1. YAZARLAR

  2. Prof. Dr. Anıl Çeçen

  3. Asıl Oyun Şimdi Başlıyor (3)
Prof. Dr. Anıl Çeçen

Prof. Dr. Anıl Çeçen

yazar
Yazarın Tüm Yazıları >

Asıl Oyun Şimdi Başlıyor (3)

A+A-


Batılı sömürge imparatorlukları arasındaki kıtalar üzerinde egemen olabilme doğrultusundaki çekişmeler dünyayı birinci cihan savaşına götürmüş, kıtaları fetheden batılılar dünyanın merkezi coğrafyasına doğru bir hegemonya girişimi başlattıkları aşamada, üç doğu imparatorluğunu ortadan kaldıracak bir dünya savaşını insanlığın gündemine zorla dayatmışlardır. Savaş sonrasında doğu imparatorlukları ortadan kalkarken, batının sömürge imparatorlukları da dağılma aşamasına gelmiştir. Yirminci yüzyıla girerken var olan yirmi devlet, bu yüzyıldan çıkarken iki yüz devlet haline gelmiş ve böylece ulusalcılık akımları sayesinde imparatorlukların yerini ulus devletler almıştır. Uluslararası düzende ulus devlet önce varlığını koruma doğrultusunda kendisini güçlendirmeye çalışmıştır. Güçlenen ulus devletler, daha sonraki aşamalarda kendi bölgesindeki diğer devletler üzerinde etki ve baskısını artırmaya çalışmıştır. Her ulus devlet diğerleri le rekabete girerken, büyük ulus devletler küçük ve orta boy devletler üzerinde rekabete girerek, bunları kendilerine bağlayabilmenin yollarını aramışlardır. Büyük ulus devletler komşuları üzerinde hegemonya kurarak yeni bir tür sömürge imparatorluğunu kendi çevrelerinde oluşturabilmenin yollarını ararken, bazıları da çeşitli senaryolar doğrultusunda dünyanın diğer kıtaları üzerindeki devletler ile yakın ilişkiler oluşturarak, geleceğe yönelik imparatorluk arayışlarının örneklerini ortaya koymuşlardır. Ulus devletlerin çekişmeleri zamanla küçük ve zayıf olanların tasfiyesine giden yolu açmış, orta boy ulus devletler ise, ayakta kalabilmek için daha da güçlenerek büyüyebilmenin arayışı içinde olmuşlardır. Orta boy ulus devletler sahip oldukları jeopolitik konumlarını küresel gelişmeler karşısında iyi ve doğru değerlendirebildikleri aşamada büyüyebilmişler, aksi durumda giderek zayıflayarak yeniden sömürgeleşme bataklığına düşmüşlerdir.

Orta çağ sonrasında bütün dünyaya egemen olan batı sömürgeciliğinin temsilcisi olan büyük devletler, aradan geçen zaman dilimi içinde bağımsızlık kazanan eski sömürgelerini ellerinde tutabilmek için ellerinden gelen her yolu denemişler, eskiden olduğu gibi yakın ilişkileri ve bağlantıları yeni dönemlerde de sürdürebilmenin yollarını aramışlardır. Devlet kapitalizminin ötesinde batılı ülkelerin şirketleri fazlasıyla büyüyerek, dünya sahnesine çıkmışlar ve kendi devletlerinin desteği ile şirket emperyalizmi olarak piyasa kapitalizmini yer kürenin bütün halklarına ve ülkelerine yeni emperyal düzen olarak dayatılmışlardır. Bu doğrultuda dünya ülkelerinin hem maddelerine ve enerji kaynaklarına uluslararası tekeller el koyarken, çeşitli senaryolar ve komplolar sahneye konulabilmiştir. Uluslararası bir bakır tekeli olan ITT şirketi, Şili'nin bakır madenlerine el koymak isteyince, sosyalist yönetimi iktidardan indirmek üzere darbe senaryosu düzenlenebiliyor, genelkurmay başkanı darbe senaryosuna direnince, onu bir trafik kazasıyla bertaraf edebilmenin yolu bulunup, istihbarat servislerinin aracılığı ile sosyalist yönetimi işbaşından uzaklaştıracak darbenin önü açılabiliyordu. Yirminci yüzyılda Asya ve Afrika ülkelerinin bütün yer altı kaynaklarına el konulurken, her ülke için ayrı bir senaryo hazırlanıyor, dünyanın bütün ülkeleri ile ilgili bütün bilgiler toplanarak düşünce kuruluşlarında her ülke için en uygun senaryolar üretilerek, bu gübü planları uygulayacak işbirlikçi politikacılar, ya da bu doğrultuda yetenekli gençler bulunarak batı emperyalizminin çıkarları doğrultusunda yetiştirildikten sonra devreye sokularak yeni sömürge düzenleri bu tür taşeronlar aracılığı ile kurulabiliyordu. Özellikle dünya enerji sorunu, enerji kaynakları bol olan ülkeler üzerinden çözülmek istendiği için, doğalgaz ve petrol sahibi ülkelerde çok uluslu enerji şirketlerinin çıkarlarını gerçekleştirecek senaryolar hazırlanarak uygulama alanlarına aktarılabiliyordu.

Orta Doğu bölgesi bu konuda en önde gelen çekişme ve sıcak çatışma alanı olarak enerji kavgasının ana merkezi konumuna geliyordu. Enerji tekeli olan şirketler, kaynaklara el koyabilmek için her yolu denerken, darbeler ve savaşlar birbirini izliyordu. Yirminci yüzyılın başlarında merkezi  alana İngiltere ve Fransa imparatorlukları kendi çıkarları doğrultusunda biçim veriyorlardı. İkinci Dünya Savaşı sonrasında, savaşın galibi olan Amerika Birleşik Devletleri bölgeye gelerek Nato üzerinden yerleşiyor ve daha sonra da iki bin yıllık rüya olan İsrail'i kudurarak, kutsal topraklar ilan edilen merkezi alana farklı bir biçim vermeye yöneliyordu. Bu nedenle, Büyük Orta Doğu Projesi ABD'nin bölgeye geldiği yıl, Büyük İsrail projesi de bu devletin kurulduğu sene başlatılıyordu. Sovyetler Birliği varken geçerli olan Soğuk Savaş döneminde ABD-İsrail ikilisi geleceğe dönük planlarını gizli gizli Türkiye ve bölge devletleri üzerinden yürütürken, küreselleşme aşamasına gelinmesinden sonra daha açık yollara giderek, merkezi alanı Atlantik emperyalizmi ile Siyonizm ortaklığının hegemonyası altına sokabilmenin girişimlerini, birbiri ardı sıra bölge halklarını zorlayıcı bir biçimde gündeme getiriyorlardı. Lübnan'ın Bekaa vadisini terör merkezi yapan bu ortaklık sonucunda, İsrail'in beka sorununun çözümü için bütün bölge ülkelerinin başına terör belası sardırılıyordu. Terör ile bölge düzeni çökertilerek gelecekte ABD-İsrail ikilisinin planları doğrultusunda bir yeni yapılanma oluşturulmak isteniyordu. Terörü kullanmasını iyi bilen ABD-İsrail ikilisi merkezi alanın ötesine giderek tüm müslüman ülkeler ile Asya ve Afrika devletlerinin işgal ettiği topraklarda her türlü terörü ve savaşı geçerli bir hale getiriyorlardı. Terör emperyalizmin en büyük silahı olurken, yeniden sömürgeleştirmek istenilen ülkelerin halkları da yok pahasına ölüme mahkum ediliyorlardı.

Emperyal güçler,  tam bir dünya hegemonyası için, dünya halklarını korkutma ve sindirme doğrultusunda terörü en büyük silah olarak acımasızca kullanıyorlardı. Terör onlar için oyuncak olduğundan, Orta Doğu bölgesi ve İslam dünyasına kolayca saldırabilmek üzere kendilerini mağdur duruma düşürecek 11 Eylül saldırılarını da, gene kendi kendilerine yaparak dünya kamuoyunu aldatabilmenin yollarını arıyorlardı. Önceleri çok korkan, geçmişten gelen pasifliğini bir türlü kaldırıp atamayan dünya halkları önceleri bu oyunlara kanmışlar, televizyon programları ile Hollywood üzerinden insanlık Siyonizm'in emelleri doğrultusunda kandırılmaya ve de uyutulmaya çalışılmıştır. Birbiri ardı sıra yaşanan olaylar, artık gerçekleri gün ışığına çıkarınca mızrak çuvala sığmamaya başlamış ve gerçekler belirginleşince dünya kamuoyu uyanarak, Batı emperyalizmi ve Siyonizm ortaklığının suçunu görebilmiştir. Dünya enerji kaynaklarının toplandığı yer olan merkezi coğrafyada bir düzen kurmuş olan eski emperyalistler olarak İngiltere ve Fransa ikilisine karşı, yeni emperyalisler olarak ABD ve İsrail ikilisi yeni siyasal senaryolar ile devreye girmişlerdir. Terörün yetmediği yerde savaş, sıcak çatışmaların yetersiz kaldığı aşamalarda ekonomik kriz ve siyasal baskı yöntemleri ile emperyalizm sürekli olarak sonuç almaya çalışmış ve bu yüzden de miilonlarca masum insan katledilmiştir. Zengin iş adamlarının masalarının önünde dünya küresi ile oynadıkları gibi, emperyalizm ve Siyonizm ikilisi de bütün dünya devletleri ve halkları ile oynamayı adet haline getirmişlerdir. Gizli dünya devletinin kurucusu olan büyük patronlar her zaman için kendi devletlerine emirler vererek, her türlü saldırganlığı beş kıta üzerinde sergilerken, uluslararası ilişkiler artık bir oyun haline gelmiştir. Batılı ülkeler bu aşamadan sonra daha da ileri giderek, oyun teorileri oluşturmuşlar ve uluslararası alanda hangi oyunları oynarlarsa daha fazla kazanç çıkabileceklerinin hesaplarını yapmışlardır. Her emperyal güç dünyanın gelmiş olduğu yeni aşamada genel durum tespiti yaparak, en üst düzeyde çıkarlarını korumak ve daha fazla kazanabilmek üzere her türlü senaryo üzerinden çeşitli oyunları hedefledikleri ülkelerin, ya da halkların başına çorap ağı gibi örerek sonuç almak istemişlerdir. Onların bu oyunculuğu yüzünden dünya halklarının başı beladan hiçbir zaman kurtulmamıştır.

Yirminci yüzyılın başlarından Batılı emperyalistlerin Ortadoğu'ya gelerek merkezi alanda çekişme içine girmesine, uluslararası ilişkiler dalında Büyük Oyun adı verilmiştir. Eski emperyalisler olarak İngiltere ve Fransa bölgeye gelirken, diğer emperyal güçler olan Almanya ve Rusya bu duruma karşı çıkmaya başlamışlar ve böylece, dünyanın merkezinde kendi hegemonyasını kurmak isteyen emperyal güçler arasında bir Büyük Oyun oynanmaya başlamıştır. İkinci Dünya Savaşı'nın galibi olarak ABD'nin merkeze gelmesi ve iki bin yılı sonra üçüncü kez İsrail devletini kurdurmasıyla, yüz yıl önce başlamış olan Büyük Oyun yeniden sahnelenmeye başlamıştır. Uluslararası ilişkiler devletler arasında geliştirildiği için, her devletin sahip olduğu jeopolitik konumu ve özel durumları, ilişkilerin gelişmesinde belirleyici olmaktadır. Her devlet bu nedenle kendi ülkesinin merkezi gücü olarak ülkenin ulusal çıkarları doğrultusunda politikalar geliştirerek, bunları uygulamak ve diplomasi yolu ile de bu yaklaşımlarını uluslararası alanda tanıtarak, kendi etkinlik alanına genişletmek doğrultusunda yaygınlaştırmak zorundadır. Bu nedenle kendini bilen her devlet kendi plan ve programlarını belirli senaryolar doğrultusunda gerçekleştirmeye çalışır.  Kendi merkezi gücünü koruyamayan ya da iç bünyesinde paralel devlet yapılanmalarının oluşumunu önleyemeyen devletler ise, emperyalistlerin taşeronu ya da sömürgesi olmaktan kurtulamazlar. Oyun kuran her büyük devlet, kendi oluşturduğu senaryoda küçük ve orta boy devletleri diğer büyük güçlere karşı kullanabilmenin hesaplarını yaparak adımlarını atmaktadır. Bu yüzden de, küçük ve orta boy devletler büyük güçlerin ve emperyal devletlerin çekişme ve çatışma alanı konumundadır. Çatışmaların çok şiddetli bir aşamaya geldiği noktada ise, dünyanın yeri emperyalist devletler için savaş alanı olarak öne çıkmaktadır.

I. Dünya Savaaşı ile beraber dünya politikaları Avrasya bölgesine gelerek kilitlenince, İstanbul'un doğusundan başlayan çekişmeler ve rekabet düzeni tam anlamıyla bitmeyen bir oyun olarak öne çıkmıştır. Bu alanda oyunlar başlamış ama bitmemiş, Soğuk Savaş döneminde devam ettiği gibi küreselleşme aşamasında da oyunlar başka biçimlerde devam ettirilerek, sahnelenen oyunlar, giderek bir Büyük Oyun'a dönüşmüştür. Avrupa kıtasının ortalarından başlayan çekişme macerası doğuya açılım olarak anlaşılmış, Asya'nın her bölgesi batı ülkelerinin doğuya açılışının başlıca konusu haline gelmiştir. Osmanlı, Rus ve Avusturya-Macaristan İmparatorluklarının çöküşü ile ortaya çıkan otorite boşluğu alanlarında Batılı devletler kendi hegemonyalarını kurabilmenin arayışı içinde olmuşlar ve bu yüzden de iki cihan savaşı aracılığı ile büyük bir çatışma dönemi yaşamışlardır. I. Dünya Savaşı, imparatorlukları ortadan kaldırınca eski emperyalistler olarak İngiltere ve Fransa bölgeye yerleşmişler, İkinci Dünya Savaşı sonrasında ise ABD ve İsrail ikilisinin merkezi alana gelmesiyle beraber de ciddi bir çekişme yaşandığı için, bitmeyen oyun her aşamada tırmandırılarak bir Büyük Oyun'a dönüştürülmüştür. Orta Doğu ülkelerininden bölgeye giren emperyal güçler, Kafkasya ve Hazar'a doğru ilerlemeye başlayınca, Orta Asya ve çevresi Büyük Oyun'un ana hedefi haline helmiştir. Bu aşamada, Rusya'da gerçekleştirilen Sovyet devrimi, Büyük Oyun'un bir üre için durdurarak yarım yüzyıllık bir statüko oluşturunca, bölgede sakinlik sağlanabilmiştir. Demirperde uygulaması, batılı güçlerin doğu bölgelerine ulaşmasını önleyebilmek üzere ideolojik imparatorluğa yaptırılan bir uygulama olmuştur. Yeni emperyalistler olan ABD ve Yahudi lobileri İngiltere, Fransa ve Almanya'nın önlerini kesmek üzere Sovyet devrimine dolaylı yollardan destek sağlayarak, Büyük Oyun'un Soğuk Savaş döneminde de sürdürülmesini sağlamışlardır. Osmanlı topraklarını ele geçiren İngiltere ve Fransa ikilisi, Kafkaslar bölgesinden Rusya'ya tam girme aşamasına geldiği noktada, New York Yahudi lobisinin verdiği yüzbinlerce dolar ile Kızıl Ordu kurularak, Alman destekli Osmanlı ordusunun Azerbaycan'dan çıkartılması sağlanabilmiştir. Sarıkamış'ta 90 bin asker bu kavga yüzünden şehit olmuştur. Amerika'nın dolaylı desteği ile eski emperyalistlerin Rusya'yı ele geçirmesi önlenerek, yeni emperyalistlerin gelecekte, merkezi alanı ele geçirmesini hazırlayacak bir geçiş dönemi Soğuk Savaş süreci olarak devreye sokulmuştur.

Sovyetler Birliği'ni zamanı gelince bir tek kurşun atmadan, insan hakları emperyalizmi ile dağıtan Atlantik emperyalizmi ve Siyonizm ikilisi,  Demirperde kalkınca Orta Doğu üzerinden Orta Asya'ya doğru geçişin girişimlerini gündeme getirmiştir. Ne var ki,  çeyrek asırlık zorlamalara rağmen tek merkezli dünyayı ABD bir süper güç olarak kuramayınca, Rusya, Çin, Hindistan ve Brezilya gibi dört büyük devlet yeni emperyal merkezler olarak bir araya gelerek, ABD öncülüğündeki batılı ilkeler hegemonyasına karşı savaş açmışlardır. Yeni gelinen noktada artık batılı güçlere karşı doğulu güçler de bir denge unsuru olarak ortaya çıkmışlardır. Dünya nüfusunun yarısının yaşadığı Çin ve Hindistan  gibi ülkelerin büyüklüğü karşısında batı ekonomisi doğuya doğru kaymaya başlamış, dünya topraklarının altında birini sınırları içinde kontrol eden Rusya Federasyonu yeni süper güç olarak, tüm batılı güçlere meydan okuyarak hegemonya alanını genişletmeye başlamıştır. Daha önceleri batının büyük devletleri arasında sürdürülen hegemonya çekişmeleri bitmeyen bir büyük oyun olarak devam ederken, şimdi ortaya çıkan doğunun ve güneyin dört büyük emperyalist gücü bitmeyen büyük oyunun daha da büyümesine giden yolu açmıştır. İran, Endonezya, Nijerya, Meksika, Güney Afrika gibi ikinci derece büyük ülkeler de,  yarışma alanına yeni merkezler olarak girince, ortalık iyice karışmış ve bitmeyen oyun iyice büyüyerek dev bir kapışma sürecine doğru dünyayı sürüklemiştir.

Yeni dönemde her büyük devlet kendi bölgesinin tam patronu olmak istemekte, arada kalan bölgelerde ise diğer güçlere karşı ön planda yer alarak, buralarda da etkinlik alanlarını genişletmeye çalışmaktadır. Yeni emperyal güçler eskileri ile takışıp dururken, doğu güçlerinin de devreye girmesiyle birlikte tam anlamıyla bir büyük oyun dünya sahnesinde oynanır hale gelmiştir. Şimdiye kadar oynanan büyük oyunları geride bırakacak düzeyde bir yeni büyük oyun, küresel imparatorluk peşinde koşan ABD-İsrail ikilisi tarafından sahneye konulmaktadır. Rusya'nın Kırım'ı işgal ederek Tatarları tasfiyeye yönelmesi ile, bunu izleyen günlerde IŞİD isimli Neocon destekli aşırı terör örgütünün Musul'dan Türkleri tasfiye etmesiyle içine girilen yeni dönemde, merkezi coğrafyanın hem kuzey bölgesi hem de güney sahasında sıcak savaş tehlikeleri tırmandırılmaya başlanmıştır. Rusya'nın elinden eski hegemonya sahasını almak, Çin'i Avrasya bölgesine girişini önlemek, Türklerin yeni bir imparatorluğa yönelmelerine izin vermemek, Arap dünyasını eskisine oranla daha fazla parçalı bir yapıya getirmek, Hindistan'ı bulunduğu yarım adaya hapsetmek, diğer büyük devletlerin dünya ülkeleri üzerinde etkinliklerini artırma girişimlerinin önünü kesmek, bütün dünyayı ABD-İsrail ortaklığında yeni bir küresel imparatorluğa dönüştürmek üzere, Atlantik okyanusunun doğu ve batı kıyılarında yeni senaryolar hazırlanmakta ve şimdiye kadar oynanan büyük oyun bu doğrultuda en büyük oyuna dönüştürülerek, bütün dünya küresel sermayenin diktatörlük düzeni altına alınmaya çalışılmaktadır. Avrasya satranç tahtasında her büyük güç kendi oyununu oynayarak merkezi coğrafya hegemonyası peşinde koşarken, şimdiye kadar oynanan büyük oyun tam anlamıyla bir büyük satranç çekişmesine dönüştürülmektedir. Asıl büyük oyunun Avrasya satranç tahtası üzerinde bir büyük satranç maçına dönüştüğü bu aşamada, satrancın ortaya çıktığı Hindistan ile, ruletin Rus ruletine dönüştüğü Rusya ve ilk uygarlığın sarı ırmak kenarlarında doğduğu Çin gibi üç büyük Asya gücünün, son sözü söyleyebileceği yeni bir dünyaya doğru gezegenin yol aldığı görülmektedir. Sekiz milyarlık bir dünyanın yönetim sorumluluğunu üstlenmek istemeyen batılı emperyalistler, Avrasya alanında bir üçüncü dünya savaşını büyük oyunun yeni senaryosu olarak devreye sokmaya çalışmaktadırlar. Dünya halkları ve bütün insanlık böylesine bir büyük oyunun getirdiği tehditler ile karşı karşıyadır. İnsanlığın birleşmesiyle bu tür bir felaket önlenebilecektir.

Önceki ve Sonraki Yazılar