Kerime Yıldız

Kerime Yıldız

O ZAMAN DEPREMİ DE DURDURUN!

A+A-

Bu doz aşımına benim değil, Diyânet’in ses vermesi lâzım aslında. Okuduğumda, sâdece, “Tövbe tövbe! Artık iyice yoldan çıktılar!” dedim.

Sabah yazarı Hıncal Uluç, bugünki yazısında İstanbul’un yağmura doymasını, Cumhurbaşkanı’na bağladı. Amma ne bağlama! Analitik zekâdan mahrum, buram buram yalakalık kokan bir yaklaşım! Buyurun okuyun:

“Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan uyardı:

‘İstanbul'u su sıkıntısı bekliyor!’

..ve rahmetinden sual edilmez, Tanrım, gene Erdoğan'ın konuşmasını bekliyormuş sanki..

Bu sabah nasıl bir yağmur altında geldim gazeteye.”

Uluç, bu ifâdelerinden evvel 1994’deki bir hâdiseyi hatırlatmış. Benim yaşımdakilerin gâyet iyi hatırladığı hâdise şöyleydi:

İstanbul susuzluktan kırılınca Belediye Başkanı Nurettin Sözen, bilim adamlarını toplayıp çözüm aradı. Bulutlar bombalanacak ve yağmur yağacaktı. Mâliyeti çok yüksek olan bu çözüm, işe yaramadı. 

Sonra Tayyip Erdoğan, seçimi kazandı ve çözümün, yağmur duâsı olduğunu söyledi. Elbette bu, asırlar boyunca yağmur için duâ eden milletin hoşuna gitti. Hepimiz, ellerimizi açıp İstanbul için yağmur istedik. Mutlaka, Erdoğan da duâ etti. Kimbilir hangi kulun duâsı kabul oldu bilinmez, barajlar doldu taştı. Zamanın iktidarı şaşırdı kaldı. Yağmur bile Erdoğan’dan yanaydı. 

Sanki aynı filmi seyrediyoruz. Kuraklık ihtimâli ufukta göründü. Cumhurbaşkanı, havalar böyle giderse İstanbul’un susuzluk çekeceğini söyledi. İBB Başkanı İmamoğlu, İstanbul’un su sorunu olmadığı açıklamasını yaptı. İstanbul’u sevenler, yine ellerini açıp duâ ettiler. Mutlaka İmamoğlu’da etti. Kimbilir kimin duâsı kabul oldu da İstanbul’a rahmet yağdı ve yağıyor. 

Fakat iktidar, “Yağmur bile İmamoğlu’ndan yana.” diye şaşırmıyor. Çünkü Cenâb-ı Hak, rahmetini göstermek için Erdoğan’ın konuşmasını bekliyor. Tövbe tövbe!

.......

Neyzen Tevfik, elinde rakı şişesiyle zabtiyeye yakalanmış. Zabtiye, “Şişede ne var?” diye sorunca “Su” demiş. “Ver bakayım!” deyince de ”Rakı ol ya mübârek!” deyip şişeye üflemiş. Zabtiye, bu uyanıklık karşısında çâresiz kalınca,

“Mâdem öyle, İstanbul’un filan semtinde yangın var. Oku üfle de sönsün!” diye sıkıştırmış. Neyzen, cevâbı yapıştırmış: 

“Bizim hükmümüz suya geçer. O işe, Rıfâîler bakıyor.”

Şimdi Hıncal Uluç’a, “O zaman şu beklenen büyük İstanbul depremine de bir el atsanız..” desem cevâbı hazırdır:

“Depreme, Menzilciler bakıyor.” 
 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum