1. YAZARLAR

  2. Prof. Dr. Anıl Çeçen

  3. AVRASYADA PAN-SİYONİZM  (2)
Prof. Dr. Anıl Çeçen

Prof. Dr. Anıl Çeçen

yazar
Yazarın Tüm Yazıları >

AVRASYADA PAN-SİYONİZM  (2)

A+A-


Kaldığımız yerden devam edersek, dünya tarihi içinde merkezi coğrafyanın geçmişine bakıldığında, büyük imparatorlukların zaman içerisinde birbirlerinin yerini aldıkları görülmüştür . Bugünkü bölge haritasının  kesinlik kazanmasında  yaşanan  siyasal gelişmeler açısından  durum değerlendirildiğinde , yirminci yüzyıla girerken var olan siyasal yapılanmanın çöküşü üzerine bugünkü merkezi alan haritasının  ortaya çıktığı da gerçektir.

 Dünya Birinci Cihan savaşına doğru sürüklenirken merkezi alanda yer alan Osmanlı ,Rus ve Avusturya imparatorlukları egemenliklerini  devam ettirebilmenin çabası içerisine girmişlerdir.  Ama batılı emperyalist devletlerin müdahaleleri yüzünden varlıklarını güvence altına alabilecek yeni yapılanmalara yönelemedikleri için , Birinci Cihan savaşı ile birlikte yıkılarak  tarih sahnesinden çekilmek zorunda kalmışlardır .

 Bu devletler yıkılmamak ve Avrasya coğrafyasında  varlıklarını sürdürebilmek amacıyla  on dokuzuncu yüzyılın bilgi birikiminden kaynaklanan bazı yeni siyasal açılımları, savaş ya da çatışmalar yolu ile değil ama  siyasal  senaryolar üzerinden  geliştirmeye çalışmışlardır .  Orta dünyanın üç büyük devleti kendi kimliklerine dayanan devlet yapılanmasını birbirlerine karşı geçerli kılmak isterlerken  , Avrasya halklarını kendi çizgilerinde geliştirdikleri politik yapılanmalar içinde bir araya getirmeye ve bu gibi birlikler üzerinden  de imparatorluk coğrafyasında yaşayan halk topluluklarını geleceğe  dönük bir  birliğe  kendi kontrolleri altında yönlendirmek istemişlerdir . Ne var ki , bu gibi girişimler zamanla sonuçsuz kalınca , orta dünya devletleri arasındaki çekişmeler  tarihin savaşlarla sürmesine zemin hazırlamıştır . Merkezi coğrafyanın tarihi bu nedenle fazlasıyla  savaşlarla  doludur.

Fransız devriminin tarih sahnesine kazandırmış olduğu ulus devlet olgusu,  on sekizinci yüzyılda bütün dünyada var olan devletleri derinden sarsmaya başlamıştır.  Bu durumda imparatorluklar,  kendi sınırları içerisindeki çeşitli bölgelerin ayrılmalarını önleyebilmek için  ulusçuluk akımlarına yönelmişler ve bu doğrultuda uluslaşma süreçlerini kendi  toplumsal gerçeklerine dayanan  bir doğrultuda başlatarak , geleceğin en güçlü devleti olabilmenin girişimlerini sürdürmüşlerdir . Avrupa devletleri uluslaşırken , merkezi alanın imparatorlukları da uluslaşabilmenin yollarını aramışlardır.  Bu doğrultuda bölünmeyi önleyebilmek amacıyla  birleştirici akımlara yönelmişlerdir . Rus kimliği yetersiz kalınca ,  Rusya devleti etnik  Slav kimliğini öne çıkarmış ve Ortodoks dininin birleştiriciliğinden yararlanabilmenin arayışı içinde olmuştur . Rus Çarlığı sınırları içinde yaşayan Rus toplumunun yetersiz kaldığı noktada,  Ruslar hem dini hem de etnik yapıları kullanarak  imparatorluk arazisi içinde daha güçlü bir ulus devlet yaratabilmenin arayışını sürdürmüşlerdir . Ulusculuk akımları,  Avusturya-Macaristan İmparatorluğunun parçalanmasına yol açınca ,hem Rus Çarlığı hem de Osmanlı İmparatorluğu toplumsal tabanlarını genişleterek daha güçlü bir yapılanmanın arayışını öne çıkarmışlardır . Bu doğrultuda hem Rus milliyetçiliği , hem de Osmanlı milliyetçiliği  devlet eli ile örgütlenerek devreye sokulmuştur . Ne var ki , Avrupa toplumlarının sahip olduğu kültür ve bilgi düzeyinden çok geride olan merkezi alan devletlerinin ulusçuluk cereyanları istenen sonuçları sağlayamamıştır . Bunun üzerine   devletleri güçlendiren ulusçuluk akımlarından vazgeçen  merkez  devletleri  bölgesel hegemonyalarını  genişleten yeni birleştirici  akımlarla, bölge halklarını kendi hegemonyaları altında geliştirebilmenin  arayışı  içinde olmuşlardır .

Avrupa kıtasını  saran milliyetçilik,  doğu Avrupa üzerinden merkezi imparatorlukların parçalanmasını gündeme getirince ,buna tepki olarak birleşmeyi ve daha geniş alanlarda birleşik bir kimliği geçerli kılmak isteyen  Pancılık akımları   öne sürülmüştür . Birleştiricilik  ve birlik oluşturma gibi anlamlara gelen Pancılık akımlarını , hem Rus devleti hem de  Osmanlı devleti siyasal güçleri ile örgütlemeye çalışmışlardır . Rus Çarlığı  geniş alanlardaki hegemonyasını sürdürmek üzere bir yandan etnik kökenine dayanan  Pan-Slavizm akımını örgütlerken ,diğer yandan da dinin birleştirici gücünden yararlanmak üzere Pan-Ortadoksculuğu örgütlüyordu . Rusya hem toprakları üzerindeki halk topluluklarının kopmasını önlemek hem de sınırları dışında yaşayan diğer Ortadoks kitleleri hegemonyası altına alabilme doğrultusunda etkinliğini artırabilmek amacıyla, Pan-Slavizm akımına yöneliyordu . Ruslar bu konuda çok hassas davranarak kesin ve kararlı bir biçimde Pan-Slavist politikaları gündeme getirince , bu durumdan rahatsız olan Almanlar da  bir kaç yüz prenslikten oluşan Cermen topluluğunu , Pan-Cermenizm akımı çatısı altında toplanarak büyük bir Alman imparatorluğu hedefine doğru yöneliyordu . Ruslar tüm Slavların İmparatorluğunu kurmaya çalışırken,  Prusyalılar da tüm Cermenlerin imparatorluğunu kurabilmenin çabası içerisinde, Pan-Cermenizm akımını  gündeme getiriyorlardı . Doğu Avrupa bölgesinde Almanlar ve Ruslar geleceğe dönük bir yarış içerisine girerken , Pan-Slavizm ve Pan-Cermenizm akımları arasında büyük bir yarış başlıyordu . Ruslar,  Slavcılık politikalarının yetersiz kaldığı yerlerde Pan-Ortodoksculuk üzerinden destek sağlamaya çalışırlarken , Almanlar da  Pan-Cermenizm’e daha geniş destek sağlamak üzere Pan-İslamizm akımını öne çıkarıyorlardı . Pan hareketleri ile  geniş Avrasya coğrafyasında egemenlik yarışı  tırmanırken ,  Almanlar doğu politikası ile merkezi coğrafyaya yöneliyor ve hem Osmanlı , hem de İran devletlerinin çatısı altında yaşamakta olan Müslüman kitleleri , Pan-İslamizm akımı sayesinde kendi denetimleri altına almak istiyorlardı . Orta Avrupa’dan Orta Asya’ya doğru uzanıp giden Avrasya coğrafyasının Müslüman asıllı halklarına,  Pan-İslamizm üzerinden ulaşmayı hedefleyen  Cermen İmparatorluğu,  Alman devletinin kurucu gücü olan Töton şövalyelerinin adını  yeni kurulacak Cermen –Müslüman imparatorluğuna  vereceğini bütün dünyaya ilan ediyordu .

Almanlar  , kuzeydeki Rus gücünü aşabilmek ve merkezi alana egemen olabilmek uğruna  İslam dünyasına yönelerek  Pan-İslamizm politikaları ile  Rusların, İngilizlerin ve diğer emperyal  güçlerin  önünü keserek Töton İmparatorluğunun önünü açmak istiyorlardı .

Pancılık  akımları genişleyerek yayılırken,  Avrupa’nın ortalarında Almanlar ile Ruslar arasında  sıkışıp kalan Macarlar da kendilerini kurtarmak üzere ulusal çıkarları doğrultusunda iki emperyalist güce karşı  yeni bir  birleştirici bir yol arıyorlardı . Cermenler ve Slavlar kadar  geniş nüfusa sahip olmayan Macar devleti ,  Avusturya’dan ayrıldıktan sonra kendi gelmiş oldukları kökenlerine uygun bir yeni birleştirici  akımı , Pan-Turanizm olarak  başkent Budapeşte’den resmen ilan ediyorlardı .

Cermenler gibi Avrupalı olmayan ve  Ural-Altay bölgesinden göç ederek  Avrupa kıtasına gelen Macarlar , bir Pancılık akımı yaratarak Ruslara ve Cermenlere karşı kendilerini koruyamayınca ,bunun üzerine  Hazar kökenli Macar aydınlarının öncülüğünde , İran bölgesinin kuzeyinde yer alan Turan bölgesinde bir büyük birlik kurmayı hedefleyen  Pan-Turanizm akımını  Avrasya hegemonyasında yeni bir alternatif olarak  ortaya koyuyorlardı .

Macar Musevilerinin öncülüğünde örgütlenen  bu yeni akım , Hazar döneminden gelme bir birikimi  Türkler ile akraba bir boy olan Macarların önüne koyuyordu. Onuncu yüzyılda Tuna nehri kıyılarında bir krallık kurmuş olan  Macarlar , Almanların ve Rusların dayattıkları Pancılık akımlarına karşı hem kendilerini korumak , hem de  geldikleri bölge ile yaşadıkları bölgeler arasında bir köprü oluşturabilmek üzere Pan-Turanizme yöneliyorlardı . Rusya sonrası bir bölgesel hegemonya arayan  Macar Turancıları,   arzu edildiği gibi Slavlara ve Cermenlere karşı güçlü bir alternatif  oluşturamadılar. Rusların  ve  Cermenlerin alternatif akımları,  Pan-Ortodoksculuk  ya da Pan-İslamizm olarak devreye girdiği aşamada , Macar Turancıları bu dini hegemonya arayışına karşı bir Pan-Judaizmi ya da Pan-Siyonizmi  açıktan ortaya koyarak savunamadılar . Bu yüzden de Avrasya’nın geleceği ile ilgili akımlar arasındaki  yarışta Pan-Turanizm biraz geride kalıyordu .

Macaristan’da doğan Pan-Turanizm akımı yeterince etkili olamayınca , bu akımı daha da güçlendirmek üzere Türkcülük akımlarından  yararlanmak istenildi ve  Pan-Turanizm’in tamamlayıcısı bir doğrultuda Pan-Türkizmi de devreye sokarak sonuç almaya çalıştılar.  Ancak gene de Cermenlere ve Ruslara karşı  başarılı olamadılar .O dönemde Türkçülük Macaristan’da değil ama Rusya’da yaygınlaşıyordu . Ayrıca Paris’e giderek eğitim alan Osmanlı aydınlarının da Jön-Türk akımına kapılmaları yüzünden , Türk dünyasına yönelen birleştirici bir hareket olmak  açısından Rusya ve Fransa gibi devletler  öne çıkıyordu . İngiltere’nin Budapeşte üzerinden Avrasya Türk dünyası ile yakından ilgilenmesi  ve Vambery gibi bir Türkologu  Orta Asya bölgesine göndermesi  üzerine  gündeme gelen , Pan-Türkizm akımı da  Jön-Türkizm akımı ile birlikte devreye giriyordu . Pan-Turanizmin yaratmış olduğu ortamdan yararlanan Türkçüler ,hem  Fransa üzerinden İsviçre’de  Türkçülüğe yöneliyorlar , hem de  Macaristan üzerinden  yeni bir Pan-Türkizmi Osmanlı ülkesine taşımaya öncelik veriyorlardı . Pan-Turanizmi desteklemek üzere öne çıkarılan Pan-Türkizm akımı ,kısa  bir süre içinde  daha etkili olarak öne çıkıyor ve  Osmanlı sonrası dönem için bir Türk devletinin kurulmasını sağlayacak derecede önemli siyasal  birikimi  imparatorluk sonrası dönemde devreye girebilecek düzeyde öne çıkarıyordu . Paris’teki Jön-Türk birikimi Budapeşte’deki Pan-Türkizm  akımı ile  birleşince , Anadolu yarımadası üzerinde  çağdaş  Türk devleti kuracak düzeyde birleştirici bir Türkçü açılım gündeme getiriliyordu .

Daha sonra Türk milliyetçiliğini bir akım olarak  geliştiren bu birikim , bir ulus devlet olarak Türkiye Cumhuriyetinin tarih sahnesine çıkması açısından da yardımcı oluyordu . Avrasya’nın geleceği için Cermenler ve Ruslar arasındaki çekişmeye Budapeşte merkezli Pan-Turanizm üzerinden,  Türkler de  Pan-Türkizm akımını bu aşamada devreye sokarak  katılıyorlardı .Böylece yirminci yüzyılın yeni  dünya düzeni  arayışı merkezi alanda bir çekişme ile öne çıkıyordu.
 

Önceki ve Sonraki Yazılar