1. HABERLER

  2. GÜNCEL

  3. Ali Aslan Dodurga Yazdı: Mükerrer Tarih Mükerrer Kader Olmayacak!
Ali Aslan Dodurga Yazdı: Mükerrer Tarih Mükerrer Kader Olmayacak!

Ali Aslan Dodurga Yazdı: Mükerrer Tarih Mükerrer Kader Olmayacak!

Aziz Türk Milletinin bir asırdan fazla bir zamandır süren makûs kaderi pek yakında yapılacak olan Armageddon rövanşı ile sona erecek, Türklüğün ve insan neslinin zaferi ile son bulacaktır…

A+A-

Herkes biliyor ki;
Siyasi, dinci, iktisadi, sosyal ve militaryen bölücü yapılar, içeriden yol veren işbirlikçiler olmasa asla yol alamazlardı…

Her zaman söyler, yazar ve sık sık tekrar ederim:
Türkün en azılı düşmanları Türk yurduna kapaklanmış ve Türk postuna bürünmüş Türk düşmanlarıdır!

Yani:
Pirincimizin içindeki beyaz taşlardır…

Yani:
“Türkümsü” alçaklardır!

Bu kahpeler;
Ta en başından, bidayetinden beri ‘kitlesel kıyımlarla imha edilen Türkler’e ait mal, mülk, mevki ve makamlara çökenler, erk ve sermayeyi tamamen ele geçirenler, kendilerine Türk kodlaması yapan batı kıçı yalayıcı soyu bozuklardan başkaları değillerdir...

Hiç şüphesiz ki bu kan emici işgal vampirleri;
Türk’ün kendini unutmuş olan inançsız, hedefsiz, ilkesiz, dinsiz, kişiliksiz, alkolik, zinacı, namussuz, siyasal laikçi ve batı işbirlikçisi olan dansöz tayfasını severler...

Bu alçaklar;
Malum dünya güçleri tarafından planlanarak hayata geçirilen kürtçülük, bölücü solculuk, cemaatçi dincilik, bozguncu dernekçilik, gladyocu milliyetçilik, mafyacılık, tetikçilik, suikastçılık, siyasetçilik, beyin yıkama medyacılığı, sinemacılık, tiyatroculuk, komedicilik, romancılık ve benzer ci’lik, cü’lük, ist’cilik, izm’cilik gibi siyasal sekülerci yapılanmaların değişmez mimarları ve memurlarıdır.

Türkleri "MASA"lara ve "KASA"lara getirmemekle, kazayla gelenleri de imha etmekle görevli azılı kamuflaj katiller bunlardır.

Hadi biraz daha açık yazayım bu sefer:

Bilirsiniz…
Çoğu zaman TARİH bir tekerrürden ibarettir.

Tekerrür devam ediyor…
 
Daha dün;
Türk yurdu Anadolu Türklerden nasıl boşaltıldı ve yerlerine mübadeleler, planlı göçler ve sığınmalar marifetiyle göstere göstere bilindik demografik yapılar monte edildi ise, günümüz Irak ve Suriyesinde olanlar da aynı model mühendisliğin tipik bir “kes kopyala yapıştır” uygulamasından başka bir şey değil...
Yalnız bir farkla!
 
Bu sefer monte edilen demografik yapılar “Türkümsüler” değil “Kürdümsüler”!
 
Yani;
Beyaz Kürtler…
 
Yani;
Yuda Kürdiş familyalar…
 
Elbette bu Beyaz Kürtlerin bölgede devlet(cikler) kurabilecek kadar bir nüfusları yok…
 
Dolayısıyla;
Üfürük bir kırmançi milliyetçiliği ile beyinleri yıkanarak “Siyoncu Siyonist Nizam”ın içine tepiştirilmiş çok sayıda gariban primat da vaat edilmiş topraklara dolgu malzemesi olarak ve hatta haşhaşi hazır kıtaları olarak evrile çevrile kullanılmakta ne yazık ki…  
 
Evet, ne yazık ki!
Çünkü dünyadaki en berbat şey “siz aslansınız”, “siz kaplansınız”, “siz kahramansınız” diye gaza getirilip kandırılmak olsa gerek… Hele bir de başlarına bir plastik kahraman çaktıysanız!
 
Konuya devam edelim…
 
Theodor Herzl’in 1897 vaadinin ilk aşaması olan 50 yıl sonrasında bir Siyonist devletin kurulmasının tam da zamanında, 1948‘de gerçekleşmesinden özgüveni artan satanizm, var gücü ile son aşama olan 100. Yıl’da kurulacak “Büyük İsrail”e odaklanmıştı…
 
Ama odağı da optiği de çok sert bir kaya’ya çarparak tuzla buz olacaktı…
 
O kaya;
Sitoplâzmalarına kadar sızdığı için her şeyine vakıf olduğu, dolayısı ile pek de ciddiye almadığı, hatta 1. Dünya Savaşı sonunda bir seri sosyal cerrahiler ile hafızası kaybettirilen ve çantada keklik olarak gördükleri Türklerden başkası değildi…
 
Neredeyse tamamına yakının öldürüldüğü ve geri kalanlarının da Türk’ten başka her şeye benzetilen Türkler yine tarih sahnesine çıkacak ve Türklüklerini yapacaklardı…
 
Bunun üzerine “100. Yıl” Türkiye ayağı çalışmalarına çok erken başlanmış ve tamamı Siyonist arka planlı olan cuntacı darbeler birbirini kovalamıştı…
 
“60 İhtilali” ve meşhur “65 Olayları” sonrasında ilk etapta mevcut Yahudi kökenli ve İsrail bağlantılı lider ve kadroların devreye sokulması ile kurmaca ve çok kurnazca bir Kıbrıs Harekâtı yaptırıldı…
 
Böylece İsrail’in kuzeyi(!) güvene alındı…!
(Savaşın ustaları olan kahraman Mehmetçiğimizi, Mücahitlerimizi ve aziz şehitlerimizi bu kurgunun dışında tutarak ve rahmet, minnet ve şükranla anarak…)  
 
Ama yine de bir türlü olmuyor, planlanmış ve bir takvime bağlanmış aşamalar gerçekleşemiyor, Türkiye arzu edilen kıvama girmiyordu…
 
Ve 90’lı yıllar…!
 
İş(!) mutlaka başarılmalı, hedefe mutlaka varılmalı idi…
 
Gecikmelere tahammül kalmamıştı…
 
Siyonist NATO merkezli bir soykırım teşkilatı olan GLADYO’nun Türkiye ayağı yıllardır eğitmekte olduğu katil timlerini aynen 80 öncesinde de yaptığı gibi sahaya sürmeye başlamıştı...
 
Cinayetler…
Suikastlar…
İnfazlar…
Terör saldırıları…
Patlamalar…
Baskınlar…
Tehditler…
Şantajlar…
Tutuklamalar…
Yangınlar…
Taramalar…
Toplu infazlar…
Kaçırmalar…
Kaset kayıtları…
Telefon kayıtları…
Sabotajlar…
vb. olaylar birbirini kovaladı…
 
Bu süreçte Türkiye son derece birikimli ve çok değerli aydınlarını kaybetti…
 
Lakin eş zamanlı olarak Siyonizmin konvansiyonel bir silahı ve saldırma geleneği olan iktisadi baskılar ile de kıskaca alınan Türkler asla pes etmedi, yılmadı ve teslim olmadı…!
 
Hiç de hesapta olmayan bir şey olmuştu…
 
Kazanan Türkler olmuştu…!!!
 
100. Yıl gelip çatmış hatta üzerinden de birkaç yıl geçmiş ama ABD ve AB desteğindeki “Büyük İsrail Projesi” bir türlü vücut bulamamıştı…
 
Vermiş oldukları tarihler kökten ve toptan sapınca fiyakaları fena bozularak itibar irtifası kaybına uğrayan ‘kehanet’ rabbileri, ‘thesarius’ üstatları, ‘permütasyon’ uzmanları, ‘tetragramaton’ pirleri ve ‘şeytan büyücüleri’ bir bir arazi olmaya başladılar… Olmayanlar da görevlerinden azledildiler…
 
Herkesin moralleri “sıfır”dı…
 
O kadar güç, ihtişam, servet ve muazzam istihbarat hiçbir halta yaramamıştı…
 
Daha da fenası;
Kuruluşunda büyük marifetleri, duhulleri ve gizleri bulunan, “kendi öz koordinatları” olarak gördükleri Türkiye Cumhuriyeti Devleti giderek ellerinden kayıyor, başka bir tabir ile ‘makas değiştirme’ yapıyordu…
 
Bu kesinlikle tahammül ve kabul edilemez bir durumdu…
 
Elbette ki Siyonist operasyonlar kesinlikle durmayacak ve hatta giderek daha da yoğunlaştırılarak hız kazandırılacaktı…
 
Öyle ki;
Daha önce de yaptıkları ve başardıkları bir yöntemle, fakat bu sefer batı tipi bir “devrim”ciliği değil, “din”ciliği kullanarak kaleyi içten yıkacaklardı…
 
Ve uzun yıllardır eğitmekte oldukları ve tüm dünyaya akredite ederek, yüzlerce ülkede organize bir güç haline getirdikleri Siyonist İslamcılara sözde demokratik bir “Yurtta sulh, Cihanda Sulh Darbesi” bile denettireceklerdi…
 
Lakin son ümitleri de ellerinde patlayacak dinci devrimleri ellerine yüzlerine bulaşarak tüm dünyaya rezil olacaklardı…
 
Her yerde başarıya ulaştıkları ve kati sonuç aldıkları operasyonlar Türkiye’de işe yaramıyordu…
 
Yıllardır fütursuzca kullandıkları yol ve yöntemler bir bir sönüyordu…
 
Dedim ya, kazanan Türkler olmuştu…
 
Ama her ne pahasına olursa olsun zaman kaybına kesinlikle tahammül yoktu…
 
Yola devam edilmeliydi…
 
Türkiye en son aşamadaki bir plan evresine bırakılarak nihai hedefe aslanların koruduğu yolda devam edilmeliydi.
 
Soykırımcı, işgalci ve “Tek Dünya Devletçisi” Siyonizmin taşeron orduları olan Amerikan çomarlarının asimetrik saldırılarla yerle bir ettiği Irak’ın Kuzeyi Türklerden (ve Araplardan) temizlenerek Siyonist Kürt Yahudilerinin kanlı önderliğinde satanist bir ‘kıroistan’a dönüştürülmesine hız verildi…
 
Ve bu arada önemli bir ayrıntı dikkatlerden kaçırıldı…
 
Büyük İsrail Projesinin (BİP/BOP) ilk ayağı olan ‘Yahudi Kıroistanı’nın neredeyse tüm alt yapı çalışmaları ve modern şehirlerinin inşası (devlet yapılanması)Türk’lere(!) yaptırılmıştı…
 
Böylece sözde “Büyük İsrail”in en önemli ayağı olan 1. Etap belki de sanılandan daha kolay tamamlanmış oldu…
 
Sıra 2. Etap’a gelmişti…
 
Suriye ayağına!
 
Yani;
Filistin Cephesindeki Megiddo (Nablus) Hezimeti (ihaneti !?) ile aniden elimizden çıkıveren topraklar ve  Kudüs’ün düşmesine, Satanist İsrail’in kurulmasına gidecek olan yolun açılmasına neden olan hala hazmedemediğimiz sürecin son aşaması olan Suriye operasyonlarına...
 
Nihai noktanın “Armageddon Savaşları” ile konulacağı Suriye çok hızlı ve çok kanlı bir iç savaşa sürüklenecek ve 2. Yahudi Kıroistanı da aynen Irak’ta olduğu gibi “Ülkenin Kuzeyi”nde kurulacaktı…
 
Yalnız bu sefer binlerce zayiat veren Amerikan Coni’leri yerine 21.YY icadı olan tam donanımlı katliam/soykırım yapılanmaları (vekâlet savaşları) kullanılacaktı…
 
Ve bir “Made İn Israel” ürünü olan IŞİD (Deaş/Daeş) MOSSAD ajanı olarak yetiştirilen Ebubekir El Bağdadi (Tam ve asıl adı Ibrahim Awwad Ibrahim Ali al-Badri al-Samarrai olan bir Mizrahi! Yani Arap Yahudisi!) liderliğinde devreye sokuldu…
 
Böylece bir taşla çok kuş vurulmuş oldu…
 
Suriye nereden çıktığı belli olmayan İslam ve Müslüman görünümlü, tek tip üniformalı ve yüksek donanımlı birlikler katliam yapıyor, diri diri adam yakıyor, kafa kesiyor ve hatta en kabul edilemez tecavüzleri göstere göstere yapıyorlardı…
 
Zaten batı dünyasında hiç sevilmeyen Müslümanlar artık daha da kötüydü…
 
Dolayısı ile İslam da…
 
Böylece;
“Siyonist İdea”ya batı gözünde hızla meşrutiyet kazandırılıyor, hatta sözde İslami Terör ile başarılı(!) mücadelesinden dolaya İsrail’e (ve taşeron’u ABD’ye) siyasal sekülerci Türkümsülerden de açık destek geliyordu…
 
İşte bu rahatlama psikolojisinin de verdiği gaz ile başta en ciddi Arap gücüne sahip Mısır ve Suudi Arabistan olmak üzere bölgedeki tüm Arap ülkeleri Arap Baharı Operasyonları ile savaş dahi yapmadan devrilerek tek tek teslim alınacak ve GLADYO (NATO!) eğitimli ayrılıkçı terör grupları sahaya itilecekti…
 
Geride itiraz edebilecek tek bir Müslüman/Arap ülkesi kalmamalıydı…
 
Nitekim öyle de odu…
 
Artık Suriye nin Kuzeyinde de bir Yahudi Kıroistanı kurulmasının ve yapılandırılmasının son aşamasına gelinmişti…
 
Ve bu da Irak’ta olduğu gibi yine Türklere yaptırılmalıydı…
 
Bu yöntemle Türklerin kısmen de olsa gönlü alınarak oyalanıyor güçlü ülke içi muhalefet de önemli bir ölçüde engellenmiş oluyordu…
 
Ama daha önemlisi;
Büyük İsrail Projesi karşısındaki en başarılı mukavemet birimleri ve en güçlü karşı koyma timleri de kademe kademe tedricen eritiliyordu…
 
‘Büyük Oyun’ öyle veya böyle devam ediyor ve hedefe giden yolda “son”a yaklaşılıyordu…
 
Sıra en tehlikeli aşama olan Türkiye ve İran ile yapılacak olan “BOP Olimpiyatları Finalleri”ne gelmişti artık…
 
Mümkün olan en kısa zamanda Türkiye ile İran’dan ABD, AB, Birleşmiş Milletler ve NATO desteğindeki “De Fakto” oldubittiler ile koparılacak olan toprak parçalarının üzerinde geçici son iki Yahudi Kıroistanı tesis edilmeliydi…
 
Sonrasında operasyonların bitiş noktası olan Irak, Suriye, Iran ve Türkiye topraklarında kurulmuş olan Yahudi Kürdistan yönetimlerinin bir manifesto eşliğinde “birleşik kıroistan deklarasyonu” yayınlayarak İsrail’e katıldıklarını ilan etmelerine gelebilirdi…
 
İşte kutsal kitaplarda da yer alan zurnanın zırt deliği, yani kıyamet noktası da burası zaten...
 
İsrail’in kendisinden geçerek Lübnan ve Ürdün’ü işgale yürüyeceği, yani son ve gerçek Armageddon Savaşının başlayacağı ve en sonunda Dünya Krallığını (Yapay Zekâ ve Sayısal Kontrol) ilan edeceği dönem!
 
“ŞEYTAN”ın (YHWH!?) Maşiyah sıfatı ile sahneye çıkartılıp “3.Mabet” teki “Fuko’nun Sarkacı”nda zikredilen malum geometrik noktaya makamına oturtulacağı ve Dünyanın Kralı ilan edileceği dönem!
 
Âdem neslinin tamamına yakının öldürülüp geride kalanlarının ‘ŞEYTAN KIRAL’a mikro çipler vasıtasıyla sağlanacak bir esaret sistemi ile köle yapılacağı dönem!
 
Çok heyecanlı bir serüven romanı gibi değil mi?
 
Daha çok renkli ve ilginç birçok ayrıntıya değinmedim bile…
 
HAARP, CHEMTRAILS, GENOM, GDO, EM WEAPONS, FREKANS SAVAŞLARI, VD. gibi!
 
Âdem’in “Yer Yüzü”ne (Bakınız: “Düz Dünya”) indirilişinden beri süregelen bir savaş…
 
Yani binlerce yılın kavgası…
 
“Kovulmuş”un ve aynı kendisi gibi kaderleri sürekli kovulmak olan “kendini klonladığı diaspora kavmi”nin bitmez tükenmez ezik ihtirası…
 
Her seferinde çok zarar vermelerine karşın nakavt olmuşlar!
 
Her seferinde Âdemoğullarına toslamışlar!
 
Her seferinde Âdem nesli Türklere toslamışlar!
 
Halen de “şeytanın yıkılan evinin son duvarı”na toslayıp zırlamaktadırlar!
 
Ne yani?
 
Binlerce yıldır hayatları hem tanrı(lar) hem de Adem oğulları tarafından sürülmekle geçmiş olan Adem Neslinin (GOYİMLER!) tescilli düşmanları olan zırlak bir kavmin dünya hakimiyetini ele geçireceklerine inananlardan değilsiniz değil mi!?
 
20.YY başlarında eşi benzeri görülmemiş ihanetler ve kahpelikler ile muazzam bir soykırıma uğratılan Türkler, mağrur duygularla körleşerek içine düştükleri derin rehavetin ve müzmin ataletin cezasını fazlası ile çekmişlerdir…
 
Gerekli ders alınmış ve geleneksel Türk tipi diriliş başlamıştır…
 
Mükerrer tarihin bu sefer Türklerin mükerrer kaderi olmayacağı aşikârdır…
 
Tek bir şey hariç her misyon değişebilir…
 
Tek bir şey harç!
 
“Türkler Tanrının Kırbacıdır”!
 
İnsanlık suçu işleyenlerin cezası hep bu kırbaçla verile gelmiştir!
 
Yine  öyle olacak!
 
BİZ KAZANACAĞIZ !

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.