Kerime Yıldız

Kerime Yıldız

DERGÂH’DA NELER OLUYOR? / SESSİZ İSYAN

A+A-

11 Eylül’de ilginç bir tartışmaya şâhit olduk.
Star yazarı Sibel Eraslan’ın, “Dergâh siyâsî anlamda Anadolucu çizgisiyle ve Demirel siyâsetine verdiği destekle önemli bir kulvar. Cumhur İttifakın liderleri ise Demirel siyâsetine ve Demirelci sağcılığa olumlu vurgu yapan liderler değil” yorumuna, ömrünü Hareket ve Dergâh dergilerine adayan Ezel Erverdi’den cevap geldi. Demirel’e destek oldukları iftirâsını reddeden Erverdi, Sibel Eraslan’ın özür dilemesini istedi. Açıklamasında şöyle bir ifâde de vardı:
“Sibel Hanımla uzun yıllar önce tanıştık. Ali Ayçil ile Dergâh yayınlarına gelirdi. Eşimle özel hayatına dair ‘dertleri’ni paylaştı. Hikâyelerini derleyerek iki kitap hâlinde yayınladık.” 
Sibel Eraslan, sosyal medya hesâbında, altında Ezel Erverdi’nin adı olduğu hâlde bu ifâdeler için Dergâh’ın genel yayın yönetmeni Ali Ayçil’i kınadı. Dergâh’ın kendisine verdiği cevâbın Müslüman bir hanımın izzetiyle oynamak olduğunu söyleyerek mertliğe dâvet etti. Şahsına yöneltilen ağır saldırı sebebiyle hasta olduğunu; fikire fikirle cevap verilmesi, Müslümanların birbirlerinin elinden, belinden, dilinden emin olması gerektiğini; ilk fikir ayrılığında mahremiyet üzerinden vurmanın doğru olmadığını vurguladı. 
Yâni Dergâh yayınlarının özür beklediği ifâde, Sibel Eraslan için fikir ayrılığıydı. 
Sibel Hanım’ın izzeti, Mahmut Bıyıklı’nın twitinde ise “iffet” oldu:
“İffetli bir hanımefendinin özel hayatını bildiriye sıkıştırmak şık olmamıştır.”
Açıkçası bir hanımın özel hayâtına dâir dertlerini paylaştığını hatırlatmanın niye o hanımın izzet ve iffet meselesi olduğunu anlayamadım. Üstelik ortada, o izzetli hanımın başlattığı asılsız bir isnat varken. İzzetli bir hanımın, hasta olmak yerine neden böyle bir isnatta bulunduğunun delillerini ortaya koyması gerekmez miydi?
Ayrıca, “Ezel Erverdi’nin ifâdesinin benimle bir alâkası yok” diye sosyal medya hesâbında açıklama yapan Ali Ayçil’den özür dilemesi de gerekmez miydi?
Ortalık karışınca Ezel Erverdi ve Dergâh yayınları, yanlış anlaşılmalar sebebiyle okuyucularından özür diledi. Konu, böylece kapandı. İki taraf da birbirinden özür dilemedi. 
Konu kapandı ama ben, kısa devre yaptım. Bu kadar basit olamazdı. Neler oluyordu? Niye Ezel Erverdi, bir yazarın dertleşmesini tırnak içinde yazarak hatırlatıyor; dertleşen de bu hatırlatma sebebiyle hasta oluyordu?
Tırnak içindeki ifâdenin beni nerelere götürdüğü, bende kalsın. Meselenin fikrî boyutuna bakalım.
Dergâh’ın, Demirel çizgisinde “yerli ve millî” olduğunu söyleyen Sibel Eraslan, aynı Dergâh hakkında 2011’de şöyle yazdı:
“Ezel Erverdi, Tıp eğitimi aldığı hâlde, fikriyatına gönül verdiği Nurettin Topçu’nun yakınındaki gençlik halkasını, 1966 yılından itibaren “HAREKET”, 1976 yılından sonraysa “DERGAH” yayımcılık eforuyla bugüne kadar taşımıştır. 1990’dan itibaren çıkan Dergah Edebiyat Dergisi ise bizlerin halen mektebidir. Bu süreçte, iki anayasa, üç darbe ve iki muhtıra yaşamış Türkiye’mizin tüm sert ve kahırlı dönemeçlerini sabırla göğüsleyerek gelmiş bu düşünsel birikime, sadece yayımcılık gözüyle bakılamaz... Hareket; Bu Ülke’ye yerli ve milli düşünce kadrosu yetiştirdiği kadar, yerelden evrensele yükselecek sözün, tahayyül gücünün ve sanatta devamlılığın da temsilcisi olmuştur.” (4 Mayıs 2011-Star)
Sibel Hanım’ın yazısı şöyle bitiyordu: 
“Bir soru soralım, ayağa kalkalım, özgürlük için bir şiir okuyalım, göğe bakalım, vicdanlara değelim, hayrete düşelim, merak edelim, paylaşalım, pes etmeyelim, vazgeçmeyelim... Haydi biraz hareket!”
9 yılda ne oldu da Sibel Eraslan, bu kadar övdüğü Dergâh’ı Demirel çizgisine kaydırdı? 
Cevâbı, Mustafa Özel’in Dergâh hakkında yazdığı şu ifâdelerde buldum:
“Türkiye’nin belki tek âsî yayın organıdır Dergâh. Mütebessim ve mütevekkil durduğu için çoğu kimse, isyan defterinde adını görmez onun. Hakîki isyânın tebessüm ve tevekkülle merfû olduğunu bilenlerse mütevekkil gülümserler sâdece.”  
Belki de esas sebep buydu. Yâni Dergâh’ın mütevekkil ve mütebessim isyânı. İktidara isyan etmemek ama yana da olmamak. İzinden gittikleri Nureddin Topçu da böyle değil miydi?
Ezel Erverdi, öyle sıradan bir cümle sarf etmedi. Kadın kadına yapılan sohbetle de tehdit etmedi. “Pür âteşim açtırma sakın ağzımı zinhar” derken, “Bize ilişmeyin! Hareket ahlâkı bizim, Büyük Doğu ahlâkı sizin olsun!” der gibiydi veya bana öyle geldi. 
Ne hâle geldik böyle? Birbirimizin dilinden, birbirimizin şerrinden neredeyse subliminal mesaj denecek hatırlatmalarla emin olabiliyoruz. 
Sonuç olarak hangi taraf kazandı? Elbette, Dergâh!
Yalnız bu sefer, tebessüm ettiğini zannetmiyorum. Nicedir biz de etmiyoruz!

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum