sıradan insanların anladığı manada, bir şair bir konuşmacı gibi heybetliydi.

O esmer, kara kuru çehresini fark ettiğimde göz bebekleri gözünün içine bir inci gibi saklanmış gözlerini bana dikmişti.

Loraslı’nın beni ona takdim eden sözlerini kesik kesik duyarken hazret çoktan elimi yakalamış, bense zihnimde onun karşısındaki sıradan tasavvurlarımın utancımı yaşamaya koyulmuştum.

Kim bilir, şair belki bu dönemi görmeden gittiği için Tanrısına şükrediyordur. Zira hak ve hakikat adına dün laf edenlerin ettikleri lafların boylarından gölgelerinden karakterlerinden ve ruhlarından ne kadar büyük laflar ettiğini görseydi, hazret onlarla bırakın yol yürümeyi, gölgesinin çakıştığı her dakikadan hicap duyardı.  Ve belki yine girdap şiirinde dediği gibi:

Aydınlık ararsın her gün, her yerde

Çekerler önüne yedi kat perde

Zulüm kimden gelir, adalet nerde?

Bilmek istiyorsun, bırakmıyorlar.

Yıllar boyu uykuların bölündü

Uçacakken kanatların yolundu

Hayat hakkın vardı, elden alındı

Ölmek istiyorsun, bırakmıyorlar.

Herkes için adil ve aydınlık günlerin özlemiyle esen kalınız.

onurakbastde@gmail.com

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.