Yaşar Can

Yaşar Can

HEM ENFLASYON HEM DE KÜÇÜLME

A+A-

Hükümete yakın çevreler ekonomik durumu güllük gülüstanlık olarak göstermeye gayret ediyorlar ama durum hiç de öyle değil veriler bunun tam tersini söylüyor. Şöyle ki;

2020 yılının ikinci çeyreğinde bir önceki yılın ikinci çeyreğine göre; ekonomik veriler maalesef iç açıcı görünmüyor.

Söz konusu dönemde; GSYİH'da %11,0 oranında azalma olmuştur. (1998 yılından bu yana en sert daralma), %9,9 oranında küçülme, %12,62 oranında enflasyon gerçekleşirken, ihracat %13,7 oranında azalıp 90,0 milyar dolar seviyesinde, ithalat ise %3,9 oranında azalışla 116,6 milyar seviyesinde gerçekleşmiştir.    

Bir ekonomide hem enflasyon hem de küçülme yaşanıyorsa ekonomik tabirle bunun adı slumpflasyon'dur. Bu durum resesyon (durgunluk), stagflasyon (durgunluk içinde enflasyon) dan daha tehlikelidir. Ekonomiyi çöküntüye krize götürür. Ekonomik krizlerin en zoru da budur. Çünkü burada bir yandan enflasyonu düşürmeye uğraşırken bir yandan da ekonominin küçülmesini önce durdurmaya, sonra da büyümeye yönelik bir ekonomi politikası uygulamak gerekmektedir.

Türkiye slumpflasyonamı girdi sorusuna, belirttiğimiz veriler ışığında bir değerlendirme yapacak olursak evet Türkiye slumpflasyon'a girdi.

Türkiye'nin slumpflasyon'a girmesinin sebepleri ise; üreticilerin iflas etmesi, şirketlerin kapanması, yeni yatırımların gerçekleşmemesi ve bunlara bağlı olarak işsizlik rakamlarının yükselmesidir. Bu olumsuzlukta en büyük etkenlerden birinin de koronavirüs olduğu konusunda ekonomistlerin hemfikir oldukları görülmektedir.

Nitekim Uluslararası Para Fonu (İMF)'nin Nisan-2020 ayında yayımladığı Küresel Finansal İstikrar raporunda, koronavirüs'ün etkisiyle Türkiye ekonomisinin 2020 yılında %5 küçüleceğine, işsizlik oranının ise %17,2 oranında yükseleceğine vurgu yapılmıştır.

Peki, ekonominin bu olumsuz durumdan çıkmasının çaresi var mıdır. Evet vardır öncelikle sorunun yaratacağı sonuçlardan ziyade sorunun nedenleri üzerinde durulması gerekmektedir.

-Sorunun en önemli nedenlerinden birisi sanayi üretimindeki girdiler üzerindeki aşırı vergi yükleridir.Bu yükler maliyet artışına sebep olduğundan rekabet gücünün azalmasına ve talebin daralmasına neden olmaktadır. İvedilikle bu yüklerin kaldırılması yada minimize edilmesi gerekmektedir.

-Gerek üreticiye ve gerekse tüketiciye verilen teşviklerin yerindeliği konusunda hassasiyet gösterilmelidir.

-Gelir dağılımındaki adaletsizlik giderilerek iç talep artırılmalıdır.

-Devletin bünyesindeki gereksiz lüks harcamalara, ısraf ve şatafata son verilerek bu kaynaklar yatırıma yöneltilmelidir.

-Tarım ve hayvancılık sektöründe faaliyet gösteren üreticilere, gerekli eğitim ve teknik destek verilerek hem kalite hem de miktar yönünden üretim artışı sağlanmalı, üretime katkısı olmayan gereksiz destekleme faaliyetlerine son verilmelidir.

-Dış piyasayı hedef alan üreticilere maliyetlerini düşürücü teşvik ve katkılarda bulunmak suretiyle kalite ve fiyat açısından dış rekabet gücü kazandırılmalıdır. 

-İhracatçıya büyük destek sağlayan vergi indirim ve iadelerindeki gereksiz bürokratik engeller kaldırılmalıdır.

-Ar-Ge çalışmalarına önem verilerek, ülkemiz teknolojik gelişmeleri takip eden, teknolojiyi satın alan ülke statüsünden çıkarılıp, teknoloji ve katma değer üreten konuma kavuşturulmalıdır.

-Doğal kaynaklarımızdan azami verimin sağlanmasına yönelik yatırımların zaman geçirilmeden realize edilerek, ülke bu konuda dışa bağımlılıktan kurtarılmalıdır.

-Enerji üretiminde doğalgaz yada petrol ürününe dayalı üretim anlayışı yerine, mümkün olduğu ölçüde alternatif olarak akarsu, güneş, rüzgar, jeotermal gibi yerli ve milli imkanlardan istifade eden üretim anlayışı tesis edilmelidir. 

-Köye dönüş projeleri desteklenip, gerçekleştirilmek suretiyle hem atıl iş gücü üretime yöneltilmeli, hem de şehir belediyelerinin hizmet yükü azaltılmalıdır.

-Özellikle yük taşımacılığında daha düşük maliyetli olan demiryolu ve denizyolu taşımacılığına etkinlik kazandırılarak yüksek maliyetli karayolu taşımacılığının taşımacılık hizmetindeki payı azaltılmalıdır. Böylece karayollarındaki yoğunluk da azalmış olacaktır.

-Üç tarafı denizlerle çevrili Türkiye hem içeride hem de uluslararası deniz taşımacılığı konusunda gerekli yatırımları yapmak suretiyle ürün ihracatı yanında dışa yönelik taşıma hizmetini de gerçekleştirmelidir.

Sayılan bu tedbirler alındığı takdirde hem dış borç stoku azalıp dış ticaret dengesi negatif pozisyondan, pozitif pozisyona geçecek ve hem de teknolojik açıdan dışa bağımlılıktan büyük ölçüde kurtulma sağlandığından ülkenin krizlerden etkilenme katsayısı düşecektir.

Yaşadıkları büyük krizlerden ders çıkaran ülkeler, bu krizlerden sonra olumlu gelişmeler de sağlamışlardır. Nitekim 1929 yılında Amerika Birleşik Devletlerinde yaşanan dünyanın en büyük ekonomik krizinden sonra ABD'de, ikinci dünya savaşı sonrasında 1945-1946 yıllarında yaşanan ikinci büyük ekonomik krizden sonra da Avrupa ülkelerinde sanayi hamleleri gerçekleştirilmiştir

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
2 Yorum