Canboray Soykan

Canboray Soykan

DOĞUM SANCISI

A+A-

Çok da işlevsel olmayan bir duruşmadan arta kalanlar hakkında

Maviyle grinin umarsızca saklambaç oynadığı azgın bir denizin çatık kaşlarında yuvarlanıp gidiyormuşuz gibi hissediyorum son zamanlarda. Eminim sizlerden de yaşadığımız son günlerin tasvirini yapmanızı isteselerdi bu tatta dışavurumlar çıkardı ortaya. Kontrol edemediğimiz, kestiremediğimiz ve bizatihi görüp somut bir mücadele veremediğimiz şakası da olmayan bir düşmanı alt etmeye çalışıyoruz. Evlerimize kapanarak, hayatlarımızı askıya alarak, söyleyeceklerimizi yarına ertleyerek, hayallerimizin camdan kalbine sığınarak, sarılacaklarımızı menekşe renkli ve limon dondurmalı yaz akşamlarının hasretine emanet ederek bu düşmanı alt etmeye çalışıyoruz. Sokağa çıkma yasağından nasibimi almamın ardından bana kalan zamanla birlikte kendimi çoktandır dinlemediğimi fark ettim. Odamdaki pencerenin karşısına bağdaş kurup otururken bir süredir laflamadığım kalbime de bir çay ısmarlamayı ihmal etmedim, epeydir müsait zamanı denk getirip iki lafın belini kıramıyorduk zira. Rengi yitmiş saç tellerinin lanetinden girdik, paslanmış aynaların yanıltısından çıktık, bir ara da kırık dönme dolapların güneşine el veren bir denizkızının efsanesinden konuştuk, bilmem ne alakaysa ! Yalan öykülerin yırtık sayfaları sarıp sarmalıyor bazen yasak kılınmış baharların sabah kokusu, öyle değil mi ya doğru olsa; doğrular da böyle kokar mıydı ? Koksa bile doğrular açar mıydı bilinmez galaksilerin saklı kelebek mezarlıklarını ? Açar mıydı o ciğerleri gagalayan dikenlerin yamalı örtüsünü ? Açsa bile ben anlar mıydım tüm bunları, görebilir miydim ? Görebilsem de tırmanır mıydı göğüs kafesimden yukarı doğru kabuğu parıltılı bir salyangoz ? Görebilsem de kaynar mıydı kırmızılı demirlerin boğumlarında buzullaşmış kumlar ? Görebilsem okşar mıydı dumanın eli makyajı çirkin palyaçoyu ? Ama, ama ben her sözü, her lafı anlamam ki ! Bilmem kimi seslerin yankısını, bilsem hiç böyle olur muydu, bilmem olur muydu ? Siz söyleyin, söylerken unutmayın lakin, söylemek dilin işi hiç değil ! Sohbet hararetli, çay da demliydi hasılı ve o da bizim gibi sıkılmıştı, normaldir. Normaldir bazen sıkılmak ve hatırlatırım biraz sancılıdır her doğumun evveli. Diyorum ki belki de dünya da bir doğumun eşiğindedir ve diyorum ki belki de bizler yeni bir düzenin doğum sancısını hep birlikte çekiyoruzdur, olamaz mı ?

Türk siyaseti yeniden şekillenecek

Evet efendim, bana soracak olursanız 2020 senesinde devasa bir köy haline gelmiş bu dünyada yaşanacak değişimlerin doğum sancısını çekiyoruz ve salgın da buna vesile oluyor. Her şeyden önce hepimiz yaşamı değiştiren ve dünyada müthiş değişikliklere sebebiyet veren bir süreci yaşıyoruz. Yaşamı derken dünyadaki ticareti, siyaseti, teknolojik geliştirmeleri, ticareti içine alacak kadar kompleks düşünmeden önce gündelik rutinimize bir bakın ! Yediklerimiz, içtiklerimiz, oturuşumuz, kalkışımız, konuştuklarımız, giydiklerimiz, temizliğe yaklaşımımız ve artık temel alışkanlıklar haline gelmiş rutinlerimiz kökten değişmedi mi ? Kaç kişi bu salgından önce bugün yaşadığımız gibi yaşıyordu bu hayatı ? Açıkça ifade etmeliyim ki ben dünya tarihi yazılırken COVID-19’a ve bu salgın sürecine ayrıca not düşüleceğini, bu dönemde yaşananların seneler boyunca tartışılacağını şimdiden öngörebiliyorum. Sizi temin ederim ki kitaplara, araştırmalara, dizilere, filmlere, popüler kültüre, belgesellere ve hatta efsanelere konu olacak günleri yaşıyoruz hep birlikte. Dengeler, parametreler, kurumlar, sistemler ve olağan işleyişine alışkın olduğumuz tüm dişliler bu salgın sürecinin sonunda masaya yatırılacak. Tüm bu saydıklarım dünya genelinde yaşanırken Türkiye’yi teğet mi geçecek, tabii ki hayır ! Türkiye’yi düşünürsek hızlı kararları almanın en büyük avantajlarından biri olacağı iddia edilen sistemin tüm mekanizmayı tek bir yetkiliye emanet etmesinden kaynaklanan sorunlar neticesinde belediyeler, merkezi hükumete kıyasla 2 kat daha hızlı davranmadı mı insanlara yardım konusunda ? Vatandaşlar sizce bunu görüp yarın hayat normale döndüğünde sorgulamayacaklar mı ? Vatandaşlar kendilerine yardım ulaşması amacıyla başlatılan kampanyalara siyasi ikballerle bloke konulmasını hemencecik unutacak mı ? Vatandaşlar iktidarın böyle bir zamanda bile işi siyasete dönüştürmesini görmezden mi gelecek ? Vatandaşlar iktidarın böyle bir zamanda bile onlara ekonomik yönden refah sağlayamamasını göz ardı mı edecekler ? Vatandaşlar canıyla boğuşurken yangından mal kaçırır gibi yapılan Kanal İstanbul ihalesi rezaletini sineye mi çekecekler ? Vatandaşlar sosyal devlet olmakla, sosyal mesafeli devlet olmayı birbirine karıştıranlara bugünler geçtiğinde neyin ne olduğunu hatırlatmayacaklar mı yani ? Şahsen ben hiç ama hiç öyle düşünmüyorum, bu kez toplumun iktidara kırmızı kart göstereceğini düşünüyorum. Hiç şüphesiz ki Türkiye dünyada gerçekleşecek değişimden etkilenecek ve Türk siyaseti buna paralel olarak yeniden şekillenecek.

Dünya yeniden şekillenecek

Türkiye’den dışarıya uzanırsak da ABD’de Bernie Sanders’a komünist damgası vuranların ücretsiz sağlık hizmetini savunmaya başladığını görüyoruz. ABD’de kolay kolay konuşulmayacaklar konuşuluyor ve ilk defa devletin sağlık hizmetlerini hiçbir koşul aranmaksızın üstlenmesi gerektiğini ilk defa pek çok farklı zümre bir ağızdan dillendiriyor. Bu pek çok ülke için küçük ama kapitalizmin kalbi ABD için büyük bir adım değil de nedir ? Avrupa’ya dönersek, Avrupa’da özellikle 2-3 seçimdir ortaya çıkan tablolarda biz yükselmeye başlayan milliyetçiliği görüyorduk. Bugün milliyetçilik dünyada yükselen bir trendken bu salgının yaşanması, bu salgının yaşanırken uluslararası bazı örgütlerin örneğin Avrupa Birliği gibi devasa örgütlerin ortak bir tavır alamaması sizce önemli siyasi tartışmaları beraberinde getirmeyecek mi ? Bugün Avrupa ülkelerinde vatandaşların gidip ülkelerindeki Avrupa Birliği bayraklarını yakması bize salgın sonrası dünyaya dair ipuçları vermiyor mu ? Nigel Farage’a dönüp de ‘’Sen haklıymışsın, bu AB bizi hakikaten baltalıyormuş.’’ demeye başlayacak Britanyalılar olmayacak mı ? Almanya’da Alice Weidel’e dönüp de ‘’Yav biz sana faşist dedik, neo-nazi dedik ama sen haklıymışsın hakikaten Almanya Almanlar içinmiş.’’ demeye kalkanlar olmayacak mı ? Geert Wilders’e dönüp de ‘’Sana ırkçı dedik ama haklıymışsın, korumacı olmak gerekiyormuş !’’ diyenler olmayacak mı ? Bana sorarsanız tüm bu sıraladıklarım pek ala olacak hatta olmaya başladı bile. Bu tartışmalar bir ileri safhaya geçerse ve bu safhada ulus devletlerinin kendi içine kapanması konuşulmayacak mı ? Uluslararası örgütlerin geçerliliği tartışmalara konu olmayacak mı ? Bireylerin siyasi tercihlerindeki trendlerinde değişim olmayacak mı  ? Bunların hepsi olacak hatta belki de dünyada yepyeni bir çağın başlangıcına dahi tanıklık edeceğiz. İşte tüm bunlar bize gösteriyor ki bu salgın, bu virüs dünyada yeni bir düzenin kurulmasına sebebiyet veren olaylar zincirinde başı çeken nokta olabilir. Olaya bu perspektiften yaklaştığımızda, dünya açısından bu yaşananları bir virüs salgınıyla sınırlandırmak basiretsizlik olur. Bildiklerimizi yanışlayan; yanlış bildiklerimizi doğulayan ve bu sayede insanoğlunun belki de en büyük kusurlarından biri olan dogmatikleri değiştirmeyi mecbur kılan günleri yaşıyoruz. Ve ben işte bugünleri bir doğumun öncelerine benzetiyorum istemsizce.

Nasıl ki kadınlar doğum yaparken vücutlarındaki tüm kaslar kasılıp acı veriyorsa onlara, şimdi dünyanın taş küresi kasılıyor ve su küresi davul gibi gerilip bize acı veriyor. Belli ki uzak olmayan evvelindeyiz bir doğumun ve çekiyoruz şu sıralarda kaçınılmaz sancısını.

Tüm kadınlar, tüm erkekler, tüm çocuklar, tüm insanlar, tüm dünya ve hep birlikte…

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.