CEYHUN ATUF KANSU 100 YAŞINDA

NURAY BAŞARAN

"Bana çiçek getirin, dünyanın bütün
çiçeklerini buraya getirin! "

Köy öğretmeni Şefik Sınığ'ın son sözleri.

Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum
Bütün çiçekleri getirin buraya,
Öğrencilerimi getirin, getirin buraya,
Kaya diplerinde açmış çiğdemlere benzer
Bütün köy çocuklarını getirin buraya,
Son bir ders vereceğim onlara,
Son şarkımı söyleyeceğim,
Getirin getirin...ve sonra öleceğim.

Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum,
Kır ve dağ çiçeklerini istiyorum,
Kaderleri bana benzeyen,
Yalnızlıkta açarlar, kimse bilmez onları,
Geniş ovalarda kaybolur kokuları...
Yurdumun sevgili ve adsız çiçekleri,
Hepinizi hepinizi istiyorum, gelin görün beni,
Toprağı nasıl örterseniz öylece örtün beni.’
 

Öğrencilik yıllarımda en çok sevdiğim şiirlerden biriydi, DÜNYANIN BÜTÜN ÇİÇEKLERİ….
 

O nasıl bir içinde hissetme, nasıl bir anlatım, nasıl sıcak, sahici… ve nasıl bir hissettirme…diye düşünürdüm ve imrenirdim hep. O yıllarda ben de aynı hissettirme peşinde koşup şiirler yazardım.
 

Ve yıllar sonra ,(birkaç gün önce )bizlere bunu hissettiren Ceyhun Atuf Kansu’nun 100. Doğun yılı kutlamalarındaydım.

Öncelikle bu törene katılmama sebep olan Prof. Dr. Anıl Çeçen hocam ve eşi Pervin Çeçen’e teşekkür ederim. 

whatsapp-image-2019-03-31-at-10.26.12.jpeg

Bir süredir resim sergilerine ve böyle anma günlerine gidememiştim. 

Oysa mesleğimin –gazeteciliğimin- başlangıç sebebi, bu tür etkinlikleri yakından izlememdi. Zira 9 Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi birinci sınıf öğrencisiyken resim, müzik, tiyatro eleştirileri yazarak başlamıştım gazeteciliğe…O günden sayarsak 30 küsur yıl geçmiş…
 

Çağdaş Sanatlar Merkezi Osman Hamdi Bey Salonu’nda açılan ‘Bağımsızlık Gülü-Ceyhun Atuf Kansu 100 Yaşında’ isimli sergi, yurt içi ile dışından 38 sanatçının katılımıyla oluşturulmuş. Sergide Kansu’nun kişisel eşyalarının da sergilenmesi sergiye ayrı bir anlam kazandırmış.

Kansu’nun başta oğlu Işık Kansu ve ailesi olmak üzere orada Cumhuriyet birikimini taşıyanların varlığını görüp hissedip, rahatlıyorsunuz… 
 

Ama sonra , ‘neden gençler bu kadar az?’ demeden kendinizi alamıyorsunuz. Değişik duygular yaşıyor ve sonra tam da, ‘gençler artık farklı mecralarda. Sanal alanlarda’ diye düşünürken; Kansu’yu anma etkinlikleri arasında yer alan şiirlerinin bestelenmesine ilişkin düzenlenen yarışma bölümünde,  o besteleri yapanları (ki bir tanesi henüz 15 yaşında olan) gençleri görünce gönlünüz rahatlıyor. Ve , ‘evet onlar emaneti almaya hazır’ diyorsunuz.

9 Nisan tarihine kadar açık kalacak olan serginin küratörü Dilek Karaaziz Şener, “Ceyhun Atuf Kansu ismini anımsattık ve gençlere hatırlattık. Bir bakıma zamanın arkeolojisini yaptık. Onun sadece şiirleri değil bir baba olarak, bir çocuk doktoru, bir bilim insanı olarak değerini, her anlamda bıraktıklarıyla tekrardan yaşatmak, anılarda canlandırmak ve gençlere Ceyhun Atuf Kansu anısı oluşturmak için böyle bir sergi yaptık. 38 tane sanatçı ve yaklaşık 40’a yakın eser bulunuyor” diyor.

Değişik duygularla ayrılıyorsunuz sergiden ve anma töreninden… Zira Kansu’nun doğumu aynı zamanda Cumhuriyet ile aynı. Cumhuriyetimizin de 100.yılı bu yıl 19 Mayıs’ta başlıyor.

Siyasetin gri rengi ve vahşi mücadelesini yaşadığınız ya da tanıklık ettiğiniz Ankara’da, böyle daha çok nefes alanlarının olması gerektiğini bir kez daha anlıyorsunuz.

Bugün de günlerdir süren bir yarışın belirlenme günü. Hepimiz sandığa gidip oyumuzu kullanıp tercihimizi yapacağız. Ve bizi 5 yıl yönetecek yerel yöneticilerimizi seçeceğiz.  Tam da bu noktada, ‘ tercihlerimizi yaparken insan olmanın , ulus olmanın sebepleri üzerinden ne kadar yapabiliyoruz?’ diye düşünme zamanı diyorum…

Ve sözü, (aynı zamanda doktor olmasının da etkisi var mıdır bilemem ama)  Cumhuriyet’i iliklerimize kadar bize hissettiren Şair Ceyhun Atuf Kansu’ya bırakıyorum tekrar.

KIZAMUK AĞIDI

Ben,gamlı,donuk kış güneşi,
Çıplak dallarda,sessiz dinleniyordum.
Köyleri,yolları,dağı taşı
Isıtıyor,avutuyordum.

Bir köy gördüm ta uzaktan,
Dağlar ardında kalmış,bilmezsiniz,
Kar örtmüş,göremezsiniz karanlıktan,
Yanlızlıkta üşür üşür de çaresiz,

Ben gördüm bu köyü,damlarının altında,
Çocukları kızamuk döküyor,
Gözleri, göğüsleri, yüzleri, ah bırakılmış tarla,
Gelincikler arasından öyle masum bakıyor.

Habersiz hepsi, kızamuktan ve ölümden,
Kirli yüzlerinde açar ölümden habersiz,
Ve, düşmüş bir gül oluyorlar birden,
Bebekler ölüyor, ölümden habersiz.
 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.