1. YAZARLAR

  2. Doğan Satmış

  3. “İşi ehline vermezseniz, kıyameti bekleyin” *
Doğan Satmış

Doğan Satmış

Yazar
Yazarın Tüm Yazıları >

“İşi ehline vermezseniz, kıyameti bekleyin” *

A+A-

Türkiye’nin yeni yönetim şeklinde, her türlü yetki Cumhurbaşkanı’nda olduğu için, artık her konudaki şikayeti de Beştepe Sarayı’na yazmak dışında çare kalmadı.

Örneğin eskiden şikayetler için bakanlara  seslenmek mümkündü. Mesela vergi  yüksekse Maliye Bakanı’na, sağlıkta sorunlar varsa Sağlık Bakanı’na, müzeler iyi çalışmıyorsa Kültür Bakanı’na dert anlatmak yeterdi.

Ancak yeni yönetim biçiminde bakanlar Meclis’te bile değil. Oraya geldiklerinde oturacak koltukları da yok. Sıradan vatandaş gibi tribüne çıkmak zorunda kalıyorlar.

Bir bakan konuşmak istiyorsa, koruması araya girip engelleyebiliyor.

Böyle olunca da “Tek yetkili” olan Cumhurbaşkanı’ndan başka çözüm yeri kalmıyor.

Bu yüzden Sayın Cumhurbaşkanı’nın işi çok zor. Türkiye’nin bu kadar sorununu tek başına yüklenmek ve hepsine ayrı ayrı çözüm üretmek zorunda. Her türlü olumsuzlukta da adres yine kendisi.

Şimdi gelelim konumuza.

İyi yönetilen ülkelerde, kamu görevleri, en layık olanlara verilir. (İyi yönetilen şirketlerde de böyledir.)

Bir doktor, yeterli tecrübeye sahip olmalıdır ki, ameliyatta hastasına zarar vermesin.

Bir yargıç, yeterli tecrübe ve hukuk bilgisine sahip olmalıdır ki, karşısına çıkan masum insanları boşuna hapis yatırmasın.

Bir polis “Hak-hukuk” nedir bilmelidir ki, sokakta kendisine ters baktı diye insanları dövmesin.

Ve tüm bu kamu görevlerine yapılan atamalar “Layık olanı” bulmak için ince elenip, sık dokunarak dağıtılır. “Kamuya Personel Seçme Sınavı-KPSS” işte bu yüzden konulmuştur. Savcı-yargıç atamalarında belli süre çalışma zorunluluğu bu yüzden vardır. Orduda genç bir teğmen bu yüzden hemen general yapılmaz.

Ancak görüyoruz ki, günümüzde artık tüm bu kıstaslar bir kenara atılmış durumda.

Mesela rektör atamak için bir gecede kanunlar-kararnameler değiştiriliyor.

Bir bakıyorsunuz bir bakanın bütün ailesi, kamuda en yüksek görevleri kapıyorlar.

En kritik kurumların başında akraba-eş-dost-mahdum tanıdıkları oturuyor.

Bir şekilde el değiştiren şirketlerin tüm üst düzey yöneticileri de bir iki ayda tamamen değiştiriliyor.

Ancak bilinmelidir ki, bu tür uygulamalar tarihte hep görüldü ve yapanlara fayda sağlamadı.

Hatta bu hatalar tarih boyunca tekrarlandığı için, bir de adı var: Nepotizm.

Nepotizm, “Akraba kayırmak” demek.

Bu konu, insanlık tarihi boyunca hep sorun yarattığı için İslam dininde de önemli yer tutuyor.

Kuran’ı Kerim’in Nisa Suresi’nin 58’inci ayetinde şöyle deniyor:

(Allah size, mutlaka emanetleri [işleri] ehli olanlara vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle davranmanızı emreder.)

Bir de Hazreti Muhammed’in hadisi, yani bizzat peygamberin sözü var. Bu yazının başlığına da konu olan ‘Buhari’ kaynaklı hadis de şöyle diyor:

“İş ehli olmayana [layık olmayana] tevdi edildiği [verildiği] zaman, kıyameti bekle.”

Kısaca bundan 1500 yıl önce Hazreti Muhammed, işlerin layık olmayanlara verildiği zaman kıyamet kopacağını açık açık söylemiş.

Osmanlı İmparatorluğu’nun 600 yıllık tarihi boyunca da ve özellikle yükselme dönemlerinde, dinine, ırkına, rengine bakılmadan işlerin ehil insanlara verildiğini biliyoruz.

600 yıl boyunca 218 sadrazam yani başbakan görev yapmış. Bunların 101’i Türk kökenli ama geri kalan 117’si ise farklı etnik kökenlerden geliyor. Barbaros Hayrettin Paşa’dan Kürt Şerif Paşa’ya pek çok örnek var.

Şimdiki Cumhurbaşkanı’ndan çok daha fazla yetkilere sahip olan Osmanlı Padişahları devlet koltuklarını eş-dost-akraba yerine, layık olan Kürt, Arnavut, Rum, Boşnak, Abaza, Gürcü, Arap, İtalyan, Rus, Bulgar, Sırp, Çeçen, Çerkez kökenli insanlara dağıtmış. O  zaman Amerika Birleşik Devletleri olsaydı, emin olun ki, Amerikalı paşalarımız da olurdu.

İşte tüm bu nedenlerle, devlet yönetiminde uygulanan “Nepotizm!”den uzak durmak, hem en uygun olanıdır; hem de Allah’ın emridir.

Uygulamamak da Hazreti Muhammed’in hadisinde işaret ettiği “Kıyamet” riskini doğurur.

O yüzden marifet, iyi işleyen kurumları alıp, içindeki kadroları boşaltarak layık olmayanları doldurmak değildir. Bu devlete yarar da sağlamaz.

İyi işleyen şirketleri bir şekilde sattırıp, içini boşaltmak ve eş-tanıdık-akraba doldurmak da marifet değildir. Bu o şirketleri satın alanlara da uzun vadede fayda sağlamaz.

Marifet işini iyi yapanı tutmak, koruyup kollamak, daha iyi yapanı aramaya çalışmaktır.

 

Önceki ve Sonraki Yazılar