Alp Kırıkkanat

Alp Kırıkkanat

Yazar

Birkaç Önemli Hatırlatma

A+A-

Bugüne kadarki gelişmeler kapsamında, Yunanistan’ın Ege Denizi’nde kıyılarımıza yakın adalardaki faaliyetleri, Doğu Akdeniz’deki provokasyonları ve uluslararası alanda yürüttüğü siyasi eylemleri üzerinde birçok uzman görüşü yayımlandı. Meselelerin her birinin öncelikleri ve ne yapılması gerektiği hususunda farklı ve ayrıntılı analizler paylaşıldı. Şimdi ise her iki ülke arasında yapılacağı söylenen ikili görüşmelerden bahsediliyor. Buradan bir sonuç çıkar mı bilinmez. Batı’nın dikteleri ve her iki ülkenin şartları; sorunları, daha farklı bir hale getirebilir. Çözüm, eğer olacaksa, çok kolay olmayacak. 

Diğer yandan ‘‘Mavi Vatan’’ konsepti, denizlerdeki hak ve çıkarlarımız konusunda bir çoğumuzun durumsal farkındalığını artırdı. Batının bu konudaki iki yüzlülüğü, kamuoyunca daha iyi anlaşıldı. Ancak içerdeki siyasi kutuplaşma, kimi zaman hayati önemdeki bu konulara zarar verecek bir mahiyete dönüşebiliyor. Geçmişteki anlaşmalardan kaynaklanan haklarımızı, uluslararası alanda daha fazla dile getirmenin yollarını aramamız gereken bir dönemde; lüzumsuz tartışmaların içine giriyoruz. 

Bu anlamda, Ege adalarını kaybedişimizle ilgili olduğu iddia edilen geçmişteki anlaşmaların büyük bir başarı öyküsü olarak ders kitaplarında anlatıldığına yönelik resmi ağızlardan yapılan açıklama; kamuoyunun büyük bir bölümünde tepkiyle karşılandı. Bu, haklı bir tepki. Çünkü açıklamada, alenen ifade edilmese de kastedilenlerin, 1923 Lozan Anlaşması ve 1947 Paris Sözleşmesi olduğu tahmin ediliyor. Oysaki adaların elimizden çıkışı; 1827’de Navarin faciasıyla başlayan, 1830’da Yunanistan’ın kurulmasıyla birlikte sonrasındaki olaylarla devam eden ve 1914’teki Birinci Dünya Savaşına kadar uzanan bir süreç. Bu süreçteki yapılan anlaşmalarda ise kimlerin neleri verdiği ortada. Ege adalarının elimizden çıkışıyla ilgili siyaseten söylendiğini tahmin ettiğim ve gerçeklerle uyuşmayan sorumlu makamların yaptığı bu tip açıklamaların; yurt dışında ilgi ve dikkatle izlendiğini düşünüyorum. Bu tip durumlar, dışarıdaki enformasyon harbi uzmanlarının arzu ettikleri ortamı yaratır. İçeride ise siyasi ayrışmanın derinliğini artırmaktan başka bir işe yaramaz. Şu sıralar bunlara hiç gerek yok. Bu tip demeçlere bir açıklık getirileceğini ümit ediyorum. 

Yunan hükümet sözcüsü Petsas, iki ülke arasındaki yapılacak istikşafi görüşmelerin zamanı belli olmamakla birlikte; görüşmelerin içeriğinin, kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölge olacağını ifade ediyor. Biz bunu, eğer doğruysa, karşı taraftan öğrenirken; bizim tarafta ise tarihi çarpıtan siyasi tartışmalarla oyalanıyoruz. Oysa adam, öncelikle, hiç ilgisi olmadığı halde Doğu Akdeniz’le alakalı konuşmayı arzu ediyor. Bu bölgeyle ilgisini siyaseten kurabilmek için AB üyeliğini ve GKRY’nin sözde hakları bağlamında Kıbrıs’taki garantörlüğünü bir argüman olarak kullanmaya çalışıyor. Kafa yorulması gereken çok husus var. 

Bir diğer konu ise, kamuoyuna açık bazı kaynaklarda; konuyla ilgili bilen bilmeyen birçok kişinin konuşması. Elbette isteyen konuşabilir ancak, herkesin bir uzmanlık alanı var. Özellikle bu hususta, öncelikle deniz hukuku uzmanlarının, deniz tarihçilerinin ve yıllarını denizlere adamış asker ve sivil denizcilerimiz ile diplomatlarımızın yazı ve konuşmalarını takip etmekte fayda var. Bu iş, ‘‘…18 keçinin otladığı kaya parçası için savaş mı yapalım?...’’ diye ifade edilen bilgisizlik ve öngörüsüzlüklerle başladı ve günümüze kadar geldi. Medyanın bir kısmına bakarsanız, bu durumun halen devam ettiğini görürsünüz. Lüzumsuz ben bilirimci tavır, çalım ve tafraların hiç sırası değil.
Dikkat etmemiz gereken ve hatırlatıcı mahiyette sunduğum bu hususlar neden bu kadar önemli? 
Birbirinden farklı coğrafyalarda, birçok tehditle karşı karşıyayız. Bu konularla ilgili kamuoyuyla kurulan iletişim modellerinin; doğru bilgiler verilerek, milli çıkarlarımızı önceleyen ortak ve makul bir kanaati oluşturması gerekiyor. Farklı fikirler elbette olacaktır. Ancak bunlar da doğru bilgiler üzerinden olmalı. Böyle olursa; farklı birçok fikir, menfaatlerimize yönelik değişik ancak faydalı yaklaşımlar sağlayabilir. Buna da çok ihtiyacımız var. Uzlaşıya dayalı bir kamuoyunu hedefliyorsak, fikirlerin temelindeki bilgilerin doğruluğuna azami hassasiyet göstermemiz gerekir. Hele böyle bir zamanda… 

Netice itibarıyla, doğru olmayan veya eksik bilgilerle gündem yaratılmasının sakıncaları oldukça fazla. Bu durum kamuoyunun, en azından bir bölümünün, izole olma korkusuyla düşünce ve kanaatlerini açıklayamaması olarak tanımlanan sessizlik sarmalı için de ortam sağlayabilir. Bu daha fazla mahsurlar yaratabilecek bir durum. Bunun sıkıntılarını, yakın geçmişte FETÖ’nün estirdiği yalan rüzgarları sırasında yaşadık.
Geleceğimizi ilgilendiren konuları, ayrıştırıcı siyasete, şahsi ihtiraslara ve reklama kurban etmeyelim. Aksi takdirde, isabetli analizlerin yapılabilmesi ve kamuoyunun doğru bilgilendirilmesi mümkün değildir. Selametle…

Kaynaklar:
‘‘Lozan tartışması… İçeride eleştiri dışarıda dayanak’’, Sözcü Gazetesi, 17 Eylül 2020, https://www.sozcu.com.tr/2020/gundem/lozan-tartismasi-iceride-elestiri-disarida-dayanak-6041939/  (25 Eylül 2020)
‘‘Πέτσας για διερευνητικές με Τουρκία: Η διπλωματική προσέγγιση της Ελλάδας απέδωσε’’, Ta Nea, 24 Eylül 2020, https://www.tanea.gr/2020/09/24/politics/petsas-gia-diereynitikes-me-tourkia-i-diplomatiki-proseggisi-tis-elladas-apedose/  (25 Eylül 2020)

‘‘Nagehan Alçı: 18 keçinin otladığı kaya parçası için savaş mı yapalım’’, İnternet Haber, 08 Şubat 2018, https://www.internethaber.com/nagehan-alci-18-kecinin-otladigi-kaya-parcasi-icin-savas-mi-yapalim-video-galerisi-1845375.htm  (25 Eylül 2020)
 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.