Talha AYTEKİN

Talha AYTEKİN

Yazar

BÜYÜK TURAN BİRLİĞİ

A+A-

Hiçbir ordu, vakti gelmiş bir fikir kadar güçlü değildir ( Victor Hugo).

Daha önce Talha Hocamla birlikte üç makale kaleme alarak Covid-19'un etkileri üzerinden Dünya ve Türk dünyasını değerlendirmiştik. Hocamla ara ara güncel ve genel meseleler üzerine istişare ederiz. Yine öyle bir akşamdı, 31 mart gecesi saat 23.30 gibi WhatsApp'tan Talha Hocam ile yine güncel konuları konuşuyorduk. Söz dönüp dolaşıp haliyle Turan'a kadar geldi. Zira bizim için Turan'ın önemi anlatılamayacak kadar büyüktü. Akabinde bu güne kadar duyduğum en iyi fikri Talha Hocam o an dile getiriyordu. "Var olsun." İşte bu yazıyı yazmamızın sebebi ve bendenizin Turan düşüncesini radikal bir şekilde değiştirecek o muhteşem fikrin hikayesi...

Bu muazzam fikir mutlaka bir tez haline gelmeliydi ve gelecektir de. Bu fikir Turan Birliğinin 'Batı ve Doğu' olmak üzere iki ayrı yapılanma şeklinde gelişeceği ve Büyük Turan Birliği'ne dönüşeceği teziydi. Öncelikle Türkiye Cumhuriyeti ve Tüm Türk milletinin bekasını Turan da gördüğümü belirtmeliyim. Turan bizim için artık elzem olmuştur ve Turan'a hiç bu kadar yakın olmamıştık. Malumunuz dünyanın tek gündemi covid-19 ve onun getireceği radikal değişiklikler. Bu bağlamda bir feveranımı dile getirmek istiyorum. Amerikalıların, İngilizlerin, Almanların, Rusların vs... Herkesin bir planı var, lakin bir tek Şanlı Türk Milletinin planı yok öyle mi? Bu algı ve anlayışa son derece üzülüyor ve öfkeleniyorum. Başka bir millet bizim tarihimize sahip olsaydı, inanın psikolojik olarak üstünlüğü elinden hiç bırakmazdı. Bize karamsarlık, bize kendimize güvensizlik yakışmamaktadır. Neyse efendim konumuza dönecek olursak. Covid-19 sureci ile başlayan hadiseleri bizim cenahımızdan tekrar ele alalım. Bu süreç Ulus Devletlerin önemini bariz bir şekilde ortaya koymuştur.

AB köklerinden sarsılmaktadır. Bunu çok daha önce İngilizler görerek AB’yi terk ettiler. AB pratik anlamda bir işe yamadığını, zorlu ve hayati süreçlerde herkesin kendi Ulusunu düşündüğü gerçeğini ortaya koymuştur. Ayrıca AB’ye Hristiyan-haçlı birliği diyenlerde vardı. Bu süreç din birliğininde pratik olarak anlamsız ve işlevsiz olduğunu ortaya koymuştur. Önemli olan millet birliği ve milli birliktir. Dünyanın algıları, alışkanlıkları ve ihtiyaçları sürat ile radikal değişikliklere gebedir. Bu bağlamda millet birliğinin ön plana çıkması ile Turan birliğinin önemi bir kez daha gözler önüne serilmiştir. Türk milleti bir kere daha dünyaya hükümran olmanın eşiğindedir.

Talha hocam ile birlikte yazdığımız önceki yazılarımızda bunları gerekçeleri ve dayanakları ile ortaya koymuştuk. Defaatlerce dünyaya egemen olan bir milletin yine dünyaya egemen olmasına şaşırmak son derece beyhudedir. Yazımızın başında değindiğim gibi kafamdaki Turan fikri Talha Hocamızın sayesinde çok daha büyümüş ve güçlenmiştir. Dünya çok çetin hadiselerin ardından hep yeniden şekillenir. İster doğal, ister yapay hadiseler olsun, akabinde hep radikal değişiklikler olur. Bu kez değişiklikler bizim lehimizde olacaktır. Dünyanın da asayiş, refah ve özgürlük adına Turan'a ihtiyacı vardır.

Moğolistan, Kazakistan, Kırgızistan, Doğu Türkistan, Özbekistan, Türkmenistan, Azerbaycan-Güney Azerbaycan ve Türkiye...

whatsapp-image-2020-04-02-at-23-28-31.jpeg

Benim kafamdaki Turan hep bu minvalde idi lakin gün itibariyle Talha Hocamız bunu kalıcı bir şekilde değiştirmiş bulunuyor. Yazdığım ülkelerin içinde bulunduğu Turan Büyük Turan Birliğinin Doğu Turan kısmını kapsayan bir Devlet olabilirdi. Zira Talha Hocam yazımızın devamında kendisi bahsedecektir. Batı Turan Devleti ve Doğu Turan Devleti = Büyük Turan olmak üzere kafamdaki Turan algısını genişledi. Ben sizlere Doğu Turan'dan  bahsedeceğim fikrin sahibi size Batı Turan’ı anlatacak. "Bu arada biz ilk etapta Batı Turan'da da yer alabiliriz."

Doğu Turan bahsettiğim ülkeleri kapsayan ve dünyanın tüm dengelerini değiştirecek olan bir birliktir. Daha önce de bahsettiğimiz gibi önümüzdeki süreçte İran’ın akabinde Çin'in ve daha ileride Rusya’nın bölüneceğini düşünmekteyim.

Biz bakış açımızı Türklük eksenli olarak ortaya koyuyor ve geliştiriyoruz. Dünyanın dengeleri açısından Turan tam bir panzehir olacaktır. Tabii belirtmeden geçmeyelim. Turanın kurulması ile küstah Çin'in Uygurlu kardeşlerimize uyguladığı zulüm son bulacaktır. Turan'ın kurulması ile beraber dünyanın ekonomik, askeri, siyasi ve sosyal yapısı çok daha insani bir hale bürünecektir. Ulus devletlerin öneminin ortaya çıktığına şahit olduğumuz bu güzide zamanlarda Turan'ın önünde hiçbir engel kalmamıştır. Kazakistan’a baktığımızda Nazarbayev sayesinde çok ciddi söylem ve adımların atıldığına şahit olduk. Bu yıl itibari ile kiril alfabesi yerine bizim kullandığımız Etrüsk alfabesine geçtiler. Tüm bunlar Turan'ın ayak sesleridir. Türk milletinin yükselişini kimse durduramaz. Ben sözü daha fazla uzatmadan Talha Hocama bırakmak istiyorum. Batı Turan Devletini kendisinden dinleyelim.

Hocam öncelikle güzel yorumlarınız için teşekkür ederim.
 
Bizler Türk Devletinin, Türk Milletinin geleceğinin nasıl şekilleneceğiyle ilgili kafa yoran insanlarız. Bu minvalde Türklüğü kendimize rehber edinmiş bulunuyoruz. Bu rehber çerçevesinde de yaşanan gelişmeleri okumaya çalışıyoruz. Dünya büyük bir değişimin eşiğindeyken Türk dünyası ve dünyanın gidişhatını da doğru analiz etmemiz gerektiğine inanıyorum. Yaşananları bu perspektiften değerlendirdiğimde önümüzdeki 50 yıllık dönemde Büyük Turan Birliği'nin kurulmaması için hiçbir neden göremediğimi belirtmek istiyorum. Büyük Turan Birliği söylemi Türk düşmanlarında hüzne ve kızgınlığa neden olsa da bu perspektif irrasyonel olmayan oldukça realist bir değerlendirmedir. Bu realiteyi görebilmek için komplekslerimizden vazgeçmemiz gerekmektedir. Türk milleti tarihi kökleri itibariyle her dönem dünyaya egemen olmuş bir millettir. Türklerin son 300 yıllık geri çekilişi ise var gücüyle yayında gerilmiş bir ok misalidir. Oku bıraktığımızda Türk milleti daha önce ulaşamadığı yerlere ulaşmış olacaktır.

Bizler Türklük şuurumuzu tarih bilgimizle örtüştürmek zorunda olan bir milletiz. İnsanların dini hassasiyitlerini dikkate alarak Türk şemsiyesi altında birleşme idealini gerçekleştirmeliyiz. Yalnız bu şemsiye altında dinsel ve mezhepsel çatışmaları Türklük idealinde törpülemeyi de başarabilmeliyiz. Bunları yapabildiğimizde göreceksiniz ortaya büyük bir Turan Birliği çıkmış olacaktır. Bugün içinde bulunduğumuz Türk toplumu konjonktür gereği kendisini 70 yıllık siyasal islamcı bir idealin içinde buldu. Bu da ister istemez insanlarımızın Türk tarihini öğrenmesinin önüne geçti. Topluma, Osmanlı ve Selçuklu dendi. Adeta 'bunun gerisine geçmeyin sakın' deniyordu. Halbuki bizler Türk tarihini irdelemeye başladığımızda bugünün dünyasının Hazar Türk Devleti ekseninde şekillendiğini görebiliyorduk. Hazarlar 900 yıl ayakta kalmış, 300 yıl (ms.600-900)ise dünyadaki süper güçlerden biri olmuştur. Bizans'a asker verecek, vali atayacak kadar güçlü bir imparatorluktu.

Bu büyük Türk İmparatorluğu daha sonraları güneyden müslümanlar, batıdan hristiyan bizanslılar ve kuzeyden slavların saldırıları sonucu yıkılıyordu. Bu yıkılış esnasında güneye inen Türkler daha sonra müslümanlığı kabul eden Selçuk Bey'in etrafında birleşerek Selçuklu, Osmanlı ve Türkiye Cumhuriyeti'nin temellerini atmışlardı. Fakat bir de batıya göç eden ve daha kuzeye çıkan Türk toplulukları vardı. Bu Türk toplulukları Hazar devletinin yahudiliği resmi din olarak kabul etmesi nedeniyle musevi olarak anılıyordu. Zira Hazar Devleti bir imparatorluktu. İçinde farklı dine mensup insanlar da vardı. Hazardan kopup batıya göç eden ve bugünkü Ukrayna, Polonya, Moldova, Almanya ve Fransa'ya göç eden musevi Türk topluluğu daha sonra ise buralardan Amerika'ya göç etmeye başladılar. Bugün Avrupa'nın bir çok bölgesinde hala yaşamakta olan Türkler Amerika'da da yaşamaya devam ediyorlar. Ve bu insanlardan bazıları bugün dünya siyasetine yön verebilecek kadar güçlü ailelerden oluşuyordu.

Karşımızda böyle bir realite varken Türk dünyasını herhangibir dini, mezhebi ve siyasi ideolojiye hapsetmek hem bizlere hem de dünya toplumlarına yapılabilecek en büyük kötülüklerden bir tanesidir diye inanıyorum. Zira Türklerin karşısında satanist ögelere inanan, dünyayı yangın yerine çevirmek isteyen bir grup bulunmaktadır. Konumuz onlar olmadığı için burada detaya girmek istemiyorum.

Biz Avrupa ve Amerika'ya yayılan Türklerin bazılarını Türk Birliği çercevesinde ele alalım.

Bugün "Turan" dendiğinde akıllara hemen Orta Asya ekseninde eski Türkistan toprakları gelmektedir. Bizler bu bakış açımızı değiştirmek ve geliştirmek zorundayız. Evet, eski Türkistan topraklarında da mutlaka bir Turan Birliği kurulacaktır. Bugün dünya üzerindeki Türk gücünü düşündüğümüzde ise bu birliğin ancak 'Doğu Turan Birliği' olarak karşımıza çıkacağı anlaşılmaktadır. Çünkü Türkiye bile isteye bu eksenin dışında tutulmak istenmektedir. Bunun nedenini ince ince düşünmemiz gerekmektedir. Konuya bu bağlamda bakınca Türkiye'nin Doğu ve Batı ekseninde kurulmak istenen Büyük Turan Birliği'nin köprü görevini üstleneceği anlaşılmaktadır. Türkiye'nin gerek siyasi gerek iktisadi gerekse de dini argümanları bu oluşumun bir parçası olduğunu bize göstermektedir. Türk Devletinin dış politikasında bunun izlerini görmekteyiz. Türk dış politikası kendisi gibi olmayan, kendisi gibi inanmayan diğer toplulukları olduğu gibi kabul etme, onlara kol kanat gererek ağabeylik yapma olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu da Batı Turan Birliği için olmazsa olmaz bir politikadır. Orta Asya eksenindeki Turan'ı Doğu Türkistan, Rusya'dan kopacak olan Türk federasyonları ve var olan Türk Devletleriyle daha kolay kurabilirsiniz ancak batı için aynı şeyleri söylemek söz konusu değildir. Çünkü batı cok daha kozmopolit bir yapıya sahiptir. Türkiye'nin köprü görevi üstlenmesiyle ilgili bir detay vermek istiyorum:

Kanal İstanbul Projesi hepimizin malumu. Bu konuyla ilgili analizimi yazdığımda projenin Pentagonla iş birliği yapan "Hazar Lobisi"nin projesi olduğunu aktarmıştım. Buradaki amacın ABD'yi yönlendirmede oldukça etkin olan Hazar Lobisinin dünyaya yön verebilmek için tekrar eski topraklarına gelmek istemesi olarak değerlendirmiştim. Analizin detayına girmeyeyim.

Peki, Hazar Lobisi kimdir?

Bakın size Türkiye'nin köprü olmasıyla ilgili bir bağlantı sunayım: Hazar Lobisi dediğimiz yapı daha önce Hazar Türk Devletinde yaşayan bu devletin dağılmasıyla birlikte ABD'ye göç eden zengin ailelerin oluşturduğu musevi evet musevi ve büyük ölçüde bir Türk yapısıdır...

Bu lobinin başında ise Hazardan ABD'ye göç eden Michael Bloomberg bulunuyor. Michael Bloomberg aynı zamanda Amerika'daki Johns Hopkins Üniversitesi'nin kurucularından, finansörlerinden. Peki, bu üniversitenin önemi nedir? Johns Hopkins Üniversitesi Kanal İstanbul Projesini ilk çizip projelendiren üniversitedir. Bu üniversitenin profesörlerinden biri olan ünlü ekonomist Steve Hanke sürekli Atatürk'ün sözlerini paylaşmaktadır.

Buradaki bağlantılar kesinlikle tesadüf değildir. Bloomberg Karadeniz'i iktisadi alanda kullanıp Hazar Havzası ve Avrupa arasında Türkiye'yi köprü pozisyonunda görmek istemektedir. Hükümetin de bu projeyi kabul ettiğini varsaydığimızda ortaya bir ittifak çıkmaktadır. Bu ittifak iki Türk yapısının gerek Orta Asya gerekse Avrupa'yı Türkiye sayesinde kontröl edebilmesi olarak görünmektedir. Bu ittifak bir bakıma İslam-Musevi denklemine de oturmaktadır. Konunun dinsel boyutunu başka bir makalede ele alabiliriz. Türkiye'nin jeopolitik ve jeostratejik değeri bu görevi üstlenebilecek kapasitededir. Proje gerçekleşir veya gerçekleşmez bunun çok bir onemi yok asıl bizim için önemli olan konu iki tarafın söylem ve eylem birliği içerisinde olmasıdır. Bu birliktenten neden büyük bir devlet çıkmasın? Bugün ABD'de binbir çeşit topluluk varken hepsi 'Amerikalıyız' diyebiliyorsa bugün var olan Türk gücü de gelecekte dünyaya 'Türk'üm' dedirtebilecek güçtedir. Toplumun ekonomik refahını sağladıktan sonra bunun olmaması için hiçbir neden bulunmamaktadır.

whatsapp-image-2020-04-02-at-23-14-36-002.jpeg

Artık bazı konuları açık açık konuşmanın vakti gelmiştir. ABD'yi yıllarca siyasi olarak yönlendiren, ABD Başkanlarının siyasi danışmanı olan Brzezinski musevi bir Türk'tür. Teorik Fizikçi ünlü filozof bilim adamı Albert Einstein Türk'tür. Alman asıllı Yahudi filozof Karl Marx Türk'tür. Ünlü gazeteci Theodor Herzl Türk'tür.

Bugün İsrail'in kurulmasına yardımcı olan Amerikan lobileri Türk'tür. İsrail'in kuruluşunda destek veren ve hala arkasında olan Rothschild Ailesi musevi bir Türk Ailedir. İsrail halkının ve yöneticilerinin büyük bir kısmı Türk'tür. Rothschild'in hedefi eski Hazar devletini İsrail üzerinden gerçekleştirmekte olabilir. Veya daha önce kurmak istediği 'Akdeniz Birliği' projesi bir Türk ideali de olabilir. Bloomberg ve Rothschild Batı ve Doğu Turan'ı temsil etmek istiyorda olabilir. Bunları Türklük açısından konuşmamızın zamanı gelmiştir.

Bu bağlamda Türkiye'nin önderliğinde kurulacak Batı Turan Birliğine ilk katılacak ülkelerin Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Macaristan, Ukrayna, Bulgaristan, İsrail, Bosna Hersek, Arnavutluk ve Karadağ olacağı kanaatindeyim. Bu birlik daha sonra Hırvatistan, Moldova, Sırbistan ve Yunanistan'ı da içine dahil edebilecek bir güce ulaşacaktır. Bu sayede bölgemizdeki siyasi ve askeri otorite boşluğu da giderilmiş olacaktır. Bu birliğin daha da genişlemesi ise kaçınılmaz bir gerçektir. Dünya tekrar Türk'ün nizam verdiği bir evreye dönüşmek üzeredir. Doğu Turan Birliği Kırım, Kafkasya, Hazar Havzası, Orta Asya Türk Devletleri ve Rusya'daki Türk federasyonlarından oluşabilecek potansiyeldedir. Bu birliğin temellerinin atıldığını göremeyenler, görmek istemeyenler Türklerle sorunu olanlardır. Önümüzdeki 50 yılda Türklerin dünyaya refah ve huzur sağladığı bir dünyaya geçiş olacağına cani gönülden inanmaktayım. Türkiye'nin mevcut jeopolitik ve jeostratejik konumu, enerji geçiş hattının merkezi olması, bir kuşak bir yol projesinin ana hattında yer alması var olan bu realitenin sadece görünen bir kısmıdır.

Hocam farkındayım, sözü biraz uzattım. Önümüzdeki dönemlerde konuyu daha fazla detaylandırma imkanımız olacaktır. Detaylandırmayı ise yine Türk ekseninde ele alıp fulu gibi görünen kısımları netleştirebileceğimizi düşünüyorum. Konumuzla ilgili olan Suriye ve Doğu Akdeniz'deki enerji savaşlarını, Türkiye İsrail ilişkilerinin seyrini, Türkiye'nin Balkan ve Kafkas politikalarını da ayrı ayrı makalemizin devamı olarak ele alabileceğimizi belirtmek isterim. Erdem Hocam size de katkılarınızdan dolayı çok teşekkür ederim.

Ben Teşekkür ederim Talha Hocam, bu makale esnasında büyük keyif aldım.

Saygılarımızla...

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.