Onur Akbaş

Onur Akbaş

FRANSA DÜŞÜMÜN KÂBUSU: MACRON  

A+A-

Ergenliğini doksanlarda klasiklerle karşılayan türünün son örneklerinden biriyim. Çok yakışıklı olmadığımdan ve köylülük ile şehirlilik arasında sıkışmış bir ilçe çıkışlı olmamdan mıdır? Kendimi başka rüyalar görmeye mecbur hissettiğim için midir? Yoksa dâhil olduğum erkek muhabbetleri içinde çok konuşulan konu olduğu için midir? Bilmiyorum. Rüyalarımın çapı biraz daha toplumsala dönüktü. Köyden çıkıp tekrar köye dönüşün hikâyesi olan İ.C. Ökten’in “Ümit Yolcuları” kitabından sonra Hugo’nun “Sefiller”ini tanıdım. İki kitap da üst üste bitirdiğim romanlardır. O yıllarda başka üst üste bitirdiğim roman hatırlamıyorum. Belki de alacak başka kitap için yeterli harçlığım olmadığından belki de çok kitap okuyana bizim muhitin geleneksel töre ve din algısında pek de iyi bakılmadığından. Şimdi üniversitelerimizde de durum çok farklı değil. Bunları da sürekli eleştiririm. Ben Kur’an’ın dini ile geçmişten günümüze algılanan geleneksel rivayet dolu dini arasında tercihimi yaptım. Geç de olsa…
         Sefiller romanındaki Kozet aşık olduğum kızların rol modeli idi. Haliyle benim rol modelim de Mösyö Maryus’tü. Onun gibi siyasal bir devrimci yanım olmadı. Ama vatanseverlik, milliyetçi duygular, demokratlık ve bu uğurda aydınlanma ve aydınlatma aklıma geldiğinde onun idealist yanını hep benimsedim. Hem kitap okumama hem de sosyal bilimlere yönelmeme sebep olan Fransız klasikleridir. Benim için bir Fransız kızın imgesi: beyazlar içinde zambak kokulu beyaz tenli naif bir varlıktı. Fransız kızların gerdanlarının hep kâğıt ve kitap koktuğunu zannederdim. Benim bu algımı yıllar sonra Fransa’ya giden bir arkadaşımın anlattığı manzara bile bozmamıştı. Sen nehri kenarında etrafı açık tuvaletlerde ihtiyacını gideren erkekler ve eteğini sıyırıverip mabadı ile nehre karşı vaziyet alan bayanlar imajından bahsediyorum. Bu bile zarar vermemişti. Yine de zarar vermez. Çünkü bizde öyle açık açık ve belediye teşviki ile olmasa da ayakta fallusunu eline alıp namluyu boşluğa tutan tipleri de bilirim. Tuvaletlerinde musluk olmaması Fransız halkının ve Avrupa’nın yaşam tercihi hürriyetidir. Bu söylediklerim karşısında küfür ve hakaret etmeden hakkımda yapılacak eleştiriler de ifade hürriyetidir. Karikatürümü de yapabilirler. Ama tek bir şartla. Özelimi alaya alan, beni küçük düşüren şeyler olmamak şartı ile. Aslında cumhuriyet ve hürriyet için canını ortaya koymuş Fransızlar benim ne demek istediğimi anlar. Çünkü Fransız devrim tarihi yöneticilerini peşinden sürüklemiş aydın bir halkın devrimidir. Sıkıntı da oradaki yöneticiler ve yarım aydınlardır. Zira Fransa halkı başkasının kutsalına hakaret ile eleştiri arasındaki farkı bilir. O yüzden o halka hala sempatim var. Ama şu cahil ve hırs düşkünü Macron ve onun politikaları çok ucuz. Fransa ile arama kabus gibi giriyor. Hakaret karikatürlerinin propagandacısı ve provokatör öğretmenin teröristlerce öldürülmesini lanetliyorum. Kur’anın dininde vahşice öldürmek ve sebepsiz can almak en büyük günahlardandır. Bunu Macron bilmez ama Fransa halkının entelektüel aklına bırakıyorum. Teröristlere gelince herkes kendisini Müslüman, Hıristiyan ya da Yahudi olarak tanımlayabilir. Bu kişi, bir katil de olabilir, bir sapık da. Bunlardan yola çıkarak bazı dinlerin sapıklığı ya da katilliği önerdiğini savunamayız. Cami bombalayan teröristler de kafa kesen selefiler de kendisini nasıl tanımlarsa tanımlasın hepsi din ve kutsal dışıdır. Bütün Fransız halkının kendileri sağ olsun. Sevgilerimle…       
Not: Yazının İngilizcesi muhatap alınan mecralara gönderilmiştir. 
 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.