Cüneyt Şaşmaz

Cüneyt Şaşmaz

Yazar

ÇEK’e HAPİS CEZASI KALKMALI!?

A+A-
Bir toplum, bir topluluk, kendine olan "saygı"sını kaybeder ise ne olur, neler yaşanır!?
Sorun çözen değil, sorun'u sorun'la çözmeye çalışan akıl'a örnek olsun diye bu yazı'yı yazdım.
Sabır ve anlayış göstermek, saygı'nın gereği.
Taş Devri taş'lar bittiği için sona ermedi ise içinden geçiyoruz zaman'ın.
"At gözlüklü gündem""Aşı Politik"e bağlanmış.
Bakmak ve görmek farklı iki eylem!
Büyük resim'de çağ'ın ruhu'na hitap eden siyaset, medya, ticaret...
Bilinç yarılmasına gerek yok!
Birileri "karşılıksız çek" üzerinden zulme uğrarken, birileri de çekirdek çitleyip tatil köyünden muhalefet yaptığını iddia etme noktasına gelmiş ise ortada garipsenecek bir durum yok mudur?!
Bu bağlamda, vatandaş, pandemi nedeniyle işsiz kalıp geçinemez, borç ödeyemez duruma düştüğü için çeklerini ödeyemez durumda.
Yasa koyucu her "zaman" haklı olabilir, çünkü ortada devam etmesi istenen bir alış/veriş var.
Ne var ki, burası her daim çıplak dolaşılan, herkesin birbirini en hassas, özel anlarına kadar izlediği, gözlediği bir dünya!
Bu kapsamda aynı soruyu tekrarlayacak olursak, "yasa koyucu" her zaman haklı mıdır?!
Haklı değildir!
"Karşılıksız çek" nedeniyle bir esnafın gelecek kaygısı, hapse girme korkusu olacak ise aileleri ne yapsın?!
Gazeteci, hakikat'lerin aynası'dır; bu sebep'ten ayna'ya kızılmaz!
Gazi Mustafa Kemal Atatürk, bu çerçeve'de, "Gazeteciler, gördüklerini, düşündüklerini, bildiklerini samimiyetle yazmalıdır” der.
Küçük ama "genel" hakkında fikir veren o kadar çok "nüans" var ki, yazmakla bitmez.
Sorgulayan beyin olmadan ufuk'un ötesini görmek mümkün değil, tecrübe işin tuzu biberi.
Gazetecilik mesleğinin doğası gereği soru sormak, kamu adına cevap aramak  da işimizin parçası!
Kimsenin hasımı ya da hısımı değilim.
İşim, mesleğim yazmak, yasalar çerçevesinde sorgulamak, kamuoyunu aydınlatmak.
Demem o ki:
Gazeteci'nin görevi, "gerçek"leri ortaya çıkarmaktır.
Birilerine yaranmak adına, "susmak, görmezden gelmek, gerçeğin üstünü örtmek" değildir.
Hal böyleyken...
"Gazeteci'nin görevi", yerinde ve zamanında doğru soru'ları sormaktır.
Mümkünse "çığ düşmeden" önce haber vermek, uyarmak; felaket'in yaşanmasına engel olmak.
Yönetenler korkar ise geleceğe kim sahip çıkacak?!
Yani?!
Bu noktada cevabı aranması gerekli soru şu o zaman:
Karşılıksız çek'e hapis cezası kimin eseri?!
Sakin kafa ile bir düşünün, ne denilmek istendiği çok açık, görürsünüz.
Bu bağlamda, Türkiye'yi yönetenler, vatandaş'ının "karşılıksız çek nedeniyle hapis cezası" almasını eleştirip, yerden yere vururken, asıl yapması gereken işi unutuyor:
Aynaya bakmayı!?
Aynaya bakmış olsa belki vatandaşının yaptıkları yönetme içeriği ve duruş’unu artık beğenmediğini görecek, nitelikli hizmet yapmak için dönüşmek zorunda kalacak!
Neden?!
Çünkü, Türk insanının profili de üretmeden tüketmeye dayalı büyümenin imkansızlığının farkında!
Aynı zamanda birçok çalışan gibi bankalara ipotekli bir hayat yaşıyor!
Demem şu ki:
Yeni Yargı Reform Paketi ortada!
"Gerçek büyük resmi" görmek isteyen görür!
Ne var ki, Yeni CHP’nin de Yeni MHP’nin de hali ortada!
Hasılı:
Ülkemizde yaygın kullanım alanı bulunan ve güvenilir bir kambiyo senedi olan çekin karşılıksız çıkması problemi, geçmişten beri piyasaları ve hukuk dünyasını meşgul eden önemli bir mesele!?
Nitekim...
Benim de bu konuya değinmek istemem, değerli hukukçu Av. Prof. Dr. Seyithan Deliduman’ın -ki yakında kendisi ile ilgili bir yazı kaleme alacağım- son günlerde bu konudaki mağduriyetlere dikkat çekmiş olması!
Bu problemin ticari hayatın gereklerine uygun olarak ve en hızlı şekilde adil yargılanmayı temin etmek suretiyle çözüme kavuşturulması gerekmekte!?
TBMM, 1929 tarihli yorum kararında karşılıksız çekleri dolandırıcılık suçu kapsamında değerlendirmişti.
Hal böyleyken...
Daha sonra karşılıksız çeklerle mücadele amacıyla, 19.03.1985 tarihli ve 3167 sayılı Çekle Ödemelerin Düzenlenmesi ve Çek Hamillerinin Korunması Hakkında Kanun’la, karşılıksız çek keşide etme eylemi özel bir suç türü olarak düzenlenmişti.
Nüans?!
3863 sayılı Kanun ve 4814 sayılı Kanun ile mezkûr suça uygulanacak yaptırımlara ilişkin değişiklikler gerçekleştirilmiş olup, bu değişikliklere rağmen eleştiriler azalmadığından ve günün koşulları karşılıksız çeklere mani olabilecek yeni düzenlemeleri gerektirdiğinden, kanun koyucu yeni bir kanun hazırlama çalışmalarına başlamıştı.
Yani?!
Bu bağlamda, 14.12.2009 tarihinde 5941 sayılı Çek Kanunu kabul edildi ve çekle ilgili olarak "karşılıksızdır" işlemine sebebiyet verilmesi suçu düzenleme alanı buldu.
Başka?!
Sonrasında 31.01.2012 tarihli ve 6273 sayılı Kanun’la 5941 sayılı Kanun üzerinde önemli değişiklikler yapıldı, yeni düzenlemeye göre mezkûr fiil suç olmaktan çıkarıldı ve kabahate dönüştürülerek idari yaptırıma tabi tutuldu.
Ezcümle:
Ancak bu değişiklik de uzun soluklu olmadı, 15.07.2016 tarihli ve 6278 sayılı Yatırım Ortamının İyileştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun kabul edildi.
Başka?!
Söz konusu değişiklikle birlikte çeklerde karşılıksızdır işlemine sebebiyet verilmesi fiili yeniden suç olarak mevzuatımızdaki yerini aldı.
Nitekim...
Türk hukukunda karşılıksız çekler önceleri dolandırıcılık suçu kapsamında değerlendirildi.
Daha sonra özel bir suç türü olarak düzenlendi, bir dönem kabahat olarak kabul edildi.
Son düzenlemelerle ise yine özel bir suç türü olarak güncel mevzuatta yerini aldı.
Hasılı:
6728 sayılı Yatırım Ortamının İyileştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile çeklerde karşılıksızdır işlemine sebebiyet verme suçu, adli para cezası ile çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı yaptırımına tabi tutuldu.
Yani?!
Adli para cezasının ödenmemesi durumunda ise kamuya yararlı bir işte çalışma kararı verilemeyecek ve doğrudan hapis cezasına çevrilecek.
Demem şu ki:
Bu durum öğretide tartışmalara neden olmuş, sözleşmeden doğan bir yükümlülükten dolayı kişinin hürriyetinden yoksun bırakılamayacağı, söz konusu düzenlemenin Anayasa’ya ve uluslararası anlaşmalara aykırı olduğu öne sürülmüştür.
Karşılıksız çeklere engel olmak ve toplumda çeke olan itimadın artmasını sağlamak maksadıyla, çekin zorunlu unsurlarına banka tarafından verilen seri numarası ve karekod eklendi.
Ayrıca bankalara çek hesabı açmak isteyen kişilerin yasaklılığını kontrol ve sonucu muhafaza yükümlülüğü getirildi.
Söz konusu düzenlemelerin karşılıksız çek keşidesinin önlenmesi için faydalı olacağı kanaatindeyim.
Ancak, karekodlu çek hesabı sahibine ait verilerin üçüncü şahıslar tarafından kötüye kullanılabileceği görüşüne de katılmaktayım.
Bununla birlikte, bana göre, çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı, başlı başına karşılıksız çeklerle mücadele anlamında önem arz eden bir yaptırım olup, bankalara bu yasağı kontrol ve sonucu muhafaza etme yükümlülüğü getirilmesi de, mezkûr yasağın uygulanabilmesine hizmet etmektedir.
Netice:
Çekin karşılığının bulunmaması durumunda uygulanan ve anayasal ve ceza hukukunun genel ilkeleri bakımından son derece tartışmalı ve sorunlu olan adli nitelikteki yaptırım uygulamasının sona ermesi, kanımca, yukarıda yaptığım açıklamalar çerçevesinde doğru bir gelişme oldu.
Nüans?!
6273 sayılı Kanun’la, çekin karşılığının bulunmaması durumunda nasıl bir yaptırım uygulanacağı sorununa ilişkin yeni bir aşama başlamış oldu.
Uzun süredir hukuk dünyasını meşgul eden en güncel tartışma konularından biri olan bu konuda kanun koyucunun radikal bir değişime gittiği söylenebilir.
Sözün özü:
Bundan böyle çekin karşılığının bulunmaması durumunda adli nitelikte yaptırım uygulanmayacak, idari yaptırım olarak ise sadece tedbir niteliğinde olan çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı verilecek.
Yani?!
Çekin karşılığının bulunmaması durumunda adli nitelikte yaptırım (hapis cezası veya infazda hapse dönüşen para cezası) uygulanmasının temel gerekçesi ticari hayatta çeke olan güvenin arttırılması ve çek hamillerinin mağduriyetini önlemek.
Demem o ki:
Kanımca, iki temel nedenden dolayı adli nitelikteki yaptırım bu amaçları sağlayamadı?!
Birincisi, bu adli yaptırıma fazla güvenilmesi, kişilerin gerekli araştırmayı yapmadan çeki kabul etmelerine neden oldu.
Yani?!
Diğer bir ifadeyle, çekin karşılığının çıkmaması durumunda "nasıl olsa devlet gücüyle çeki tahsil ettiririm" düşüncesi kişilerin daha kolay çek kabul etmelerini sağladı.
İkincisi, ülkemiz şartlarında bir ceza hükmünün kesinleşmesi ortalama 5-6 yıllık bir süreç almakta.
Yani?!
Hapis tazyikiyle 5-6 yıl sonra ancak tahsil edilebilecek (ki bu tahsilatta şüphelidir) bir borcun, ticari hayatta alacaklının ne kadar işe yarayacağı oldukça tartışmalı?!
Demem şu ki:
Çekin karşılığının bulunmaması durumunda, adli nitelikte yaptırım uygulanması gereği, kişileri daha dikkatli ve özenli olmaya zorlayacağı yönündeki düşünce, acaba karşılıksız çıkan çek sayısının azalmasına katkı sağlamış mıdır?!
Nüans?!
Çekin karşılığının bulunmaması durumunda hapis cezası gibi ağır nitelikte yaptırım uygulanması, şu ana kadar karşılıksız çek sayısında beklenen olumlu etkiyi yapmamış?!
Başka?!
Doğrudan hapis cezasının uygulandığı 2003 öncesinde karşılıksız çek sayısında azalma trendi sağlanamamış?!
Hülasa:
2003 sonrası ikinci kez işleyenlere doğrudan hapis cezası verildiği dönemde karşılıksız çek sayısı artma eğiliminde iken, sadece adli para cezası verilen 2009 sonrası dönemde bu sayıda büyük bir düşüş yaşamış.
Yani?!
Eğer bu sayıları cezanın miktarı tayin etseydi, 2009 sonrası karşılıksız çek sayısında büyük bir artış yaşanması gerekmekteydi.
Öte yandan, 2009 Aralık ayında yapılan değişiklikte yaptırım olarak sadece adli para cezası öngörülmüş olmasına rağmen karşılıksız çıkan çek miktarının oranı ilk defa yüzde 3’ün altına düşmüş.
Ezcümle:
Karşılıksız çekten dolayı hapis cezası verilmesi amaca uygun olmadığı gibi ekonomik ve ticari hayatın gerçeklerine, günün koşullarına uygun olmadığından bir an önce sona erdirilmeli, çek'e hapis cezası kaldırılmalı...
Cüneyt Şaşmaz
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.