Doğan Satmış

Doğan Satmış

Yazar

Atatürk’ün gönderdiği bir çekmece dolusu altını geri çeviren Şeyhülislam kimdi?

A+A-

Duayen gazeteci Oktay Ekşi, geçtiğimiz günlerde eski Başbakan Suat Hayri Ürgüplü’nün anılarını kaleme aldı. Kitap “Beyefendi” adıyla MD Yayınlarından piyasa çıktı.  Suat Hayri Ürgüplü 1903 ile 1981 yılları arasında yaşamış bir politikacıydı, 1965 yılında bir süre Başbakanlık yapmıştı.

Ancak Ürgüplü’nün bir başka özelliği daha vardı, babası Ürgüplü Mustafa Hayri Efendi Osmanlı İmparatorluğu’nun son döneminin Şehülislam’larından biriydi. 1014 ile 1916 yılları arasında Şeyhülislamlık yapmış, 1. Dünya Savaşı’na katılmanın fetvasını da o vermişti. Ayrıca Şura-yı Devlet (Danıştay) Başkanlığı, Niğde milletvekilli ve bakanlık da yapmıştı. Sonra işgal yıllarında İngilizler tarafından Malta’ya sürgüne gönderildi, Milli Mücadele’de Atatürk’ün yanında durdu.

Kitabı okuyunca, özellikle Suat Hayri Bey’in Şeyhülislam babasının, bir din adamı olarak ‘para’, ‘iltimas’ ve ‘makam’ konusunda ne kadar hassas olduğunu görüyorsunuz.

Günümüzde dindar geçinen bazı insanların ‘para’, İiltimas’, ‘lüks’, ‘makam’ aşkını görünce de ister istemez şaşırıyor insan.

Gelelim kitaptan birkaç anıya. Suat Hayri Ürgüplü anlatıyor:

“Biz üç kardeş Galatasaray Lisesi’nde, özel bir yatakhanede kalıyorduk. Burada yedi, sekiz şehzade vardı. Padişahın çocukları, torunları ve padişahın damadının kardeşleri ve ayrıca bakan çocukları.  Harp sırasında bütün mektep öğrencileri normal yemeği yerken- ki çok kötü yemeklerdi- biz müdürün yanında, bütün şehzadelerle birlikte çok iyi yemekler yiyorduk. Bir gün babam sorunca kardeşim, bizim öteki çocuklar gibi soğuk yatakhanelerde değil, özel yatakhanede yattığımızı, müdürle özel yemekler yediğimizi anlattı. Birkaç gün sonra müdür yardımcısı gelip bizi sınıftan çıkardı ve “Babanız geldi, müdür beye size ayrıcalık tanımamamızı istedi. Müdür bey bozuldu. Bundan böyle normal yatakhanede kalıp, normal yemek yiyeceksiniz, şehzadelerin yatığı yerlere girmeyeceksiniz, okula girerken ve teneffüslerde de sıraya gireceksiniz” dedi. Kardeşlerim biraz zorlandı ama bu durum beni sevindirmişti.”

Birbirinden ilginç anılarla dolu olan kitapta, Atatürk’ün Hayri Efendi’nin çocuklarına çok özel ilgi gösterdiği net bir şekilde görülüyor.  Devam edelim:

“İşgal yıllarıydı, babam o sırada Malta’da hapisteydi. Okul parasını ödeyemiyorduk. Bir gün Müdür Yardımcısı çağırdı. ‘Seni bekleyen biri var’ dedi. Gittim, adam benim Şeyhülislam Hayri Efendinin oğlu olduğumu öğrendikten sonra ‘Al, bu parayı (altınları) Mustafa Kemal Paşa gönderdi. Cebine koy. Yarın bozdurur okul taksitlerini ödersin’ dedi.  Sonradan adamı teşhis ettim, Karesi (Balikesir) Milletvekili Vehbi hoca idi. O parayla kardeşim ve ben okulun taksitlerini ödedik ve okuyabildik. Bir gün okul numaramızın değiştiğini bildirdiler. Sebebini sonra öğrendik. O para bitmişti. Mustafa Kemal Paşa durumumuzu öğrenmiş. Bizi “parasız yatılı” öğrenciler arasına ayırtmış. Parasız yatılıların numaraları ayrıymış.”

 

Oktay Abi’nin izniyle, kitaptan son bir anı daha paylaşmak isterim. Bu kez, Kurtuluş Savaşı bitmiş, Türkiye Cumhuriyeti kurulmuş:

“Malta’dan sürgün dönüşünde Mustafa Kemal Paşa’nın isteği üzerine babam Ankara’ya geliyor ve Paşayla görüşüyor. Atatürk kendisine makam teklif ediyor. Babam: ‘Hayır, diyor. Benden sonra buraya gelecekler olur. Bunlar da senin arkadaşlarındır ama hepsi senin yüzbaşılığını binbaşılığını bilirler. Rütbeleri de senden önde idi. Seni küçük görebilirler, işini bozarlar. Beni almazsan benden sonrakileri de almaman için bir sebep olur’ demişti.”

Ve Suat hayri Bey’den son bir anı:

 “Bir gün iki kişi Ürgüp’te yürürken beni çevirdi. Kıyafetimden tahmin etmişler. ‘Sen Hayri Beyin oğlu musun?’ dediler. ‘Evet’ dedim, onları eve götürdüm. Biri Mazhar Müfit Bey, öteki Abdülkadir Kemal Bey imiş. Babama Mustafa Kemal Paşanın gönderdiği ufak bir çekmece getirmişler. Babamın yanına koymuşlar. Çekmece açık, içi altın doluydu. Babam: ‘Katiyen kabul etmem. Kemal Paşa’ya söyleyin. Gözlerinden öperim. Memleket bizden fazla muhtaçtır. Bana bunları vermeyin.”

Peki Atatürk, Ürgüplü Hayri Efendi’ye neden bu muhabbeti duyuyordu? Bunun nedenini pek bilemiyoruz. Oktay abi, “Atatürk gençliğinde İttihat ve Terakki’ciydi, Hayri Efendi de bozulmamış bir İttihat ve Terakkici’ydi. Herhalde o günlerden gelen bir dostluk var” dedi. Zaten Hayri Efendi’nin Cumhuriyet kurulduktan sonra, görev teklifini reddedip, Ankara’dan uzak durması zaten bu dostluğa ne kadar önem verdiğini gösteriyor.

Oktay Abi’nin kitabı yazmasının öyküsü de ilginç. Bundan 40 yıl kadar önce Suat Hayri Ürgüplü, bir yazısı için kendisini aramış, buluşmuşlar. Oktay abi kendisine “Neden anılarınızı yazmıyorsunuz?” diye sormuş, olanağı olmadığını anlayınca, genç bir gazeteciyi gönderip, anlattıklarını banda aldırmış, sonra da bunları evin bir köşesinde unutmuş. Yıllar sonra hem bantları hem de Suat Hayri Ürgüplü’nün oğlunun gönderdiği notları bulunca Oktay Abi oturup kitabı yazdı. Kitabın basımında benim de katkım oldu, bu açıdan da ayrıca mutluyum.

Kitabı okuyun, çok güzel anılar bulacaksınız.

unnamed-002.png

 

Önceki ve Sonraki Yazılar