1. YAZARLAR

  2. Nuray Başaran

  3. ÇUKURAMBAR BORSASI: YAZILIM, BİLİŞİM VE TEKNOLOJİLERİ (1)
Nuray Başaran

Nuray Başaran

Yazarın Tüm Yazıları >

ÇUKURAMBAR BORSASI: YAZILIM, BİLİŞİM VE TEKNOLOJİLERİ (1)

A+A-

NURAY BAŞARAN

Bir süre mola verdiğimiz Çukurambar Borsası’nda,  bakanlıklar ve kurumlar ile -alanlara göre-  detaylara girmenin zamanı geldi. 

Kuşkusuz bu alanların en önemlisi , en tartışılır ve en kazançlı alanı; yazılım, bilişim ve teknoloji….

Zira bu alanlar, daha yeni ve yenilikçi alanlar. Ve elbette dünyadaki hıza yetişmek için de son dönemde herkesin çok önemli gördüğü sahalar.

Bu nedenle olsa gerek ki, bu yüzyılın gelişimine ayak uydurmak üzere devlet,  resmi kurumlara bu alanlarda çok büyük bütçeler ayırdı. Doğru da yaptı. 

Vatandaşa daha iyi hizmet noktasından hareketle ayrılan bu bütçelerin amacı; bilişimde yeniliklere ayak uydurmak ve daha iyi hizmet elbette. 

Öyle ya,  teknolojide  bugünkü yenilik yarın eski oluyor. Hıza yetişmek ne mümkün?. Durum böyle olunca da,  bu alımlar elbette özel sektörden hızlı yapılarak gerçekleşebiliyor.

Bunda elbette şaşıracak bir durum yok.  Özel sektör bu alanda daha hızlı çalışmalar yapıyor.  Alımlar da oradan olacak…

Ancak ne var ki,  bu alanlar ile ilgili alım ve ihalelerde geçmiş örnek ve  eski hikayeler olmadığından,  belirli bir standart ve kurallar da yok.  Durum da burada sıkıntıya giriyor.

Bir proje de geliştirilmediğinden, ortada devlet kurumlarında tanımlanmış bütçe ve bütçe kalemleri dışında hiç bir şey yok. Sorun tam da burada başlıyor.

Bu aşamada karşımıza; -kurumlar bu bütçeyi ve ihtiyaçları projelendirip alım yapma noktasına gitmeleri gerekirken ve bunu yapmadıklarından -  ortaya bütçeye ve ihtiyaçlara uygun- projeye gerek duymadan geliştirilen- bir dizi garip ihaleler ve alım zincirleri çıkıyor.

Sizin anlayacağınız,  önce kurumlara devletin teknolojik gelişimi için ayrılan bütçesine bakılıyor, sonra, ‘ bu bütçeyi nasıl ve nelere harcarız?’ ın cevabı aranıyor.  Zira her devlet dairesinde olduğu gibi, ‘aman yıl sonuna kadar bu bütçeyi kullanalım. Yanmasın. İade olmasın. Halihazırda bütçeden ayrılmış harcama kalemimiz heba olmasın’ geleneği devreye giriyor. 

Durum böyle olunca da;  tam da Çukurambar Borsası’nın şartları oluşuveriyor. Ve bürokrasi ile Çukurambar simsarları bir araya gelip, ‘Burada şöyle bir bütçe var. İstenen kalemler bunlar. Hangi alanlar? Hadi bu alanların yazılımları lazım. Bunları bulalım. Ya da hazırlatalım ’ arayışıyla işe başlanıyor.  

Ve….Her bir kalem için yazılımlar hazırlanıp  çok çalışılıyor(!)... 

Talepler belirleniyor. Gerekli çalışmalar yapılıyor(!). Ortaya ihtiyaca binaen ürünler çıkıveriyor. Ürünlerin hepsi yeni ve teknoloji kokarken(!) Sıra ihale süreçlerine geliyor. 

Burada geçmiş örnekler olmadığından her şey çok daha kolay oluyor….Her bir ihalenin kendine özgü şartnamesi hazırlanıyor. Çünkü bu ihalelerin temeli teknoloji olunca ve teknoloji de sürekli değiştiği için,  bu konunun standardını oluşturup tek bir şartnameye bağlamak işin içeriği gereği mümkün değil. Bu nedenle de,  en büyük istismarlar da bu sayede oluşuyor. 

Zira bu konuda devletin bir çok biriminde,- bu anlamda zaten bilirkişi olabilecek kişiler de olmadığından- haliyle denetleme mekanizması da yok gibi bir şey. Durum böyle olunca da,  genellikle önce ‘yazılım’ yapılıyor. Sonra ‘adrese teslim ’şartnameler oluşturulup ihaleye çıkılıyor. Ve kazanması istenen ya da kazandırılmak istenen herkes sonuçları itibarıyla mutlu mesut edilebiliyor. 

Konu teknoloji olduğundan da,  başka firmaların sonuçlara itiraz etme olasılığı da yok. Buradaki istismar ve yolsuzlukları hemen anlayıp müdahale etme imkanı da zayıf. Durum böyle olunca ve bu ihaleler,  belirli gruplar tarafından organize edildiğinden,  kamunun zararı ve bu tür usulsüzlükler,  ya çok geç ortaya çıkıyor, ya da iş işten geçtikten sonra anlaşılabiliyor… Kasırgalar kopuyor ama kimse farkında değil!

Oysa, bilişim projeleri de aslında inşaat projeleri gibi analiz ve tasarım ve proje çalışması gerektiriyor. Ama bunların hiç birisi yapılmıyor. Kamusal kaynaklar böylece hem verimsiz hem de hedefe ulaşmıyor. Net bir çözüm olmadığı için,  şartnameden itibaren firmaların lobi faaliyetleri için Çukurambar’a inmeleri olmazsa olmazları haline geliyor.  

Ortada jenerik bir proje olmadığı için de şirketler ellerine çantalarını alıp, ‘ben size şu cihazı ve yazılım satayım’ derken,  kurumun en gizli bilgilerini de alabiliyor. 

Örneğin bir kuruma yapılan, ‘ ‘Avuç içi okuma’ yazılımı için verilen bilgiler nelerdir? ‘ ve ‘bu bilgiler nasıl nereye verilmiştir?’ sorusunu bir kendinize sorun derim.

Sonuçta projesiz yapılan ihalelerde anahtar tesliminde başarı da ölçülemiyor. Zira kurumların taleplerini de özel şirketler yönetiyor. Ayrıca tedarik aşamasındaki yüksek yazılım ve veri tabanları için yüzde 50’lere varan indirimler de alınamıyor çoğu kez bu nedenle. Milli Eğitim Bakanlığı bu örneklerle dolu.

Tam da bu aşamada karşımıza ‘Bilişim müteahhitleri’ çıkıyor.  Tedarikçi ve kurumlar arasında kalan firmalar yani. Bunların sınırsız iş yükü var aslında. Çukurambar  ile aracılar arasında ‘tost’ olan bilişim müteahhidlerinin bir çoğu bugün iflasın eşiğinde…İşleri yapan ancak ‘malı ‘ aracıların aldığı düzende zorlananlar.  Meteksan, Servus gibi firmalar bu nedenle iflas etmiş durumdalar. 

Çukurambar tarafında,  yeni yetme gençlere kurdurulan aracı şirketler ise, ‘Ben kuvvetliyim’  deyip Havelsan gibi dev firmalara iş bile bağlıyorlar. 

Peki niye böyle bir şeye ihtiyacı var?  Çünkü,  hiçbir referansı olmayan firma dünyanın hiçbir yerinde iş alamaz ve  yapamaz da ondan. Ve dünyanın tüm gelişmiş ülkelerinde ,’Veri tabanlarına giriyorsanız eğer,  mutlaka güvenlik sertifikanızın’ olma mecburiyeti   var.  Ayrıca kamu kurumlarına iş yapıyorsanız oralarda akrabalarınızın olmama şartı var. Etik gereği….

Durum böyle olunca;  aseti olmayan,  yazılım varlığı olmayan şirketler işleri alıyor. Hiçbir çalışanı olmayan şirketler.. yanında yüzlerce yazılımcı çalıştıran şirketler de bir anda - bunların olabilirlerse taşeronu durumuna düşüp-  iflasın eşiğine gelebiliyor.

Buradan hareketle;  son yıllarda yazılım ve bilişim alanında hizmet alınmış firmaların internetten bilançolarına, sahiplerinin kimlerin olduğuna, sahiplerinin kaç yaşında olduğuna ve daha önceki yaptıkları bu alandaki çalışmalara bakmak konuları aydınlatmaya yeterli olacaktır. 

Yarın ‘Milli’ başlıklı yazılımlar,  milli olabildi mi? Ve milyonlar harcanan hangi yazılımlar neden kullanılmıyor? Sorularına cevap arayacağız.
 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.