Alp Kırıkkanat

Alp Kırıkkanat

Yazar

Doğu Akdeniz Opereti

A+A-

Doğu Akdeniz’le ilgili yazdığım son yazıdan itibaren yaklaşık 1 hafta geçti. Gelişmeler, yine bütün hızıyla devam ediyor. Yunanistan’ın, şimdilik kuru gürültü haricinde, Batı’dan tam olarak istediği desteği alabildiğini söyleyemeyiz. AB’den Türkiye’ye bir yaptırım kararını çıkartamadılar. Açmaz içerisindeler. Bir yandan ABD’nin Dedeağaç’taki askeri konuşlanma faaliyetleri sürerken, diğer yandan aynı ABD; Yunanlı armatörlere ait yabancı bayraklı Venezuela’ya giden dört adet tankerdeki petrole, İran’a ait olduğu gerekçesiyle, el koydu. Bir kısım Yunan medyasında, Batı’ya ve özellikle ABD’ye olan güvensizliği belirten yazılar tekrar çıkmaya başladı. Çıkan yorumlarda ABD’nin önceliğinin, Doğu Akdeniz’de başta Chevron olmak üzere Amerikan enerji şirketlerine daha fazla alan açmak olduğu belirtiliyor. Bu yorumların hemen öncesinde, geçen hafta yazdığım ‘‘Doğu Akdeniz’deki Durum’’ başlıklı yazımda Chevron ve benzeri şirketlerin meseledeki konumlarını izah etmiştim. Hiç olmazsa ortak bir noktada buluşmuş olduk.  

Bununla birlikte ilgimi çeken bir başka hususu sizinle paylaşmak istiyorum. Televizyonlarda Doğu Akdeniz’i konu eden tartışma programlarında, bazı değerli katılımcılar tarafından çok sık kullanılan bir ifade var: ‘‘Yunanistan’ın maksimalist politikası’’. Bugünden geçmişe bakıldığında; Ege’de elde ettiği sonuçlar itibarıyla bu söylem doğru olabilir. Ancak Doğu Akdeniz’deki gerçek maksimalist politikanın ABD tarafından yürütüldüğünü, saikleri farklı olsa da ona yakın durumda Rusya’nın olduğunu ve Fransa gibi bir kısım ülkelerin de böyle bir politikayı denemeye çalıştığını düşünüyorum. 

Bu kapsamda Yunanistan’ın bu bölgede maksimalist bir politika yürütmesi çok güç görünüyor. Bunu, onları küçümseme adına söylemiyorum. Kendi gücüyle zaten mümkün değil. Arkalarına almak istedikleri güçler arasında da yorum farklılıkları gözüküyor. Aralarında bir harmoni olduğunu düşünmüyorum. Ortalık toz duman… Netice itibarıyla Yunanistan’ın çıkarmaya çalıştığı ses kuru bir gürültü olarak kalıyor ve o da bir türlü sonuç vermiyor. Peki, neden?

Yunanistan’ın yapmak istediği şey, 18.yüzyıl Avrupa Barok döneminin operasında görülen usullere çok benziyor. Eserdeki konuyu anlatan resitatif denilen konuşmalı yalın ezgileri ve gelişen olaylar esnasındaki ruh hallerini yansıtan aryadaki melodileri, Yunan tarafı aslında güzel beceriyor. Duydukları üzüntü ve acıyı yansıtmak için seçtikleri tonalite, ilk anlarda işe yarıyor. Ancak geriye kalan süit ve senfonilerin başındaki uvertür ile koro bölümleri, bir türlü istedikleri gibi olmuyor. Korodaki diğer aktörler, bir şekilde Yunan aryasıyla ayrışma gösteriyor. Bir bütünlük yaratılamıyor ve çıkan ses gürültüden öteye geçemiyor.

Arya ile koro ayrışmasına benzettiğim Doğu Akdeniz’deki cari durumu, Yunanistan eski Savunma Bakanı Evangelos Apostolakis şöyle özetliyor: ‘‘… Gördüğünüz gibi bu durum Amerikalıları rahatsız etmiyor hatta Fransızlar bile eskisi gibi sert konuşmuyor. Elbette bu terkedilmenin sorumlusu biziz ve buna rağmen Avrupa çeşitli yollardan Türkiye’yi sakinleştirmeye çalışıyor…’’ 

Yani koronun, aryada ifade edilen Yunan şikayetlerinden farklı bir tonda ses çıkardığı anlaşılıyor. Bu da Yunan tarafının beklediği uyumu bozuyor.

Apostolakis’in ‘‘…bu terkedilmenin sorumlusu biziz…’’ demesini ise; Türkiye’yle aralarındaki sorunları Ege dışına taşırmalarının bir tezahürü olarak düşünüyorum. Alan büyüdükçe, diğer aktörlerin hesapları da değişebiliyor. Yardım bekledikleri çevrelerin başka sorunları da konuya eklemlenebiliyor. Bu, münhasır ekonomik bölge anlaşması yaptığı Mısır için de geçerli. 

Diğer yandan eskisi gibi sert konuşmadıklarını söylediği Fransızların; özellikle Beyrut patlaması sonrasındaki Lübnan’daki her hareketi, İsrail istihbaratı tarafından adım adım izleniyor. İsrail, Fransa’nın Hizbullah’a olan desteğinden çok rahatsız. İsrail açık kaynaklarında, bu anlamda son derece manidar sayılabilecek yazılar yer almaya başladı. Yapılan bazı yorumlarda ise Fransız Cumhurbaşkanı Macron’un ateşle oynadığı ve bu ateşin kendisini yakacağı yönünde ileri giden tehditkâr ifadeleri görebilirsiniz. 

Lübnan’a insani yardım taşıdığı belirtilen Fransız Mistral sınıfı amfibi hücum gemisi FS Tonnerre (L 9014) ile La Fayette sınıflarının ilki olan FS La Fayette (F 710) fırkateyninin bölgede olması ve Yunan unsurlarıyla eğitim yapmaları; Fransa’nın bölgede Türkiye’ye karşı askeri varlığını artırdığı şeklinde lanse edilmişti. Belli ki bunların yanı sıra, iki adet Rafale uçağının Güney Kıbrıs’a inmeleri bile Yunan kamuoyunun önemli bir bölümünü tatmin etmiyor. 

Nasıl etsin ki? Mısır, GKRY ve İsrail’le kurdukları birlikte şüphe ve endişeye mahal verecek sıkıntılar oluşabilir. İsrail’in şimdilik diş bilemeye başladığı Fransa’ya, Eastmed projesinde birlikte olduğu GKRY tarafından Mari’de deniz üssü tahsis ediliyor. O başka bu başka diyenler olabilir. Ancak Fransa destekli Hizbullah; daha şimdiden Hayfa limanı hakkında, Beyrut limanından çok daha fazla bilgiye sahibiz demeye başladı. 

Diğer yandan İsrail, Orta Doğu’da bazı Arap ülkeleriyle politik tahkimatlar peşinde koşuyor. Bunun ABD ile yürüttükleri ortak bir proje olduğunu düşünebiliriz. Fransa’nın üzerine titrediği Lübnan’ı da buna zorlayacaklardır diye tahmin ediyorum. Fransız analizciler, Doğu Akdeniz’de ABD’ye güvenilemeyeceğini ifade etmeye başladılar. Diğer bir endişeleri ise, Libya. Burada, dönem başkanlığını Almanya’nın yaptığı AB ile Türkiye ve Rusya arasında üçlü bir mekanizmanın kurulmasından çekiniyorlar.

Bununla birlikte, Fransa ve Yunanistan’ın farklı olaylar karşısında uluslararası kurumlardan ülkemize karşı ortak bir tavır ve yaptırım kararı aldıramamaları da oldukça ilginç. Bu, bütün bir Batı’nın topyekûn karşımızda olmadığı anlamından ziyade; herkesin işine geldiği gibi davrandığını gösteriyor.  Her iki ülkede de birbirinden bağımsız yapılan kritiklerde, ABD’nin birçok alanda Türkiye ile beraber olduğuna dair iddialı yorumlar mevcut. Bir kısım konularda bunun emareleri olsa da açıkçası bu yoruma temkinli yaklaşıyorum.

Görüldüğü gibi her şey bir anda değişebilir. Bu kapsamda, Suriye, Mısır ve İsrail’le olan diplomatik ilişkilerimizi yeniden değerlendirmenin faydalı olacağını düşünüyorum. Bu konuda elimizi çabuk tutmamız bizim lehimize olacaktır. İsrail bile kavgalı olduğu Arap dünyasıyla yakın temas peşinde. İdlib ve Libya’da bizi sıkıştırmaya başlayabilirler. Bu bölgelerde kimse kimseye güvenmiyor. Düğüm karışık ve çözülmesi uzun zaman alacak.

Bir de bu bölgeden çekilip, Ege’deki sorunlarımıza ağırlık verelim şeklinde bir kısım değerli görüşler de mevcut. Yunanistan’ın Doğu Akdeniz’deki konsantrasyonumuzu bozmak için Ege’de yaptığı/yapabileceği oyunları görmemezlikten gelemeyiz. Ancak, öncelik ve tercih sırasının Doğu Akdeniz’de olmasının bizim açımızdan daha faydalı olacağını düşünüyorum. Ege’nin dışına çıktıklarında, ortaklarıyla ayrışmaları derinleşebiliyor. Libya’daki faaliyetlerimiz sürat kazanınca, işgal ettiği 18 adadan fotoğraf gönderiyordu. Bunu bilinçli yaptılar. Bunların da zaman içerisinde sırasının geleceğini düşünüyorum. 

Bir kaza bela yaşamadan, bir an evvel barışın ve huzurun hüküm sürdüğü ancak hak ve menfaatlerimizi koruduğumuz bir normale dönmemizi umuyorum. Aryasını Yunanın yapmaya çalıştığı şimdilik bozuk ve akor tutmayan Doğu Akdeniz operetini, Türk marşına çevirebilmemiz için öncelikle diplomatik fırsatları kullanmamız gerekiyor. 


Kaynaklar:

  1. ‘‘Greek shipowners forced to hand over Iranian fuel to USA’’, Greek City Times, 15 Ağustos 2020, https://greekcitytimes.com/2020/08/15/greek-shipowners-forced-to-hand-over-iranian-fuel-to-usa/  (16 Ağustos 2020)
  2. Fritzalas, Ioannis S., ‘‘Is the United States a reliable ally of Greece?’’, Greek City Times, 14 Ağustos 2020, https://greekcitytimes.com/2020/08/15/is-the-united-states-a-reliable-ally-of-greece/  (16 Ağustos 2020)
  3. Büke, Aydın, Sanatçı, ‘‘Mozart Bir Yaşam Öyküsü’’, sayfa 84, Can Sanat Yayınları, 3.Baskı, 2012, İstanbul.
  4. Apostolakis, Evangelos, ‘‘Müttefiklerimiz Tarafından Terk Edildik’’, Youtube, 12 Ağustos 2020, https://www.youtube.com/watch?v=cc0XViE8tTM  (16 Ağustos 2020)
  5. Waxelbaum, Judah, ‘‘France’s strategy for the Middle East lacks direction and clarity’’, The Jerusalem Post, 12 Ağustos 2020, https://www.jpost.com/opinion/frances-strategy-for-the-middle-east-lacks-direction-and-clarity-638380  (17 Ağustos 2020)
  6. Vavasseur, Xavier, ‘‘France to Increase Military Presence in Eastern Mediterranean’’, Naval News, 13 Ağustos 2020, https://www.navalnews.com/naval-news/2020/08/france-to-increase-military-presence-in-eastern-mediterranean/  (17 Ağustos 2020)
  7. ‘‘Nasrallah: We know more about Haifa Port than Beirut Port’’, The Jerusalem Post, 09 Ağustos 2020, https://www.jpost.com/middle-east/nasrallah-says-hezbollah-has-nothing-near-beirut-port-637852  (18 Ağustos 2020)
  8. Juillet, Alain, ‘‘Fransız İstihbaratçı Alain Juillet Türkiye'nin Hedeflerini Anlatıyor’’, Youtube, 13 Ağustos 2020, https://www.youtube.com/watch?v=irYmQo6nXzc  (18 Ağustos 2020)
  9. Frantzman, Seth J., ‘‘Five countries that could be next to make peace with Israel’’,  The Jerusalem Post, 16 Ağustos 2020, https://www.jpost.com/arab-israeli-conflict/five-countries-that-could-be-next-to-make-peace-with-israel-638821  (18 Ağustos 2020)
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.