Cüneyt Şaşmaz

Cüneyt Şaşmaz

Yazar

ANADOLU İHTİLALİ: ERZURUM KONGRESİ!

A+A-
Bir şey değişir her şey değişir.
9 Temmuz 1919 sabahında Mustafa Kemal Paşa rütbelerini terk etmiş eski bir kumandan'dır.
Hükümetle arasının iyi olduğunu söylemek de mümkün değildir.
Hal böyleyken...
Delegeler Erzurum'a gelmektedirler.
Özellikle, Trabzon delegeleri, Kongre'nin daha önce kararlaştırılan 10 Temmuz tarihinde yapılacağını düşünerek Erzurum'da bulunmaktadırlar.
(Goloğlu, a.g.e., s. 75-77)
Mustafa Kemal Paşa, bu dönemi, gelen delegelerle, zaman zaman harita üzerinde stratejik derinliği olan sohbetlerle geçirir.
Delegeleri daha yakından tanıma fırsatı bulur.

(Fahri Belen, Türk Kurtuluş Savaşı, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., Ankara, 1983, s. 94)
Bu süreç, politik önderliğin de muhkemleştirilmeye başladığı bir dönem olmuştur.
Nitekim...
Albayrak gazetesi, 14 Temmuz'da; "Anafartalar'da ulusal onuru, tarihin şimdiki kuşaktan beklediği kutsal görevi en iyi biçimde yapan ve yücelten bu saygın komutanı, bugün de mücadelenin başında görmek mutlu bir görüntüdür" haberini verir.
(Turan, a.g.e., s. 244)
Burada Süleyman Necati Bey’in yapmaya çalıştığı, içi boş bir siyasi reklamcılık değildir.
Nüans?!
İngiliz Elçiliği’nin kapısını aşındırarak ikbal arayan hükümet tavrı karşısında "sinei millete bir ferdi mücahid" olan Reis Paşa ile bağımsızlık arzusunun gerilimini duyan kesimleri buluşturmaktır.
Kongre sürecinde yaşanan sıcak diyaloglar da bunun ifadesi olsa gerektir.

(Dursunoğlu, a.g.e., s. 111
Göldaş, Mustafa Kemal Paşa'nın bölgedeki faaliyetlerinin Kürdistan Teali Cemiyeti'nin Paris'te sürdürdüğü "bağımsız Kürdistan" arayışlarını boşa çıkarttığını söyler.
İsmail Göldaş, Kürdistan Teali Cemiyeti, Doz Yay., İstanbul, 1991, s. 152. Mango, Mustafa Kemal Paşa’nın bu başarısını I. Dünya Savaşı sürecinde Muş ve Bitlis’i düşman elinden kurtaran askeri başarısına ve aşiret dokularıyla temas kurmasını bilen devlet adamlığı tecrübesine bağlar.
Her iki yaklaşım da önemli bulunmaktadır.
Bkz. Andrew Mango, "Atatürk and the Kurds", Middle Eastern Studies, vol. XXXV, No. 4, October 1999, p. 2-5.)

Çevre illerden geleceklerin gecikeceği dikkate alınarak kongre tarihi ertelenir.
II. Meşrutiyetin ilan edildiği 23 Temmuz günü Kongre toplanır.
Goloğlu’na göre Erzurum Kongresi’ne toplam 56 delege katılmıştır.
Van 2, Bitlis 3, Sivas 11, Trabzon 17, Erzurum 24 delegeyle temsil edilmiştir.

(Goloğlu, a.g.e., s. 88.)
Selek ise kongreye katılan delegelerin 54 kişi olduğu kanaatindedir.
Onun 54 rakamı üzerinden kongrenin sosyal veçhesi şu şekilde ortaya çıkmaktadır:
17 çiftçi, tüccar ve eşraf, 5 emekli subay, 4 emekli memur, 5 öğretmen, 4 gazeteci, 5 hukukçu, 2 mühendis, 1 doktor, 6 din adamı, 3 eski mebus, 1 kumandan, 1 eski nazır.

(Sabahattin Selek, Anadolu İhtilali I, İstanbul, 1966, s. 270)
Kongre, Şiran Müftüsü Hasan Fahri Efendi’nin Arapça yaptığı bir dua ile açılır.
Müftü efendinin yaptığı duada, "Allahım, Kainatın efendisi hürmetine apaçık gerekleri inkar edenleri ve muarızlarımızı susturmak için noksan ve arızalarından salim olarak sağlam ve açık delilleri buradaki zatların gönüllerine ilham eyle" demesi ve Müslümanların sayıca az iken kazandıkları Bedir Harbi’ne atıf yapması, gene aynı şekilde "Allah nurunu mutlaka tamamlayacaktır. (Tevbe 32)ayetini okumasının, tarihi an ile uyuşan ifadeler olduğunu söylemek gerekir.

(Fahrettin Kırzıoğlu, Erzurum Umumi Kongresi, c. II, Kültür Yay., Ankara, 1993, s. 8.)
Hasılı:
İlk gün, 45 mümessilden 38'inin oyuyla Mustafa Kemal Paşa başkan seçilir.
Onun başkan seçilmesinde delegelerle kurduğu temasın etkisi olduğu düşünülmektedir.
Paşa, yaptığı teşekkür konuşmasında, iktidar boşluğuna şu cümlelerle dikkat çeker:
"... sekiz aydan beri birbirini ta'kiben mevki'i iktidâra geçen murâkabei milliyeden âzâde Hükümeti Merkeziyye’nin birbirinin diğerinden daha fenâ olarak gösterdiği za’fü acz âsârından (zayıflık işaretlerinden) ve Pâyitaht’ta ve ba’zı Matbu’ât’ta görülen pek mezmûm (sakıncalı) ihtirâsâttan (tutkulardan) ve Vicdânı Millî’nin inkâr,Kuvâyi Milliye’nin ihmal olunmasından nâşî (ileri gelen), vüs’at (alan) bulmuştur.
Salifül’arz esbâb ve Pâyitahti Saltanat’ın da mahsûr ve tamamiyle murâkabeye tâbî kalması
yüzünden artık bu Vatanda Mukaddesât ve Mukadderâta sâhib bir kudret ve İrâde-i Milliye’nin mevcud olmadığı zehâbî batılı
 (boş fikri) hükümrân olmuş..."

(Kırzıoğlu, a.g.e., s. 15-16)
Mustafa Kemal Paşa, bahsi geçen konuşmasında İzmir, Aydın, Bergama ve Balıkesir’i zikreder.
Gene Mısır, Hindistan, Afganistan, Suriye’de İngilizlerin içine düştükleri zor durumları gündeme getirir.
"Kuvvetini irade-i milliyeden alacak mesul bir hükümetin" aciliyetine işaret eder.

(Kırzıoğlu, a.g.e., s. 20)
Bu yaklaşım, yerel kongrelerin fikri atmosferi ile Mustafa Kemal Paşa’nın bütünleştiğini göstermektedir.
Kongre toplanmasının birinci günü bilcümle belediyelere ve milli cemiyetlere şu telgrafı çeker:
"Vatani Mukaddesi’in parçalanması ve İstiklâli Millimiz’in imhâsı içün mevcûdiyyetimize tevcih edilmiş olan silahı gazab ve tehdîdi kırmak; ve Ermeni ve Yunan ihtirâsına karşı ... fırakı siyâsiyye ve âmâli husûsiyye ve şahsiyyenin fevkinde bulunan kongremiz, Tevfikaati Sübhaniyye ve Rûhâniyyeti Hazreti Peygamberi’ye istinâden Milletin Hürriyet ve İstiklâlini kazandığı Yevmi Mübeccel’e müsadif (mübarek güne denk gelen), bugün açıldı..."

(Kırzıoğlu, a.g.e., s. 24)
Demem o ki:
Burada dikkat çeken husus, her türlü siyasi teşkilattan uzaklıktır.
Bu nokta, Milli Mücadele’nin siyasal teşkilatlanmasının temel yapısı olmuştur.
Nüans?!
Fırka mensubiyetinin dışlanması Sivas Kongresi'nde de, I. TBMM’nin açılışında da görülecektir.

(İhsan Güneş, Birinci TBMM’nin Düşünce Yapısı (1920-1923), Türkiye İş Bankası Yay., Ankara, 1997, s. 9; Tanör, a.g.e., s. 226)
Ezcümle:
Kongre’nin ilk toplantısı için hazırlandığı anlaşılan; fakat üçüncü toplantısında okunan "Rusya’nın Ermeni Meselesini çıkarması ve Erzurum Kongresi Ana Programı Esasları Üzerine" hazırlanan rapor, Rusya’nın, Türkiye’nin Türk dünyası ile birleşmesini engellemeye yönelik politikalarına dikkat çekmektedir:
"Türkiya’nın bu milli ve tarihi mefkûresini beşikte boğmak için Rusya, Müslümanları (yani Azerbaycanlılar) ile Türkiya arasına (Revan, Gümrü, Ahılelek'ten sonra, 1878-1914 arasında da Kars Oltu kesimlerinde) Müslüman olmayan bir unsurun ikame edilmesini düşündü.
Ermeni. Rusya’da Vilâyâti Şarkıyye’de bir Ermenistan tesisini de iltizam etmeye başladı."

(Kırzıoğlu, a.g.e., s. 49)
Nüans?!
Aynı siyaseti, şu anda İngiltere’nin yürüttüğü dile getiriliyor.
Eğer bu gerçekleşirse, "Hükûmeti Osmâniyye’nin İstiklâli, Bekaası ve İstikbâli Millî gibi Mukaddesât bir hayale munkalib olacağından" denilerek Mustafa Kemal Paşa’nın heyete davetinin tarihi gerekçesi dile getirilmiştir.
Başka?!
"İstanbul, İzmir, Adana işgalleri Devletimiz’i elim bir vaziyete sokmuştur. Bugün oralarda Haysiyyeti Devlet ve Hükümet, Hâkimiyyet gibi şeyler aramak maatte’esüf bir serâb arkasından koşmağa benziyor" denildikten sonra, "Vilayâti Şarkıyye ve Anadolu âfâkından tulû edecek" bir ittihadı millinin Âlemi İslam’ın yegane istinâdgâhı olacağı dile getirilir.
(Kırzıoğlu, a.g.e., s. 50)
İstanbul’dan milli vicdanı tatmin edecek bir ses gelmeyince, "Vilâyât-ı Şarkıyye" bu sesi sahiplenir.
Mustafa Kemal Paşa, onun için "Reis Paşa" olur.
Özellikle, Damat Ferit’e yönelik tenkitler çok serttir.
Nitekim...
Sürmene Murahhası Ömer Fevzi Bey, Paris Konferansı’na giden heyetin halkın temsilcileri olmadığını, hiçbir olumlu etki yapamayacaklarını dile getirdikten sonra Damat Ferit’in sunduğu teklifi sert bir şekilde eleştirirken; "Anadolu Halkı’nın kaatili olmak isteyen ve açıktan açığa bizleri ölüm ve felâkete sürüklemek tarîkını iltizâm eden (Damâd-) Ferîd Paşa ve rüfekasının..." ifadeleri oldukça dikkat çekicidir.

(Kırzıoğlu, a.g.e., s. 54)
Fevzi Bey konuşmasını yaparken, Meclis-i Meb’ûsân’ın kapalı olmasını hatırlatarak "Milletin efkâr ve hissiyatını tecelli bir mevkide bulunuyoruz!" der.
Aslında bu durum, içinde bulunulan krizin meşruiyetle aşılabileceğini de göstermektedir.
Bundan dolayıdır ki, Umumi Kongre Heyeti Padişah'a, Meclisi Meb’ûsân’ın derhal açılması gerektiğini belirten bir telgraf çeker.

(Kırzıoğlu, a.g.e., s. 61)
Başka?!
Hınıs Mümessili Alaaddin Paşazade Mehmed Celal/Celaleddin ise, her ne durumda olunursa olunsun muhaceretin yapılmamasını istemektedir:
"Ermeni Rum Mezâlimi’ni(n) katli’âm olacağı düşüncesine karşu hicret etmeyüp o kuvvete mukaabele ile defi ta’arruz edilebilir.
Ve anın içün, hicret edilmeyeceği de kat’îdir."

(Kırzıoğlu, a.g.e., s. 57.
400 bin Ermeni’nin bölgeye yerleştirileceğine dair endişeler başta Mustafa Kemal Paşa olmak üzere delegelerde mevcuttur.
Bkz. Esin Dayı, Erzurum Kongresi ve Elviye-i Selâse Meselesi, AÜ Yay., Erzurum, 1997, s. 39)

Mesele, Kongre'nin dördüncü toplantısında (27 Temmuz 1919) ele alınır.
Program Encümeni, yedi vilayetten göçü yasaklayan karar maddesini kongreye sunar:
"Müdaffaai Milliye Cemiyetleri’nden tebligat yapılmadıkça göç yasaktır."
Madde'nin, program encümenine gönderilmesine oy çokluğu ile karar verilir.
Reis Paşa; "Bizim tarihimiz anlatıyor ki muhâceret (göç) bütün varlığımızı kırıyor. Her halde muhâceretin önünü almak üzere evvelemirde gençlerimiz. Bu mes’ele(nin) hakikaten nazarı dikkate alınması muvafıktır..." diyerek konunun önemini vurgular.

(Esin Dayı, a.g.e., s. 92)
Bunun üzerine:
Necati Beğ/Rize:
"Muhâcerete kat’iyen meydân vermemek daha muvâfık olur."
Yunus Efendi/Of:
"Mademki icâbi halde muhâceret olacaktır.
Şu halde muhâcerete meydan verilmemek ne demektir?"

Cemal Beğ/İspir:
"Muhâcerete kıyam edenler memleketin zenginleridir.
Bunu nazarı dikkate almalıdır..."

Raif Beğ/Erzurum:
"(Şubat 1916’daki Rus işgali üzerine) hicret edüp de İzmir’e gidenler (15 Mayıs 1919’daki Yunan işgalinden beri orada da) felâkete ma’rûz kaldılar" der.

(Esin Dayı, a.g.e., s. 92-93)
Bir toprağa duyulan aidiyet duygusu ile milli devlet olgusu arasında çok köklü bağlar vardır.
Karpat, meseleyi 19.yüzyıl Osmanlı modernleşmesinin en çetrefil sorunu olarak görür.

(Kemal H. Karpat, Osmanlıdan Günümüze Kimlik ve İdeoloji, Timaş Yay., İstanbul, 2011, s. 19)
Katliam riskine rağmen muhaceret konusunda kararlı bir pozisyon alınması, kongreyi, yerel mi genel mi tartışmasının ötesine taşır.
İstanbul Hükümeti’nin ve Padişah’ın ikircikli tutumuna yöneltilen tenkitlerde siyasal bütünlüğün altının çizilmesi, milli devletin inşasına gidilen yolda sosyolojik bünyenin hazır bulunduğuna bir karine olsa gerektir.

(Kemal H. Karpat, a.g.e., s. 93)
Demem şu ki:
Kongrenin siyasal bir parlamento havasında çalışması da oldukça dikkat çekicidir.
En uç fikirler bile ifade imkânı bulmuştur.
Sürmene, Giresun, Tirebolu delegeleri Ömer Fevzi, İbrahim Hamdi, Ali Naci ve Yusuf Ziya’ya ait önergede şöyle denilmektedir:
"... Merkeziyet usulü altında her türlü terakkiyatı ilmiye ve iktisadiyeden mahrum bırakılan Şarki Anadolu vilayetlerinde iklim ve ... nazarı dikkate alınarak ayrı ayrı idari adem-i merkeziyet usulünün kabul edilmesi; idari, mali, teşri bir kanun-ı muvakkatin mevki-i tatbika konulması; kuvve-i zabıtada mahalli ve hizmet-i askeriyede milis teşkilatının kabul edilmesi..."

(Goloğlu, a.g.e., s. 224)
Milli Mücadele’nin selameti açısından kabul edilmemesi makul bulunsa da düşünce hürriyetinin ulaştığı zemini görmek açısından böyle bir önerge önemli bulunmaktadır.
Akşin, Trabzon delegeleri arasında Erzurumlulara kıyasla ademi merkeziyet fikirlerine yatkınlık olduğunu söyler.

(Sina Akşin, İstanbul Hükümetleri ve Milli Mücadele, Cem Yay., İstanbul, 1983, s. 472)
Netice:
Kongre 14 gün süren çalışmasının sonucunda tespit ettiği tüzük ve bu tüzükteki hükümleri ilan etmiştir.
Mustafa Kemal Paşa bunları 7 madde ile özetlemiştir:
1- Milli sınırlar içinde bulunan vatan sınırları bir bütündür.
Birbirinden ayrılamaz.
2- Her türlü yabancı işgal ve müdahalesine karşı ve Osmanlı Hükümeti’nin dağılması halinde millet top yekûn kendisini savunacak ve direnecektir.
3- İstanbul Hükümeti vatanı koruma ve istiklali elde etme gücünü göstermediği takdirde bu gayeyi gerçekleştirmek için geçici bir hükümet kurulacaktır.
Bu hükümet üyeleri milli kongrece seçilecektir.
Kongre toplanmamışsa bu seçimi Heyet-i Temsiliye yapacaktır.

4- Kuva-yı Milliye’yi tek kuvvet olarak tanımak ve milli iradeyi hâkim kılmak esastır.
5- Hıristiyan azınlıklara siyasi hâkimiyet ve sosyal dengemizi bozacak imtiyazlar verilemez.
6- Manda ve Himaye kabul olunamaz.

(Manda ve himaye meselesi, başta Bekir Sami Bey olmak üzere önde gelen bazı komutanlar ve aydınlar tarafından kongre süresince dile getirilmiş olmasına rağmen Mustafa Kemal Paşa’nın temkinli tavrı neticesinde Erzurum’da gündeme gelmemiştir.
Bu konuda bkz, Kadir Kasalak, "Erzurum Kongresi’nin Yapıldığı Günlerde Manda ve Himaye Konusunda Komutanlar Arasında Yazışmalar ve Basında Tartışmalar", Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, c. VIII, S. 23, Mart 1992’den ayrıbasım, s. 397-407, Kadir Kasalak, Milli Mücadele’de Manda ve Himaye Meselesi, (Yayınlanmış Doktora Tezi), Ankara Üniversitesi Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü, Ankara 1991, s. 163-175)
7- Milli Meclis'in derhal toplanmasını ve hükümetin yaptığı işlerin Meclis tarafından kontrol edilmesini sağlamak için çalışılacaktır.
(Atatürk, a.g.e., s. 45-46)
Kongre, gündemdeki maddelerin görüşülmesinden sonra, Şarki Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin tüzüğü kabul edilmiştir.
Bu yeni cemiyet kurulunca, merkezi İstanbul’da bulunan Vilâyat-ı Şarkiye Müdâfaa-i Hukuk-ı Milliye Cemiyeti’nin Doğu illeri şubeleri ile Trabzon Muhafaza-i Hukuk-ı Milliye Cemiyeti’nin Kuzeydoğu Karadeniz bölgesindeki bütün kuruluşları Şarki Anadolu Müdafaa-i Hukuk-ı Milliye
Cemiyeti’ne katılıp birleşmiştir.
Yani?!
Bugünkü idari yapılanmaya göre 25 kadar ili içerisine alan Doğu Anadolu Bölgesi tek bir çatı altında toplanmıştır.

(Goloğlu, a.g.e., s. 111)
Tüzüğe göre yeni cemiyetin merkez yönetim organı, seçilmiş temsilcilerden meydana gelen bir kurul, yani Hey’et-i Temsiliyye olacaktır.
Mustafa Kemal Paşa’nın başkanlığındaki bu heyet milli iradenin temsilcisi olarak yürütme işlerini de üzerine alacaktır.

(Zeki Başar, Erzurum Kongresi, AÜ Yay., Erzurum, 1979, s. 66, 77-78)
Hülasa:
Millet olgusunun siyasi bir teşkilat olarak milli devlet bünyesinde görünür olması, Sanayi İnkılâbı ve Fransız ihtilali sonrasında yaşanan modernleşme süreçleriyle birlikte mümkün olmuştur.
Her etnik grubun böylesi bir politik görünürlülüğe kavuşamamasında tarihi müktesebattan kaynaklanan "öz"ün etkili olduğu düşünülmektedir.
Etnik bir gruba ait kültür ve medeniyet unsurlarının siyasi coğrafyayı kuşatması, etnik çekirdeğin çatlayarak farklı unsurları bünyesine katması, modern öncesi zamanlardan beri yaşanan bir tarihi süreci hatırlatır.
Millete mensup münevver kadronun bu hali hissetmesi ise buhran dönemlerine denk gelmektedir.
Demem o ki:
Türk milleti, Balkan Savaşları’yla başlayan, I. Dünya Savaşı ve ardından Milli Mücadele ile devam eden bir süreçte belki de tarihinin en buhranlı dönemlerini yaşamıştır.
Demem şu ki:
Erzurum Kongresi de bu sürecin bir parçasıdır.
İstanbul Hükümetlerinin milli şahsiyeti dikkate almayan tutumları, temsil mekanizmaları üzerine konulan bariyerler, Mustafa Kemal Paşa liderliğinde verilen mücadelenin mahiyetini belirlemiştir.
Şark vilayetlerinin Türkiye’nin milli bütünlüğünden kopartılarak Ermenilere verileceği endişesi, bölgenin milliyetçi münevverlerinde gerilim oluşturmaya yetmiştir.
Burada milli bütünlüğü inşa sürecinde modern siyasi teşkilatlanmalar, gazeteler, demeçler, mitingler, protesto telgrafları kullanılmıştır.
Bölgenin tarihi ve kültürel dokularına atıf yapılmıştır.
Farklı etnisiteler hars ve medeniyet kavramları çerçevesinde bünyeye dâhil edilmiştir.
Her türlü katliam riskine rağmen vatan toprağının terk edilmeyeceği vurgulanarak millet-teritorya ilişkisi muhkem bir şekilde kurulmuştur.
Bir nevi gecekondu hayali cemaatlerin metodu olan komitacılık, çetecilik, terör gibi illegal yollara sapılmamıştır.

Keza, Mustafa Kemal Paşa ile VŞMHMC temsilcilerinin buluşması da demokratik meşruiyet mekanizmalarının konsolide edilmesinde olumlu neticeler vermiştir.
Ezcümle:
Erzurum’da atılan temeller milli devletin hangi esaslar üzerine inşa edileceğinin çerçevesini sunmuştur.
Bu minvalde Erzurum Kongresi’ni, demokratik temsil mekanizmaları üzerinden milli bütünlüğün inşası olarak görmek mümkündür.
 
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum