AK Parti'li Aktay: "Suudi yönetimi eleştirilmemeli"

AK Parti'li Aktay: "Suudi yönetimi eleştirilmemeli"

AK Parti'li Yasin Aktay, Suudi gazeteci Cemal Kaşıkçı'nın ortadan kaybolmasıyla ilgili olarak Suudi Arabistan'ın eleştirilmemesi gerektiğini söyledi

A+A-

AK Parti Genel Başkan Danışmanı Yasin Aktay, hükümete yakın Yeni Şafak gazetesindeki köşesinde Suudi Arabistan yönetiminin eleştirilmemesi gerektiğini söyledi.

Suudi gazeteci Cemal Kaşıkçı'nın kaybolması hakkında yapılan yorumlarda  S. Arabistan’a verip veriştirmenin bir anlamı ve faydası olmadığını dile getiren Aktay, "Elbette devlet hukuksuz işler yapmaz, yaparsa o devlet değildir. Bu durumda halkını temsil eden bir devletin imkanlarını kullanan ve kendini derin devlet mesabesinde gören çetelerin işgali karşısındayız demektir. Devleti o unsurlardan temizlemek zaruridir" ifadelerini kullandı. 

Türkiye'nin de derin devlet tecrübesi olduğunu da hatırlatan Aktay, "Bizim talebimiz S. Arabistan devletinin her şeyden önce, neticede Türkiye’ye ve bütün insanlığa karşı bir kusur irtikap eden bu kanunsuz yapıların ortaya çıkarılmasıdır. Hangi düzeyde olurlarsa olsunlar. Bunu yapmanın S. Arabistan için kolay olmadığını elbette biliyoruz. Nitekim Türkiye için de bunu yapmak kolay olmamıştır, ama gerçek bir devlet olmak için, veya devleti işgal etmiş çetelerden kurtarmak için bu bir zarurettir" sözleriyle Suudi Arabistan yönetiminin konuyla alakasının olmadığını aslında devlet içindeki derin devletin böyle bir şey yapmış olabileceğini savundu.

Yasin Aktay'ın "Bilinmeyeni taşlamanın ötesi için" başlıklı köşe yazısından ilgili bölüm şu şekilde:

Bu konuda İhtiyatın sürdürülmesi gereken bir nokta da, Türkiye ve S. Arabistan ilişkileridir. Kaşıkçı’nın konsolosluk binasında kaybolmasıyla ilgili yapılan yorumlarda S. Arabistan’a verip veriştirmenin bir anlamı ve faydası yok.

Türkiye ve S. Arabistan birbirine mecbur iki halk iki ülkedir. Kaderleri birbirine bağlıdır. Kaşıkçı’nın başına gelenleri sorgulayıp Suud makamlarından bunun açıklamasını beklemek asla S. Arabistan’a düşmanlık anlamına gelmez.

Katıldığım bir Arap televizyon kanalında bu olayın iki ülkenin ilişkisini nasıl etkileyeceği yönündeki soruya iki ülkenin kader ortaklığını vurguladıktan sonra şunları söyledim:

“Velev ki, bu olay basına yansıyan vehamette gerçekleşmiş olsa bile topyekun S. Arabistan’ı töhmet altında bırakan açıklamalardan kaçınıyoruz.

Elbette devlet hukuksuz işler yapmaz, yaparsa o devlet değildir. Bu durumda halkını temsil eden bir devletin imkanlarını kullanan ve kendini derin devlet mesabesinde gören çetelerin işgali karşısındayız demektir. Devleti o unsurlardan temizlemek zaruridir.

Türkiye böyle bir ‘derin devlet’ tecrübesini yaşamıştır. Devlet adına kanunsuz işler yapanların yakasına yine devlet adına yapışılmış ve devlet bu unsurlardan temizlenmiştir.”

Gerçekten de bugün hangi düzeyde devlet yetkileri kullanıyor olurlarsa olsunlar bir konsolosluk binasında bütün görevlileri özgür bir insanı kaçırmak, hele öldürmek gibi bir iş için organize edebilenler, her şeyden önce kendi devletlerine ihanet etmekte dolayısıyla kendi halkları ve devletleri için bir tehdittirler. Kendi devletlerinin devlet olma keyfiyetini yok etmektedirler.

Çünkü hukuka dayanmayan, kendi vatandaşının güvenliğine tehdit oluşturan örgütlenmeye devlet denmez.

Dolayısıyla bizim talebimiz S. Arabistan devletinin her şeyden önce, neticede Türkiye’ye ve bütün insanlığa karşı bir kusur irtikap eden bu kanunsuz yapıların ortaya çıkarılmasıdır. Hangi düzeyde olurlarsa olsunlar. Bunu yapmanın S. Arabistan için kolay olmadığını elbette biliyoruz. Nitekim Türkiye için de bunu yapmak kolay olmamıştır, ama gerçek bir devlet olmak için, veya devleti işgal etmiş çetelerden kurtarmak için bu bir zarurettir.

O yüzden Kaşıkçı’nın davasını gütmek asla S. Arabistan’a düşmanlık değil, bilakis gerçek dostluğun ifasıdır.

Esasen Kaşıkçı’nın en önemli davalarından biri de Türkiye ve S. Arabistan ilişkilerinin bir kader olduğunu vurgulamak ve bu ilişkileri geliştirmekti.

Kendisiyle ilgili en çok hatırladığım ifadeleri, S. Arabistan resmi veya yarı resmi medyasında Türkiye aleyhine ne kadar söylem ve faaliyet olursa olsun, Türkiye’nin bunlara tepki vermeme olgunluğunu ne kadar takdir ettiği ve bunun böyle devam etmesi gerektiği yönündeydi.

Kaşıkçı’nın başına gelenler elbette bu davasını geçersiz kılmıyor, bilakis bu konuda fazladan bir hassasiyet sergilemeyi gerektiriyor.

 

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.