Gazim ne diyor?

Gazim ne diyor?

HERKESİN BİR HAYAT HİKÂYESİ VARDIR: YOZGAT/Kemallı Gazi Yakup Ergen'in hikâyesi

A+A-

Değerli okurlarım Merhaba,

“HERKESİN BİR HAYAT HİKÂYESİ VARDIR” diyerek çıktığımız bu yolda...

Bugün, YAKUP ERGEN gazimizin hem hayalini hem de iki bacağını kaybettikten sonraki hallerini anlatmaya çalışacağım. 

Önümüzdeki zamanda yeni sezonda TÜRKİYEM TV'de siz gazilerimizi stüdyoda ağırlayacak, hayat hikâyelerinizi dinleyerek, izleterek, 80 milyona ve tüm dünyaya ulaştırmaya çalışacağız. Ayrıca bizlere hayat hikâyelerini gönderen gazilerimizin hayat hikâyelerini kitap haline getirmeye gayret eden, gazetemizin imtiyaz sahibi Sayın NURAY BAŞARAN  derleyip düzenledikten sonra basılma işlemleri hızlandırılacaktır. 

Bu hatırlatmayı yaptıktan sonra çok neşeli, hayata yeniden başlayan gazimizin hayat hikâyesini dinleyelim. 

Ben de 3713 terörle mücadelede bölücü terör örgütü mensuplarınca yol güzergâhımıza döşenen mayının patlamasıyla yaralandım. “Vatanıma” bedenimden iki bacağımı vererek bedelini ödedim. 

“Dileğim Şehitlikti" diyor ve başlıyor hayallerini, ümitlerini, umutlarını anlatmaya sevgili gazimiz. 

Yerlerini televizyonlara terk etmeden önce radyolarda halk hikâyeleri ve arkası yarınlar dinlenirdi. 

Gerek odalarda, gerek kahvehanelerin en güzel köşelerinde radyolarımızı, el emeği göz nuru ile örülmüş danteller ile süslerdik. 

Radyoların pili bitmesin diye sadece ajanslar dinlenirdi. 

Bir de halk hikâyeleri...

Halk hikâyelerimizin radyolarda başladığını şu anonstan anlardık: "kimi Arzu, kimi Kamber, kimi Mecnun, kimi Leyla. Öyle ya! Her ışığın bir ağırlığı vardı." 

Sonra herkes pür dikkat bu hikâyeleri dinlerdi. 

Dinleyemeyenlere de dinleyenler ballandıra ballandıra anlatırdı. 

Mustafa Kurubacak’a anlattığımız bu yazıda, sizlerde bir sevdanın hikâyesini bulacak ve nasıl bir sevda olduğunu duymayanlara da sizler anlatacaksınız.

Bir sevda ki yaşanır anlatılmaz, bir sevda ki ömre sığmaz. Yıllar sonra bu hikâyeyi duyanlar, bir "efsane" olarak değerlendirileceklerdir belki de. 

Burada anlatılanlar bir efsane değil, bu gördüğünüz bir yiğit'in cesaret abidelerinden YOZGAT / Kemallı Gazi Yakup Ergen'in hikâyesidir.

“Kader beyaz kâğıda sütle yazılmış yazı, elindeyse beyazdan gel'de sıyır beyazı” beytinde ifade edilen Kader gerçeği, Yakup ‘un Hakkâri’nin kırsal alanında, 25 Eylül 1995'de bir akşam vakti 18.30 da mayın adlı Ölüm Tuzağı'nın üzerinde yakaladı ve iki bacağını almadan bırakmadı. 


Yakup Ergen, Yozgat‘ın  Kemallı Köyü'nde halk hikayelerini destanlarını kahramanlık türkülerini dinleyerek büyüdü. 

Yakup'un annesi de bütün Müslüman Türk kadınları gibi Kınalı beşiklerde Yakup'a ninniler söyledi. Babasının İmam olması sebebiyle İlkokulu alifakılı ve Kemallı köylerinde Ortaokulu Akdağmadeni Belekcihan'da okudu. Sarıkaya Lisesi'nin 1. Sınıfından değişik sebeplerle ayrılmak zorunda kaldı. 

Spora olan ilgisi yüzünden daha Küçük yaşlarda kendisini hep komando olarak hayal ediyordu. 

Askerliğini komando olarak yapmasını nasip etmesi için Allah'a dua ediyordu. 

80'ler den sonrası yıllarda Güneydoğu'da cereyan eden olaylarla ilgili haberleri Dinledikçe duygulanıyor, gözlerinden zaman zaman yaş geliyor, Orada şehit veren ailelerimizin durumlarını da gördükçe, Vatan hainlerine içinde hırs ve öfke büyüyordu. 

Operasyonlarda Her geçen gün artarak devam eden şehit sayısı Yakup'un yüreğindeki hırs ve Öfkeyi dağ gibi büyütüyor, bir an önce askere komando olarak Güneydoğu'ya ateşin söndürülmesinde görev almak istiyordu. 

Allah celle celelühü  yakup’un duasını kabul etti. Mart 1995'te askerlik celbinde Isparta Eğirdir Dağ Komando Tugayı’na katılacaktı. 

Her Yozgatlı gibi Yakup da davul ve zurnalarla, ellerinde kınalar, dillerde dualarla askere uğurlandı. 

Bu kutsal görevi, Kemallı Köyü Yakup'un vatanı sevdiği gibi Kemallı da birisini sevdiğini çok iyi biliyordu. 

Ailesi asker dönüşü nişanlamak istiyordu. Yakup da törelerimiz gereği büyüklerine karşı pek bir şey söylemek istemiyordu. Nişan asker dönüşü ne bırakılmıştı. Nasıl olsa 18 ay değil miydi, göz açıp kapayıncaya kadar geçerdi.  

Eğirdir komando okulunda vatani görevini yerine getirmek için gelen Yakup arkadaşlarıyla çok çabuk kaynaştı. Çünkü, hepsi birer Yakup'tu, aynı duygu ve düşünceyi paylaşıyor, Aynı kaderi yaşıyorlardı. 

Acemi birliğinden sonra Hakkâri dağ komando tugay komutanlığına, geri kalan günlerini tamamlamak üzere yola çıktı. Heyecan dolu duygular içinde birliğine gidiyordu. Yakup ve arkadaşları da sevinçliydi.  

Ant içmişlerdi. 

Vatanın, milletin birlik ve beraberliğine kasteden habis ruhları kökünden kazımaya. 

Kısa zaman sonra çatışmalara girmeye başladılar. Tim Komutanının Komutanlığı’nda girişilen her çatışma düğün havası içinde geçiyor, korku adlı kuş hiçbirinin yüreğinde konacak dal bulamıyordu. 

Çatışmanın olmadığı zamanlarda sanki birlikte yas var gibiydi, Çünkü “Vatan” bir an önce bu şer kriterlerden ucu dışarıda olan bölücü hanelerden kurtulmalıydı. 

Ne ettiğini bilmeyen gafillerden, vatan hainlerinden. Bu dağlar temizlenmeliydi.  

Tarih 25 Eylül 1995 akşam saat 18.30 Öncü birliğin içinde Öncü sırada Yozgat /Sarıkaya'nın Kemallı Köyü'nden Yakup ERGEN vardı. 

Önünde gidenlerin mayına rastlanmamasının verdiği rahatlıkla bir an önce terörist bulmak isteyen Yakup, 20 santimetre karın altındaki mayını nereden fark edecekti ve her şey o anda oldu. Önce kulakları sağır edici bir gürültü duyuldu ve aynı anda iki eliyle tüfeğine sımsıkı Sarılmış vaziyette havaya uçan Yakup, Biraz sonra karların üzerine indi. Ama o Yakup, farklı bir Yakup'tu. 

Sağ bacağı 10 metre sağ tarafta, diğer bacağı da diğer bir tarafta idi. 

Akıllara Çanakkale Şehitlerinin dehşet manzaralarını çizen bir tablo geldi 

Bu arada çatışma başlamış kurşunlar vızır vızır geçiyor kulak diplerinden. Hiç kimse Yakup'la ilgilenemiyor, çatışmanın şiddetinden. Yakup'un kanı karların üzerine durmadan akıyor. 

Asırlardır bizim olan bu topraklara yeni bir imza da atılıyor. 

Yakup’un Sıcakkanlı dudaklarındaki kelime-i şahadet’i ise Allaha çoktan ulaşmıştı bile. 

Kendini toparladı, bacak ve Karın bölgesinde Tarifsiz bir acı duydu. 

İleri atılmak, hainlere cezasını vermeye yekindi, ama yerinden kalkamadı, bir daha yekindi bacaklarının koptuğunu hissetti. Sağında ve solunda kendinden parçalar duruyordu.  

O halde bile Arkadaşlarına yardım etmek, birkaç haini olsun temizlemek için sürünüyordu, ama yapamadı. Kendinden geçti.  

Sımsıkı tuttuğu tüfeği ile koyun koyuna karların üzerine uzanıp kaldı. 

Tam 13 saat geçmişti aradan, 13 uzun saat yardım edilmemişti. Gözlerini açtığında tanıdık bir mekânda; birliğinde olduğunu anladı. 

Karşısında adama benzeyen iki varlık gördü. Hayal mi görüyorum diye düşündü önce, çatışmada sağ olarak ele geçen 2 teröristi gördü. Hemen tüfeğini aradı elleri, bulamayınca kalkıp gırtlağına sarılmak istedi ama ne yazık ki dağlarda aradığı karşısındaydı ama "bacaklarımın koptuğuna üzülmedim ama onları karşımda görüp de bir şey yapamamak gözlerimden yaş akmasına yetti." diyordu. 

Yakup o gecenin sabahı Van Askeri Hastanesi'ne kaldırıldı ve ameliyat edildi. Hayati tehlikeyi atlatmıştı. Daha sonra protez bacak takılmak üzere Ankara Gülhane Askeri Tıp Akademisi'ne gönderildi. 

18 gün burada kaldıktan sonra Kemalli'ye geldi Yakup. Aradan günler geçiyor fakat, ailesinin askerlik dönüşüne ertelemeyi uygun gördüğü iş (nişanlılık) gündeme gelmiyordu. 

Yakup konuyu Ailesi’ne açar fakat sanki bu işten vazgeçilmiş gibidir. Vatanına hediye olarak bıraktığı iki bacaktan sonra Yakup'un evlilik işinde bir şeyler değişmiştir. 

Yakup en çok buna üzülür, üzülür ama Yakup için kızın ailesinin düşüncelerinden ziyade sevdiğinin duyguları çok önemlidir. Bunu öğrenmek için ısrarla ailesini kızın evine gönderir. 

Sevdiğinden beklediği cevabı alır. 

Yakup'tan sonra, Kızın ailesi de olaya sıcak bakar. 

Fakat her yerde rastlanabilecek gibi Kemallı'da da bu durumu kendi mantıkları nasıl duramayanlar sevginin gücünü tanımayanlar çıkar. Hatta zaman zaman kızın ailesine Yakup'a mahal edilen telefonlar bile edilir. Amaç Yakup'la kız ailesinin aralarını gerginleştirmektir. Sonunda başarılar da bunu. 

Elbette başaramadıkları bir şey vardır, gönül ferman dinlemez, Fermanı değiştiremezler ve bir "Mert" gönül alır bohçasını koltuğuna.  

NGazete adına kendisiyle görüştüğümüz Yakup'un şu sözlerini nakletmeye çalışacağız. 

Ben orada “Allah'tan hep şehit olmayı dilemiştim” ama olmadı. 

Gazilik de bir makam yine de binlerce şükür. Bana Gaziliği nasip etti Mevla. 

Şimdi Baran Caddesi'nde bir Sarraf tezgâhın arkasında kalbindeki güzelliğin yüzüne aks ettiği hemen anlaşılan, alçak gönüllü bir delikanlı göreceksiniz. 

Bu hikâyeyi okumayanlar belki de o delikanlının sattığı altınlardan daha değerli bir kalp taşıdığını fark edemeyecek, bizim ve bizim gibi binlerce insanın o protezi bacaklar sayesinde yürüye bildiğimizi huzurla dolaştığımızı bilemeyecek. Yakup'un ve bütün Yakup'ların alnından öpüyorum 

 

Mustafa Kurubacak 

3713 terörle mücadele sırasında 1995 yılında kuzey ırakta yaralanan 1053 nizamname ve TSK sağlık yönetmeliği mağduru yaralısı 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
4 Yorum